ESPN DeportesConsejo de Campos al Tala Rangel: Los mejores se equivocanZDF heuteEntdecken Sie das ZDF-NachrichtenstudioLenta.ruНазваны причины подорожания мяса в РоссииESPNThe more they win, the greater the risk: Why Kenya's female champions are in dangerThe Sydney Morning HeraldWoman arrested over fire that shut down Perth Airport and threatened homesBBC NewsVerstappen and Lawson given grid penalties for Mexico practice collisionDeadlineAngel Studios CCO Lays Out “Values-Based” Initiative Banning Sex, Nudity, F-Words & “Misuse Of God’s Name”: “Hollywood Lives In A Bubble”New Straits TimesUMPSA's new landmark takes centre stage at 21st convocationSportstarBAN vs WI, 1st Test Day 4 LIVE score: Commentary, UpdatesObservador DesportoAs notícias das 3hLa NaciónGimnasia venció a Estudiantes, de Río Cuarto, y sacó dos boletos: a los playoffs del Clausura y a una copaSouth China Morning PostHong Kong’s Jumbo Floating Restaurant catches fire before opening, kills 34 – SCMP archive
The Daily Newsstand · Free, Always
Saturday, October 31, 2026

Pankartın ardındaki insan

Translate

Vaclav Havel, “Güçsüzlerin Gücü”nde dükkânının vitrinine her sabah rejimi öven pankart asan bir manavdan söz eder. Manavın her gün ekmek teknesine birbirinden farklı pankartlar asmasının nedeni, var olan iktidara ve onun paydaşlarına duyduğu derin inanç değildir. Bu, bir anlamda düzenle uyum içinde olduğunu göstermenin yoludur. O, dikkat çekmemenin, gündelik hayatı sağlama almanın yolunu bulmuştur. Havel’in asıl ilgilendiği pankartın üzerinde yazılanlar değil, o pankartı asandır. Her zaman bir rejimi ayakta tutan benzer davranış biçimi geliştiren milyonlardır. Burada açığa çıkan toplumsal yaşam içinde insanın inanmadığı bir sözü, inanıyormuş gibi söylemesidir. Gerisinde ise başına bela almak istemeyen küçük insanın korkular içine hapsolmuş gizli trajedisi yatmaktadır.  

Bu noktadan sonra pankart, bir düşüncenin ifadesine değil, bir uyum gösterisine dönüşür. Sözcükler anlamını bütünüyle kaybeder; siyasal dil, hakikati açıklamanın değil, var olan düzeni yeniden inşa etmenin aracına dönüşür. Böylece içtenlikten, inançtan, olduğu gibi görünmekten yoksunluk, yalnızca bireyin karakterine ilişkin bir sorun olmaktan çıkar; toplumsal bir davranış biçimine dönüşür. Burada asıl sorun, pankartın varlığı değil, onunla kurulan ilişkidir. Tersini düşünelim: Manav, her gün dükkanına aynı sözleri gerçekten benimsediği için de asabilirdi. O zaman pankartın anlamı değişirdi. İçtenlik, sözcüklerin kendisinde değil, insanın o sözcüklerle kurduğu ilişkide gizlidir. 

Siyasal söylemde sloganın, edebiyatta klişenin gördüğü işlev bu bakımdan birbirine benzer. İkisi de düşünmenin ve hissetmenin yerine hazır bir ifade koyar. Ancak aralarında önemli bir fark vardır: Siyasal slogan, insanlardan belirli bir davranış ve bağlılık talep ederken yavan edebiyatta sözcükler çoğunlukla okurun alışkanlıklarına seslenir. Biri itaati sağlar, diğeri kolay tanınan, bilinen bir duygusallık üretir. Her iki durumda da dil, insanın hakikatle karşılaşmasını engelleyen bir perdeye dönüşüverir. Edebiyatta da benzer biçimde, bir sözcüğün ya da duygunun sahiciliğini belirleyen yalnızca içeriği değildir. Yoksulluğu anlatan her metin yoksulluğun hakikatine yaklaşmaz. Acıdan söz eden her şiir, acıyı derinlemesine kavramaz. Bu noktada siyasetin içtenlikten uzaklaşmasıyla edebiyatın sahiciliğini kaybetmesi arasında bir başka ortaklık belirir: Her ikisi de insanı araçsallaştırabilir. Siyaset, insanı bir sloganın taşıyıcısına; yavan edebiyat ise bir düşüncenin ya da duygunun vıcık vıcıklığını dayatmasına indirgeyebilir. Oysa içtenlik, insanın bu indirgemelere sığmayan varlığını kabul etmeyi gerektirir.

