BM kürsüsünde iki dünya: Yeni düzenin masasında Türkiye nerede?

Donald Trump’ın dünyasında merkezde güç vardı. Recep Tayyip Erdoğan’ın dünyasında ise meşruiyet. Biri, uluslararası sistem sonuç üretmediğinde güçlü devletin beklemeyeceğini söyledi. Diğeri, sonuç üretemeyen sistemin artık değişmesi gerektiğini savundu;
- Trump ile Erdoğan farklı cevaplar verse de aynı soruna işaret ettiler. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzen ciddi bir işlev ve meşruiyet krizi yaşıyor.
- Türkiye açısından mesele yalnızca Birleşmiş Milletler’in geleceği değil. Mesele aynı zamanda Gazze, İran, Suriye, Rusya- Ukrayna savaşı, enerji ve ticaret yolları. Ve bütün bunların üzerinde giderek sertleşen büyük güç rekabeti.
- Türkiye yeniden şekillenen uluslararası sistemde ne kadar bağımsız hareket edebilecek ve bu hareket alanını ne ölçüde gerçek güce dönüştürebilecek?
Haberin Devamı
TRUMP: KONUŞMADIM, HAREKETE GEÇTİM
Trump, “Başkaları konuşurken ben harekete geçtim” dedi. Bu cümle, Trump’ın uluslararası sisteme bakışını özetleyen bir dış politika anlayışı; Amerikan egemenliği, askeri güç, ulusal çıkar ve gerektiğinde tek taraflı hareket.
Uluslararası ilişkiler teorisi açısından baktığımızda karşımızda belirgin bir realist güç siyaseti var:
- Realizm, uluslararası sistemin üzerinde devletleri mutlak biçimde koruyabilecek bir otorite bulunmadığını kabul eder. Dolayısıyla devletin güvenliğinin nihai garantörü kendi kapasitesidir.
- Trump’ın söyleminden yola çıkarak, Amerika kendi güvenliğini uluslararası sistemin karar alma hızına teslim etmeyecek tespiti yapılabilir.
- Buradaki paradoks çarpıcı. Trump dünyanın en önemli çok taraflı kurumunun kürsüsünde konuştu ama tarif ettiği dünya esas itibarıyla çok taraflı değildi. Devlet, yani Amerikan gücü merkezliydi.
ERDOĞAN: BU İNSANİ BİR MESELE
Erdoğan ise aynı kürsüde tartışmayı başka bir noktadan başlattı; Gazze’den. Erdoğan, Gazze’yi üç aşamalı bir siyasi argümana dönüştürdü; insani kriz, uluslararası sistemin başarısızlığı, sistem reformu. Erdoğan, 190’dan fazla ülkenin iradesinin beş daimi üyeye bağlı olduğu bir yapının güven üretmesinin mümkün olmadığını savundu. Güvenlik Konseyi reformu istedi:
Haberin Devamı
- Eğer BM’nin kuruluş amaçlarından biri uluslararası barış ve güvenliği korumaksa ve uluslararası toplum Gazze’de yaşananları durduramıyorsa sorun yalnızca sahadaki çatışma değildir. Sorun aynı zamanda uluslararası sistemin karar alma kapasitesidir.
- Olması gerekenler uluslararası hukukun güçlü ve zayıf devletlere farklı uygulanmaması; bölgesel sahiplenmenin güçlendirilmesi; devletler arasında açık diplomasinin öne çıkarılması; gelir eşitsizliğiyle mücadele ve teknolojinin yeni bir hegemonya aracına dönüşmesinin önlenmesidir...
- Kısacası Erdoğan mevcut uluslararası düzen temsil, uygulama ve sonuç üretme kapasitesi bakımından yeniden tasarlanması çağrısında bulundu.
Haberin Devamı
AYNI KRİZ, İKİ FARKLI CEVAP
İşte Trump ile Erdoğan arasındaki esas ayrım burada ortaya çıkıyor. İki lider de mevcut uluslararası mekanizmaların yetersizliğine işaret ediyor. Ama çıkardıkları sonuç farklı. Trump’a göre kurum sonuç üretmiyorsa güçlü devlet harekete geçer. Erdoğan ise “Kurum sonuç üretmiyorsa kurumun yapısını değiştirmek gerekir” yaklaşımında.
Birincisi kapasiteyi öne çıkarıyor. İkincisi meşruiyeti. Kurallar mı gücü sınırlayacak, yoksa güç mü yeni kuralları belirleyecek? 21’inci yüzyılın uluslararası sistem tartışmasının merkezinde bu soru var.
MOSKOVA’DAN GELEN CEVAP NEDEN ÖNEMLİ?
Erdoğan’
ın konuşmasının ardından Moskova’dan gelen tepki bu tartışmayı teoriden pratiğe taşıdı. Kremlin, Güvenlik Konseyi’nin reforme edilmesi ve yeni daimi üyelerle genişletilmesi fikrine destek verdi. Ama veto hakkının kaldırılmasına karşı çıktı. Bu da başka bir paradoks:Haberin Devamı
- Veto yalnızca teknik bir karar alma yöntemi değil. 1945’teki güç dağılımının bugünkü uluslararası sistemde devam eden en önemli kurumsal ayrıcalıklarından biri.
- Dolayısıyla Erdoğan beş daimi üyenin ayrıcalığını sorguladığında yalnızca BM’nin çalışma yöntemini tartışmıyor. Gücün nasıl dağıtıldığını tartışmaya açıyor.
