InquirerLTFRB summons bus operator over fatal Manila crashESPN DeportesChivas manda mensaje rumbo al Clásico tras golear a PumasESPNBallmer to comply with NBA's penalties, won't seek legal actionDaily MaverickSaudi Civil Defense lifts warnings of potential danger in four citiesThe Jerusalem PostTrump dismisses report China entities helped Iran before attack that killed US troopsThe Hollywood ReporterZack Snyder’s ‘The Last Photograph’: First ReactionsCNN TürkHava Durumu (14-09-2026)SözcüÇeşme veya Antalya değil: Türkiye'nin balayı rotası değiştiWirtualna PolskaSondażowa dominacja Le Pen. Liderka skrajnej prawicy mknie do II turyNew Straits TimesFederal govt allocates rm1.46 bln for eight flood mitigation projects in MelakaEl ComercioTemblor en México EN VIVO hoy, 13 de septiembre 2026: hora exacta, magnitud y dónde fue el epicentro del último sismo vía SSNRapplerLIVE UPDATES: First BARMM parliamentary elections
The Daily Newsstand · Free, Always
Monday, September 14, 2026

Boz, yap, bir daha yap

Translate

Bu hafta sözü güzel ülkemin güzel şehri Trabzon’dan açacağım.

Ama anlatacağım mesele yalnız Trabzon’un meselesi değil. Bu şehir, yıllardır ülkenin pek çok yerinde karşılaştığımız bir yönetme anlayışının iyi bir örneği: Önce yap, sonra yanlış olduğunu anla, ardından başka bir proje adı altında yeniden yap. Her defasında para harca, her defasında kurdele kes, her defasında da sanki o şehri yıllardır başkaları yönetiyormuş gibi yeni bir başlangıç ilan et.

Trabzon’da bugün olan biraz da bu.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Uzunkum Yaşam Alanı Millet Bahçesi’nin fidan dikim töreninde, projenin “Trabzon’u deniziyle yeniden kucaklaştıracağını” söylüyor.

İnsan cümleyi duyunca duruyor.

Yeniden mi?

Kardeşim, deniz zaten oradaydı.

Trabzon da oradaydı.

Karadeniz şehri zaten kucaklıyordu.

İnsan bugün yapılan konuşmaları dinleyince şöyle sanıyor: Birileri yıllar önce gelmiş, Trabzon’un sahilini doldurmuş. Şehirle denizin arasına yollar, taşlar, betonlar koymuş. Trabzonluyu kıyısından uzaklaştırmış.

Sonra bugünkü yöneticiler çıkagelmiş:

“Merak etmeyin, biz geldik. Trabzon’u yeniden deniziyle buluşturacağız.”

İyi de siz neredeydiniz?

Bu şehir denizi tanır: Faroz’u, Beşirli’yi, Ganita’yı, Ayasofya’daki o kayaları, Beşpara’yı, Sandıklı’yı, Vapurlu’yu bilir.

İnsanların nerede denize girdiğini, hangi kayadan suya atladığını, çocukların nerede yüzmeyi öğrendiğini hatırlayan hâlâ çok insan var Trabzon’da.

Çünkü sahil yalnızca denizin bittiği, karanın başladığı yer değildi. Şehrin hayatının bir parçasıydı.

Sonra dolduruldu.

Yollar geçti, kıyının biçimi değişti. Deniz elbette küçülmedi ama şehir denizden uzaklaştı. İnsanlar bir zamanlar yanı başında yaşadıkları Karadeniz’e ulaşmak için yolların, dolguların arasından geçmeye başladı.

Şimdi aynı yere yeniden milyonlar harcanacak. Parklar yapılacak, ağaçlar dikilecek, yürüyüş yolları açılacak. Bütün bunlar da “Trabzon’u yeniden denizle buluşturmak” diye anlatılacak.

Boz.

Yap.

Bir daha yap.

İşte hikâyenin tuhaf tarafı burada.

Uzunkum güzel olsun. Yeşil olsun. Ağaçlar büyüsün. Çocuklar koşsun, insanlar yürüsün, Trabzonlu yeniden Karadeniz’in kıyısında oturup çayını içsin.

Buna kim karşı çıkabilir?

İtiraz yapılana değil, anlatılma biçimine.

Çünkü yıllar boyunca alınan kararlar hiç yaşanmamış gibi konuşuluyor. Sanki sahili başkaları doldurmuş, kıyıyı başkaları değiştirmiş, şehirle denizin arasına başkaları girmiş.

Şimdi birileri ilk kez Trabzon’a gelmiş, karşısındaki manzaraya bakıp:

“Bu şehre ne yapmışlar böyle?”

Demiş gibi.

Ardından kurtarma operasyonu başlıyor.

İnsan biraz da buna kızıyor.

Bir şehri yıllarca yöneten anlayış, kendi döneminde ortaya çıkan sorunların karşısına yıllar sonra kurtarıcı olarak çıkınca hafıza ne olacak?

Şehirler unutmaz.

Trabzon hiç unutmaz.

Üstelik bütün bunların faturası yine aynı insanlara çıkıyor. Dün doldurmak için para harcanıyor, bugün yeniden düzenlemek için. Yarın başka bir anlayış geliyor, yapılan yeniden sökülüyor.

Trabzon burada yalnızca bir örnek.

Ülkenin pek çok kentinde yıllardır benzerini görüyoruz. Meydanı düzenliyoruz, birkaç yıl sonra yeniden düzenliyoruz. Park yapıyoruz, sonra söküyoruz. Ağacı kesiyoruz, yıllar sonra aynı yerde fidan dikme töreni düzenliyoruz. Sahili dolduruyoruz, sonra insanları yeniden denize ulaştırmak için proje hazırlıyoruz.

Her yeni proje, bazen kendinden önceki yanlışın üzerini örten yeni bir tabelaya dönüşüyor.

Oysa sorulması gereken çok basit:

Madem bugün geri getirmek için bu kadar uğraşacaktık, dün neden yok ettik?

Şehir yönetmek sürekli bir şey yapmak değildir.

Bazen dokunmamak gerekir.

Bazen korumak.

Bazen elinizdekinin değerini bilmek.

Her boş gördüğünüz yere beton dökmek, her kıyıyı doldurmak, her birkaç yılda bir aynı meydanı yeniden yapmak zorunda değilsiniz.

Bazen bir şehre yapılacak en büyük hizmet, ona yeni bir şey kazandırmak değil, elindekini kaybettirmemektir.

Trabzon’un denizi vardı.

Sahili vardı.

Karadeniz şehri zaten kucaklıyordu.

Şimdi yıllar sonra Trabzon’u yeniden deniziyle kucaklaştıracaklarmış.

Çok erken aklınız başınıza gelmiş.

Yine de yapın.

Ağaçları dikin, kıyıyı insanlara açın, çocukları denize indirin. Trabzonlu yeniden denizin sesini duysun.

Ama bir ricamız var:

Bunu bize yeni bir şey kazandırıyormuşsunuz gibi anlatmayın.

View the original on Cumhuriyet

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.