ESPN DeportesLos Nuggets intentan alargar el mal arranque de temporada de los WarriorsPunch2027: CJN warns judges against pressure, conflicting ordersESPNJay-Z to headline Super Bowl LXI halftime showUOLIsrael vai às urnas em eleição dividida que pode tirar cargo de NetanyahuZDF heuteAktuelle Pressemitteilungen des ZDFSportstarWith lessons from Dhoni and Kaif, Ajay Mandal eyes Ranji Trophy success with ChhattisgarhThe Straits TimesMan charged over Prinsep Street knife attack that left two injuredNew Straits TimesBattersea investment too high, losses incurred but recovery under way — AnwarLa NaciónEl jadrdín de democracias que se bifurcanLenta.ruВСУ спрятали взрывчатку в тушке зайцаEl ComercioAyacucho: Sismo de magnitud 4.3 se registró este lunes en Lampa, informó el IGPChannel News AsiaAnthropic points to AI dangers, soaring sales in IPO filing
The Daily Newsstand · Free, Always
Tuesday, October 27, 2026

Mekke Anlaşması - Nejat Eslen

Translate

Donald Trump dönemi ABD küresel jeopolitiği, küresel güç mücadelesinde asıl rakip Çin’e karşı Hint-Pasifik bölgesinde yoğunlaşmayı; Avrupa’nın güvenliğini Avrupalılara devretmeyi, Ortadoğu’da ise riskleri azaltmak ve tasarruf sağlamak amacı ile bölgeden çekilecek askeri gücünün oluşturacağı boşluğu, bölgesel ittifaklar ile doldurmayı esas almaktadır.

Çelişki gibi görünse de 11 Eylül olayından sonra Ortadoğu’da başlatılan ABD girişimlerinin kapatılamamış en önemli hesabı ise İran’dır ve İran, şartlar nasıl gelişirse gelişsin ABD’nin Ortadoğu jeopolitiğinin odak noktasıdır.

İran savaşı Ortadoğu’daki ve özellikle de Körfez bölgesindeki stratejik dengeleri değiştirdi. İran, ABD’nin saldırılarına bu ülkenin Suudi Arabistan’da, Katar’da, Bahreyn’de, Ürdün’de bulunan üslerine yoğun füze ve dron saldırıları ile darbeler vurarak cevap verdi. Bu durum üslerde ciddi yıkıma neden oldu.

Körfez ülkelerinin güvenliğini sağlaması gereken bu üsler bu görevlerini yerine getiremediği gibi bu ülkeleri İran’ın hedeflerine dönüştürdü. Bir başka ifade ile Körfez bölgesi ülkelerinin güvenliğini sağlamaktan sorumlu olan bu üsler, İran’ın saldırıları karşısında kendi güvenliklerini bile sağlayamadı. Gelişen bu durum Körfez ülkelerinde hayal kırıklığına neden olurken güvenlik kaygılarına yol aştı.

İRAN SAVAŞI ÇEKİLMEYİ HIZLANDIRIYOR

Bütün bu gelişmelerle Körfez bölgesindeki ABD üslerinin İran’ın sahip olduğu silah sistemleri nedeniyle hassas durumda olduğu ve bundan böyle ABD’nin bu üsleri kullanarak Körfez bölgesi ülkelerinin güvenliğini sağlayamayacağı ve bu üslerden bölgesel çıkarlarını geliştiremeyeceği anlaşıldı.

Bu önemli gelişme, ABD silahlı kuvvetlerinin Batı Asya’da geleneksel yığınak stratejisini terk ederek mevcut  kuvvet yapısını ve konuşlanmasını yeniden değerlendirmesine yol açtı. İran savaşı, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri gücünün yeniden konuşlandırılması sürecini hızlandırırken ortaya çıkacak güç boşluğunun ise bölgesel güçlerin kuracağı ittifaklarla doldurulması düşüncesinin güç kazanmasına neden oldu. Bu süreçte, ABD’de, Ortadoğu’da ortaya çıkan güç boşluğunun bölgesel güçlerin oluşturacağı bölgesel ittifaklarla doldurulmasının uygun olacağına dair teşvik edici değerlendirmeler yapılıyordu. Mekke Savunma Anlaşması işte böylesine bir süreçte oldu.