- Rusya’nın cevabı da bu nedenle şaşırtıcı değil. Çünkü uluslararası sistemin reform edilmesini istemek başka, reform sonucunda sahip olduğunuz ayrıcalıktan vazgeçmek başka.
- Sistemi değiştirebilecek güce sahip devletler, aynı zamanda mevcut sistemden en büyük ayrıcalığı elde eden devletler.
- Peki “Dünya beşten büyük” ise bu daha büyük dünyanın karar mekanizması nasıl kurulacak? Ve bugünkü beş güç, sahip oldukları ayrıcalığı paylaşmaya ne ölçüde hazır?
Haberin Devamı
SURİYE: MANŞETTE DAHA AZ, ANKARA İÇİN HÂLÂ MERKEZDE
Tam burada Suriye’yi ayrıca açmak gerekiyor.
Çünkü Ankara açısından Suriye artık yalnızca terör ve sınır güvenliği meselesi değil.
Devletin yeniden inşası, toprak bütünlüğü, ekonomik kalkınma, mültecilerin dönüşü, bölgesel entegrasyon ve İsrail-İran rekabetinin Suriye üzerindeki etkileri...
Bütün bunlar aynı dosyanın içerisinde.
Dolayısıyla New York’ta Gazze manşet olabilir.
Ama Ankara’nın güvenlik masasında Suriye önemini kaybetmiş değil.
Türkiye’nin Suriye politikası aynı zamanda yeni bölgesel düzenin nasıl kurulacağına ilişkin daha büyük tartışmanın parçası.
GAZZE: WASHINGTON’A İTİRAZ, WASHINGTON’LA DİYALOG
Türkiye, İsrail hükümetine çok sert eleştiriler yöneltiyor. Ancak Erdoğan aynı BM konuşmasında ateşkes konusunda Trump’ın gayretlerine de atıfta bulundu. Çünkü Ankara, Washington’ın Ortadoğu denklemindeki ağırlığını yok sayarak sonuç üretilemeyeceğinin farkında. Türkiye’nin ABD politikası açısından formülü; itiraz et ama diyaloğu kesme. Yani Washington’la kanal açık tutuluyor.
İRAN: ANKARA’NIN EN DAR KORİDORLARINDAN BİRİ
İran dosyası ise çok daha hassas. Trump’ın BM konuşmasındaki en sert stratejik mesajlardan biri İran’a yönelikti. İran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceğini bir kez daha söyledi. Türkiye açısından denklem daha karmaşık. İran aynı anda komşu, ekonomik aktör, bölgesel rakip ve diplomatik muhatap. Ankara açısından İran’ın nükleer silaha sahip olması istenmeyen bir sonuç. Ancak İran’ın kontrolsüz biçimde istikrarsızlaşması veya bölgesel savaşın genişlemesi de Türkiye açısından ciddi riskler doğurabilir.
TÜRKİYE’NİN DAR KORİDORU: STRATEJİK ÖZERKLİK
Bütün
bunları yan yana koyduğumuzda Türkiye’nin dış politikasını açıklamak için önemli bir kavram karşımıza çıkıyor:Stratejik özerklik. Bu NATO’dan kopmak demek değil, Batı’dan uzaklaşmak değil. Stratejik özerklik; ittifak ilişkilerini korurken farklı güç merkezleriyle ilişki kurabilecek bağımsız hareket alanını mümkün olduğunca genişletebilmek demek.
PEKİ BUNDAN SONRA?
Önümüzde üç temel ihtimal var;
- Birincisi, güç siyasetinin daha da sertleşmesi. ABD’nin caydırıcılık ve doğrudan güç kullanımına daha fazla ağırlık verdiği; Çin, Rusya ve bölgesel aktörlerin buna kendi güç politikalarıyla cevap verdiği bir dünya.
Böyle bir tabloda Türkiye gibi orta güçlerin askeri ve diplomatik değeri de üzerlerindeki baskı da artar.
- İkinci ihtimal, çok kutupluluğun giderek kurumsallaşması. ABD küresel sistemin en önemli güçlerinden biri olmaya devam ederken Çin, Hindistan, Avrupa, Rusya ve bölgesel aktörlerin daha bağımsız merkezler hâline geldiği bir yapı ortaya çıkabilir. Bu Türkiye’ye daha geniş bir diplomatik hareket alanı sağlayabilir. Ama denge siyaseti de çok daha zorlaşır.
- Üçüncü ihtimal eski kurumların zayıfladığı ama yeni düzenin henüz kurulamadığı uzun bir geçiş dönemi.
Çünkü kuralların aşındığı fakat yeni kuralların henüz oluşmadığı dönemler uluslararası sistemin en öngörülemez dönemleridir.
NEW YORK’TAN ANKARA’YA DÖNEN MESAJ
Yeni
dünya düzeni gerçekten kuruluyor mu, kurulacak mı? Henüz belli değil. Bir tarafta güç siyaseti, diğer tarafta kurumsal meşruiyet arayışı var. Türkiye ise bu iki dünyanın kesiştiği dar koridorda ilerlemeye çalışıyor.Peki Türkiye değişen güç dengeleri arasında ne kadar bağımsız hareket edebilecek? Bu hareket alanını ne kadar siyasi, ekonomik, askeri ve diplomatik güce dönüştürebilecek? Belli ki yeni dünya düzeninde masada oturmak tek başına yeterli olmayacak. Asıl mücadele masanın etrafındaki sandalye sayısından çok, masanın kurallarını kimin yazacağı üzerine olacak.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.