ESPN DeportesAtlante y Pumas, urgidos por una victoriaThe Jerusalem PostTrump mocks popularity of the name Mohammad, says 'nobody wants to be president' in IranInquirerQuezon wetlands, rice fields remain haven for migratory birds – DENRUOLBorges: Flávio e Lula não fizeram nem golaços, nem gols contra na GloboZDF heuteEntdecken Sie das ZDF-NachrichtenstudioBuenos Aires TimesLula and Milei in the mirrorColliderForget Narnia, C.S. Lewis’ Best Book Trilogy Masterfully Combines Sci-Fi and Fantasyالنهارالعراق يعزز البنية التحتية للطاقة... هل تنهي هذه المشاريع اختناقات الكهرباء؟La NaciónFrida, Diego, la revolución tecnológica y yoEl ComercioCambio de hora en Estados Unidos 2026: ¿cuándo termina el horario de verano y cómo atrasar el reloj?Malay MailQueen expresses concern over haze impact on children’s health, education and mental well-being, says Fadhlina中国新闻网两部门联合发文 推动“电影+体育”跨界合作
The Daily Newsstand · Free, Always
Saturday, October 17, 2026

Ekrem İmamoğlu’nun savunması

Translate

Bir buçuk yıldır tutuklu olan İstanbul Belediye başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, İBB “davasındaki” savunmasını yapmaya başladı. İmamoğlu savunmasının ilk gününde özetle şunları vurguladı:

“Kim ki yargılaması bitmeden birisi hakkında iftira atıyor, haysiyet cellatlığı yapıyor, bir insanın ailesini aşağılıyor, çocuğunu, gencini, evladını, annesini, babasını hırsız ilan ediyor; haysiyetsizdir, namussuzdur, şerefsizdir.

Bunlar asla unutulmayacak. Her aktörünü, her muhatabını tarih yazdı ve günü geldiğinde elbette ki yüce Türk yargısı huzurunda ilgili olan herkesin hesap vereceğini adım kadar iyi biliyorum.

Türkiye Cumhuriyeti, bir operasyon cumhuriyetine döndü ve hiçbir şey yokmuş gibi bunu izleyenler var... Çıldıracağım, aklımı alıyor yani. Bu nasıl olur? Nasıl bir kişisel menfaatle böyle bir şey düşünülebilir? Her şeyin önündedir memleket; makamın, mevkinin; ister cumhurbaşkanı ol, ister partinin genel başkanı ol, ister vekil ol, ister bakan ol, ne olursan ol.

Ben buradan tüm muhalif düşünceye sahip insanlarımıza sesleniyorum. Birbirinizden güç almalısınız. Bu vurgunculara karşı milletçe bir araya gelmelisiniz. Bu vurgun düzenine karşı yüz binlerce insanımız bir araya gelmelidir. Milyonlarca insanımız sesini birlikte en gür şekilde çıkarmak zorundadır. Bu tarihi bir mücadeledir.

Millet egemenliğinin gerçek ölçüsü, iktidarın nasıl seçildiği değildir. İktidarın millet tarafından değiştirilip değiştirilemediğidir.

Seçilmiş belediye başkanları tutuklanıyor. Belediyelere tehditle şantajla çökülüyor. Ana muhalefet partisi ısmarlama davalarla dizayn edilmek isteniyor. Gazeteciler haber yaptığı için tutuklanıyor. Hakkını arayan işçi, toprağını savunan köylü, ben bu düzeni kabul etmiyorum diyen genç gazla, copla, tutuklamayla karşılaşıyor.

Devlet ile iktidar kavramı tümüyle birbirine girmiştir... Halbuki devlet başkadır, iktidar başkadır. İktidar geçicidir, devlet kalıcıdır. İktidar seçimle gelir, seçimle gider.

Bir parti kendisini devletle özdeşleştirdiğinde Cumhuriyetin temel dengesi bozulur. O partiye yönelen eleştiri devlete saldırı sayılır. O partinin rakibi devletin düşmanı ilan edilir. O partinin çıkarı devletin çıkarı gibi sunulur. Çok tehlikelidir. Devletin sahibi kesinlikle iktidar değildir. Devletin sahibi net olarak millettir. Kalıcı olanı geçici bir hesap için harcayan, tarihe millet huzurunda en ağır hesabı verir ve verecektir.

Bir memurun sadakati bir partiye, bir lidere, kendisini atayana değil, anayasaya, kanuna ve millete olmalıdır. Bir kamu görevlisi, kanun ne diyor sorusundan önce iktidar benden ne bekliyor diye telaşa düşmüşse, düşünmeye başlamışsa, devletin çürümesi başlamış demektir. Yükselmenin ölçüsü sadakat olunca, bedeli yalnız yükselemeyen liyakatli insan ödemez, bedelini millet öder.

Peki, bir iktidar neden rakiplerinden kurtulmak ister? Neden karşısına çıkacak adayı kendisi seçmek ister?

Cevap basittir, net olarak hesap vermemek için.

Ahlak, adaletten söz etmek değildir, güç sahibiyken de adalete razı olmaktır. Ahlak rakibini susturmak değildir. Rakibinin de hukukunu koruyabilmektir.

Bir demokrasiyi öldürmenin üç yolu vardır: Hakemleri ele geçirmek, oyuncuları oyundan atmak, oyunun kurallarını değiştirmek. Biz, bu üçünü de yaşadık. Hakemler, yargı ve seçim kurullarıdır. Oyuncular adaylar, liderler, partiler, belediye başkanlarıdır. Kurallar ise anayasa ve meclistir.

Adaysızlaştırma, lidersizleştirme, partisizleştirme. İşte aslında bu üç kelime, içinde bulunduğumuz bu davanın, mahkemenin, iddianamenin, yani iftiranamenin net tarifidir.

Sandıkta kazanamadıkları belediyeleri kelepçeyle, kayyumla, rozetle almak... Bu siyaset değildir.

Ganimet anlayışı, ganimet. Belediyeyi milletin değil kendi malları sayan bir anlayış.

Bunlara çocukken ‘Ayağını kır oğlum maçı öyle kazan’ diye mi öğrettiler? Bunlar nerede yetişti?”

İradesi gasp edilen milletin kendisini savunmak için ne yapacağı, demokrasiyi hak edip etmediği, zamanla anlaşılacaktır. 

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.