Hava durumu sanatı nasıl etkiler?

Müzeler yüzyıllardır doğayı dışarıda tutmak için tasarlanıyor. Çatılar yağmuru, duvarlar nemi dışarıda bırakırken iklimlendirme sistemleri içerideki sıcaklığı ve nemi sabit tutmak için çalışıyor.
Ziyaretçiler gezerken fark etmese de bir müzenin başarısı biraz da dışarıdaki dünyanın içeride ne kadar az hissedildiğiyle ölçülüyor.
Ancak geçen hafta gelen bir haber, değişen iklim koşullarının müzeleri zorladığını bir kez daha gösterdi. 17 Eylül'de Floransa'ya bir saat içinde 45 milimetreyi aşan yağmur düştü ve bu şiddetli yağıştan kentin en önemli iki müzesi, Uffizi ile Palazzo Pitti de payını aldı.
Uffizi'de, Caravaggio'nun “Bacchus” (1596) tablosunun da bulunduğu 17. yüzyıl salonunda tavan penceresinden su sızdı. Müze, suyun yalnızca koruyucu vitrine sıçradığını ve eserlerde hasar olmadığını açıkladı. Palazzo Pitti'de ise Palatine Gallery ve Modern Sanat Galerisi'nin bazı bölümleri su baskını nedeniyle kapatıldı.

LOUVRE’DA BENZER SENARYO
Geçen yılın mayıs ayında benzer bir görüntü Louvre'da yaşanmıştı. Bir dolu fırtınasının ardından su, cam çatıdaki hasarlı bir contadan Cimabue sergisinin salonuna sızmış, çalışanlar aceleyle branda germek zorunda kalmıştı.
Su, Nicola Pisano atölyesinin 1267 tarihli “Three Acolytes” (Üç Akolit) heykelinin kaidesindeki etiketi ıslatmış, Duccio di Buoninsegna'nın 1288 tarihli “Madonna of the Franciscans” (Fransiskenlerin Meryem'i) tablosuna da sıçramış neyse ki tablo vitrini sayesinde kurtulmuştu. Cimabue'nin camla korunmayan 1285 tarihli “Maestà” (Tahttaki Meryem) tablosu ise suyun düştüğü noktanın yalnızca bir metre uzağındaydı. Müze eserlerin zarar görmediğini açıkladı ama bu kadar kısa bir mesafe olayın ne kadar ucuz atlatıldığını anlatmaya yetiyordu.
MÜZELER VE İKLİM
Müzecilikte sıcaklık ve nem kontrolü neredeyse görünmez bir altyapı olarak çalışıyor. Galerilerin iklimi mümkün olduğunca istikrarlı tutuluyor ama bu sistemin kendisi de ciddi miktarda enerji tüketiyor.
Son yıllarda konservatörler, her eser için aynı sıcaklık ve nem aralığını korumanın gerçekten gerekli olup olmadığını tartışıyor, çünkü müzeyi iklimden korumak için karbon ayak izini büyütmek artık sürdürülebilir görünmüyor. Dışarıdaki havayı içeri sokmamak için harcanan enerji, o havayı her yıl biraz daha tahmin edilemez hale getiren krize katkıda bulunuyor. Oysa bazı sanatçılar, havanın sanatla ilişkisini müzelerden çok daha önce fark etmişti.

DOĞAYLA BİREBİR
Danimarkalı-İzlandalı sanatçı Olafur Eliasson'un 2003'te Londra'daki Tate Modern'in Turbine Hall'ına yerleştirdiği “The Weather Project” (Hava Projesi), yapay bir güneş, sis ve ışıkla kapalı bir mekânda neredeyse gerçek bir hava olayı yaratmıştı. Ziyaretçiler o "güneş"e bakmakla yetinmiyor altında uzanıyor, buluşuyor, kendi bedenlerini ve birbirlerini mekânın bir parçası haline getiriyordu. Eliasson'un sonradan anlattığına göre o dönem asıl merak ettiği şey havanın insanları nasıl ortak bir deneyimde buluşturduğuydu. İklim değişikliği henüz işin merkezinde yer almıyordu.
İLGİNÇ BİR TABLO
Floransa'daki ve Paris'teki görüntüleri Eliasson'un işlerinin yanına koyduğumuzda ilginç bir tablo çıkıyor ortaya. Uffizi ve Louvre yağmuru ve doluyu dışarıda tutmak için ellerinden geleni yaparken Eliasson güneşi, sisi ve ışığı bilerek içeri alıyor. Müzeler eseri doğadan korumaya uğraşıyor, Eliasson ise doğanın esere karışmasına kapıyı açık bırakıyor.
Yine de iki taraf da aynı sonuca çıkıyor ve hava, sanatın pencereden izlenen arka planı olmaktan çoktan çıkmış görünüyor. Yüzyıllardır dışarıdaki dünyayı içeride hissettirmemekle övünen müzeler, bu sınırın ne kadar kırılgan olduğunu artık her sağanakta yeniden öğreniyor. Önümüzdeki yıllarda onları asıl meşgul edecek soru da olasılıkla doğayı daha ne kadar süre dışarıda tutabilecekleri olacak.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.