Vatikan’ın duvarından yükselen iklim alarmı

Vatikan Apostolik Kütüphanesi’nin 16. yüzyıldan kalma cephesine dev bir dalga çarpıyor. Yaklaşık 70 metre uzunluğunda ve 30 metre yüksekliğindeki siyahbeyaz görüntü, binayı neredeyse yutacakmış gibi yükseliyor.
Fransız sokak sanatçısı JR’ın “Diluvium” adlı yerleştirmesi için büyüttüğü görüntünün kökeninde ise Gustave Doré’nin 1866 tarihli Tufan gravürü var. Vatikan Apostolik Kütüphanesi’nin dış cephesi için sipariş edilen ilk çağdaş sanat yerleştirmesi olan “Diluvium”, 14 Eylül’de Papa XIV. Leo’nun açılışını yaptığı “AQVA -Catastrophe and Wonder” (Su- Felaket ve Hayret) sergisinin de en çarpıcı işi.
25 Eylül 2026’dan 14 Mayıs 2027’ye kadar görülebilecek “AQVA”, Vatikan Apostolik Kütüphanesi’nin beş yıla yayılacak “Catastrophe and Wonder” (Felaket ve Hayret) sergi dizisinin ilk bölümü. Program, tarih boyunca yazılı sözü ve mirası tehdit eden güçleri; su, ateş, ışık, böcekler ve insan müdahalesi üzerinden ele alacak.
Dizinin suya ayrılan ilk sergisi “AQVA” ise yaşamın kaynağı olan suyun aynı zamanda nasıl yıkıcı bir güce dönüşebildiğine bakıyor. JR’ın dev dalgasının ardında kitaplar, belgeler ve insanlığın yüzyıllar boyunca biriktirdiği bellek var.
KURGUDAN GERÇEĞE
JR, eserin çıkış noktasını anlatırken dev dalganın “kitapları, uygarlığımızın arşivlerini kaybetme korkusu”nu temsil ettiğini söylüyor. Ancak “Diluvium”daki felaket kurgusal olsa da işaret ettiği tehlike değil. Sanatçı, iklim değişikliğiyle birlikte dünyanın farklı noktalarında suyun yıkıcı gücüyle giderek daha fazla karşı karşıya kaldığımızı hatırlatıyor: “Bu dalganın artık görmezden gelemeyeceğimiz bir şey olduğunu düşünüyorum.”
Papa XIV. Leo ise aynı gün Apostolik Kütüphane’den “atan bir kalp” olarak söz ederek kütüphanenin yalnızca kitapların saklandığı bir yer değil, araştırma ve paylaşım yoluyla yaşayan bir mekân olduğunu vurguladı. Böyle bakınca cephenin üzerindeki dev dalga daha da güçlü bir soruyu beraberinde getiriyor: Sular yükselirken yalnızca yaşadığımız yerleri mi, yoksa belleğimizi de mı kaybedeceğiz?
DALGA KAPIYA DAYANDI
Bilimsel veriler de aynı şeyi söylüyor. Dünya Meteoroloji Örgütü’ne (WMO) göre 2025 sonunda küresel ortalama deniz seviyesi, uydu ölçümlerinin başladığı 1993’e kıyasla yaklaşık 11 santimetre daha yüksekti. Üstelik yükseliş hızlanıyor. Bunun başlıca nedenleri, ısınan okyanus suyunun genleşmesi ve buzullar ile buz tabakalarının erimesi.
Bugün yaklaşık 770 milyon insan yüksek gelgit çizgisinin beş metreden daha az üzerinde yaşıyor. Harekete geçilmediği takdirde kıyı kentleri ve topluluklarının karşı karşıya olduğu risklerin 2100’e kadar en az on kat artması bekleniyor. C40’ın küresel kent çalışması ise emisyonların yeterince azaltılmadığı bir senaryoda, yüzyılın ortasında 570’ten fazla kentte yaşayan 800 milyondan fazla insanın deniz seviyesindeki yükselme ve kıyı taşkınlarından etkilenebileceğini ortaya koyuyor.
Risk yalnızca ada devletlerinin meselesi değil. Nature dergisinde yayımlanan, ABD kıyılarındaki 32 kenti inceleyen bir araştırmaya göre, 2050’ye kadar göreli deniz seviyesi yükselmesi 176 bin ile 518 bin arasında ek nüfusu yüksek gelgit taşkınlarına maruz bırakabilir. Savunma yapılarının hesaba katılmadığı modellemede Boston, New York, Charleston ve Miami gibi kıyı kentleri de araştırma kapsamında. NOAA’nın projeksiyonları ise 2050’ye kadar, 2000 seviyesine kıyasla, göreli deniz seviyesinin ABD’nin doğu kıyılarında yaklaşık 40-45 santimetre, Meksika Körfezi kıyılarında ise 55-65 santimetre yükselebileceğine işaret ediyor.
SULAR ALTINDA KALAN BELLEK
Bir kıyı kentini yalnızca binalardan, yollardan ve ekonomik varlıklardan ibaret düşündüğümüzde tablonun önemli bir bölümünü gözden kaçırıyoruz. Kent aynı zamanda bellektir. Arşivleri, müzeleri, meydanları, ibadethaneleri, mezarlıkları, mahalleleri ve kuşaklar boyunca aktarılan gündelik yaşam pratikleriyle birlikte var olur.
UNESCO’ya göre Dünya Mirası kentlerinin yaklaşık üçte biri kıyılarda bulunuyor. Akdeniz bölgesindeki Dünya Mirası alanlarının yüzde 60’ı ise deniz seviyesinin yükselmesine bağlı kıyı taşkını ve erozyon gibi riskleri şimdiden bildiriyor. UNESCO’nun 2025’te yayımladığı ve Akdeniz’deki 114 Dünya Mirası kentini inceleyen araştırma da bu kırılganlığın boyutunu gösteriyor: Kentlerin yaklaşık üçte ikisi aşırı sıcak, sel, kuraklık veya fırtına gibi en az bir iklim tehlikesini halihazırda yaşıyor.
Venedik belki de bunun en görünür örneklerinden biri. Son 150 yılda giderek daha sık su baskınlarına maruz kalan kentin yüzde 50’den fazlası, 2020 itibarıyla ortalama deniz seviyesinden yalnızca 80 santimetre ile 1.20 metre arasında yüksekte bulunuyor. Araştırmalar 2100’e kadar göreli deniz seviyesindeki yükselişin düşük emisyon senaryosunda 42 santimetreye, çok yüksek emisyon senaryosunda ise 81 santimetreye ulaşabileceğini gösteriyor. Kasım 2019’daki “acqua granda” sırasında ise su seviyesi 1.87 metreye ulaşmış ve Venedik’in yaklaşık yüzde 90’ı sular altında kalmıştı. İklim krizi, kentte yüzyıllar boyunca biriktirilmiş kültürel mirasın nasıl korunacağını bugünün meselesi haline getiriyor.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.