Totaliter olmayan ya da kendi etik yasasını onursal olarak oluşturmuş toplumlarda siyasette içtenlik, siyasetçi açısından söz ile eylem arasındaki tutarlılıkla ilgilidir. Siyasal özne, yalnızca söylediklerinden değil, söylediklerinin gerektirdiği sorumluluğu taşıyıp taşımadığı üzerinden de değerlendirilir. Adaletten söz eden bir siyasetçinin adaletsizlik karşısındaki tutumu, eşitliği savunan birinin eşitsizlik üreten uygulamalarla ilişkisi, özgürlük talep eden birinin başkalarının özgürlüğüne gösterdiği saygı, içtenliğinin sınandığı alanlardır. Burada sahicilik, kişinin duygularını samimiyetle dile getirmesinden çok, savunduğu ilkelerle kurduğu ahlaki bağda ortaya çıkar. Hannah Arendt, “Kötülüğün Sıradanlığı”nda olgusal hakikatin siyasal çıkarlar karşısında nasıl kırılgan hale gelebildiğini tartışır. Buradan hareketle siyasetçinin içtenliğini kaybetmesi, yalnızca kişisel bir ahlak sorunu olarak değil, kamusal dünyanın gerçekleriyle bağını yitirmesi olarak da yorumlanabilir. Bir siyasetçinin kendi anlatısına inanması, o anlatının toplumun yaşadığı gerçeklikle örtüştüğünü göstermez. O zaman şunu da sormak gerekir: Bir siyasetçi içtenliğini ne zaman kaybeder? İlk yalanını söylediğinde mi, yoksa artık yalan söylediğinin farkına varmadığında mı? Belki de içtenliğin kaybı, insanın kendi sözüne yabancılaşmasıyla başlar. Bir zamanlar inançla savunduğu değerler, zamanla siyasal varlığını sürdürmenin araçlarına dönüşür. Sözcükler yerli yerindedir; adalet, özgürlük, eşitlik, halk, vicdan her gün ayrı bir coşkuyla söylenir. Fakat sözcüklerle hayat arasındaki bağ zayıflamıştır. Siyasetçi artık hakikati dile getirmekten çok, kendisine ait bir imgeyi korumaktadır. Böylece içtenliğin yerini sahiciymiş gibi olma gösterisi alır. Hatırlayın, 90’lı yıllarda televizyon ekranlarında o dönemin başbakanı Tansu Çiller’in sahicilik testine twbi tutulan gözyaşları konuşulmuştu. Şu anda sokak gösterilerinden başını kaldıramayan Macron’un yine sosyal medyada kararlı duruşunun ardında yatan korkaklığının sevimlilik üstünden sunulmaya çalışılması da benzer bir nitelik taşıyor. Siyaset gibi kirletilmiş bir alanda siyasetçinin günlük yaşamın içinde kişilik gösterisi üzerinden kadar pazarlanması ise son yılların eseri. O zaman iyice yalana hapsolmamızı sağlayan bir mekanizma karşımıza çıkıyor. Üstelik bu dili her alanda sarıyor; bizim sığındığımız sözcükler bile lekeleniyor. 

Ancak birileri bu mekanizmayı oluştururken, birileri odun taşırken, diğeri rant kapısında var olan sitemi onaylayarak “hani bana” derken İsmail Arı içerde yatıyor! 

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.