ANLAŞMADA MUĞLAKLIK

Savunma antlaşmaları müşterek tehditlere karşı oluşturulur. Örneğin, NATO ittifakı Sovyetler Birliği’nin Avrupa’da yayılmasını müşterek tehdit olarak tanımlayan ülkeler tarafından kurulmuş ve aynı tehdidi değerlendiren ülkelerin katılımı ile genişlemiştir. Mekke Anlaşması’nda açık müşterek tehdit tanımlaması olmadığı gibi üye ülkelere yönelik tehditler ise farklıdır. Suudi Arabistan tarafından tehdit olarak algılanan İran ve Husilerin, Pakistan tarafından tehdit olarak algılanan Hindistan ve Taliban’nın Türkiye için tehdit olarak algılanmaması buna örnek gösterilebilir. Müşterek tehdit tanımlanmasının olmayışı, antlaşma metnini ve antlaşmayı muğlak duruma getirmektedir.

Antlaşmada müşterek tehdit tanımlanması olmadığı için müşterek hedef tanımlanması da yapılmamış; kimin, hangi şartlarda, hangi araçlarla ve nasıl caydırılacağı tanımlanamadığı için ise ittifakın caydırıcı etkinliği zayıflamıştır.

Antlaşma metninde müşterek tehdit, müşterek hedef, caydırıcı etkinlik tanımlamaları olmadığı gibi ittifakın sorumlu olacağı coğrafi bölge de tanımlanmamıştır ve bu nedenle de coğrafi bütünlüğü olmayan üyelerden oluşan ittifakın hangi coğrafi bölgede veya bölgelerde oluşacak krizlere karşı tedbirler alacağı da açıklanamamıştır.

ANTLAŞMANIN AMACI NE?

Aslında antlaşma metninde ne yazdığı veya ne yazmadığı pek de önemli değildir. Belli ki tehdit, hedef tanımlamalarının açıkça yapılması istenmemiştir veya bu tanımlamaları yapmak mümkün olmamıştır. Bölgedeki son gelişmeler ve ABD’nin değişen bölgesel stratejisi de dikkate alındığında, antlaşma metninde açıkça yazılmış olmamasına karşın Mekke ittifakının öncelikle Suudi Arabistan’ın ve Körfez bölgesinin güvenliğine odaklanacağını ve hatta bu amaçla tesis edildiğini ifade etmek mümkündür.

Sonuç olarak, Mekke ittifakının, Suudi Arabistan’da rejimin istikrarını sağlamayı, bu ülkeyi ve Körfez bölgesinin enerji altyapısını farklı etkilere karşı korumayı amaçlayan stratejik aklın ürünü olduğu söylenebilir. Nitekim ABD’nin SuriyeIrak özel temsilcisi Tom Barrack, 20 Ekim’de Doha Ekonomik Forum’unda yaptığı konuşmada, “Seksen yıldır küresel güvenliği sağlayan Amerika artık yok. Petrol karşılığı güvenlik dönemi bitti Herkes kendi bölgesel ittifakını kurmalı’’ dedi ve örnek olarak da Mekke Anlaşması’nı göstererek antlaşmanın gerçek amacını deşifre etmiş oldu.

Mekke Anlaşması’nın tanımlanmamış amacı Suudi Arabistan’ın ve Körfez bölgesinin güvenliğini sağlamak olduğuna göre, doğal olarak tanımlanmamış tehdit ise İran ve onun vekil güçleri olmaktadır. Oysa Türkiye’nin İran ile iyi ilişkiler içinde olması coğrafyanın dikte ettiği koşuldur ve yaşamsal çıkarları, Türkiye’nin her zaman İran ile iyi ilişkiler içinde olmasını gerektirmektedir.

TÜRKİYE'NİN JEOPOLİTİK KİMLİĞİ DEĞİŞİYOR

Mekke Savunma Anlaşması, Körfez bölgesini önceleyen ve Ortadoğu coğrafyası ile ilişkili olan bir antlaşmadır. Bu antlaşma, Türkiye’yi asli ekseninden uzaklaştırmakta, güney jeostratejik eksenine angaje etmekte ve Soğuk Savaş döneminde Avrupa ülkesi olarak tanımlanan Türkiye’yi, Ortadoğu ülkesine dönüştürerek jeopolitik kimliğini değiştirmektedir.

Oysa Türkiye, Ortadoğu ülkesi değildir. Olmamalıdır. Çünkü Ortadoğu kronik istikrarsızlıkların, mezhep çatışmalarının, dış müdahalelerin süregeldiği, tehlikelerle dolu, kaos içindeki bataklıktır.

Yazıya şu sorularla son verelim: Mekke ittifakı, ABD’nin bölgeden çekilmesi ile oluşan güç boşluğunu doldurabilecek midir; Körfez bölgesinin güvenliğini sağlayabilecek midir?

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.