Enflasyon neden çürüme sonuç

Birinin ev parası gitti. Birinin otomobil için yıllardır biriktirdiği para. Bir başkasının emeklilik ikramiyesi, ötekinin çocuğunun geleceği için kenara koyduğu birikimi...
Sermaye piyasalarında yaşanan fon krizinin rakamları büyüdükçe meselenin yalnızca büyük yatırımcıların kaybından ibaret olmadığı ortaya çıkıyor. Kamuoyuna yansıyan hesaplamalarda, 1 milyon liranın altında birikimi bulunan yüz binlerce küçük yatırımcıdan söz ediliyor.
Yüz binlerce insan bugün parasının derdinde.
Çoğu o parayı daha da zengin olmak için yatırmadı. Biriktirdiğini korumaya çalıştı.
Ev için biriktiriyorsunuz, siz biriktirirken ev sizden hızlı pahalanıyor. Otomobil için para ayırıyorsunuz, fiyatına yetişemiyorsunuz. Emekli oluyorsunuz, 30-40 yıllık emeğin karşılığı olan paranın satın alma gücü gözünüzün önünde eriyor.
Sonunda tasarruf sahibinin önünde tek soru kalıyor:
“Paramı nereye koyarsam erimez?”
Bugünkü fon krizine asıl buradan bakmak gerekiyor.
Çünkü bu insanlar bir sabah uyanıp spekülatör olmaya karar vermedi.
Bu ülkenin ekonomi politikası milyonlarca sıradan insanı istemeden yatırımcı yaptı. Hatırlayalım.
Eylül 2021’de politika faizi yüzde 19, yıllık enflasyon yüzde 19.58’di. “Faiz sebep, enflasyon neticedir” denerek faiz indirilmeye başlandı. Aralıkta politika faizi yüzde 14’e kadar düşürüldü.
Sonuç?
Ekim 2022’de yıllık enflasyon yüzde 85.51’e çıktı.
Dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati ise uygulanan yaklaşımı “neoklasik ekonomi düşüncesinden epistemolojik bir kopuş” diye tarif etti.
Kopuş gerçekten yaşandı. Ama yalnızca ekonomi teorisinden değil.
Fiyat istikrarından, tasarruftan, emeğin değerinden de koptuk.
Fatura gelir dağılımında görüldü. İşgücü ödemelerinin gayrisafi katma değerden aldığı yıllık pay 2020’de yüzde 32.9 iken 2022’de yüzde 26.3’e geriledi. O dönemin gelir kaybı milyonlarca hanede iz bıraktı.
Tasarruf etmek de zorlaştı. TÜİK verilerine göre hanehalkı tasarruf oranı 2018’de yüzde 16.2 iken 2024’te yüzde 11.3’e indi.
Yani insanlar gelirlerinden daha azını bir kenara koyabilir hale gelirken biriktirebildikleri üç kuruşu da enflasyondan korumak zorunda kaldı.
Çürüme dediğim tam burada başlıyor.
Yıllardır söylenir: Yüksek enflasyon yalnızca paranın değerini aşındırmaz, ahlakı da bozar.
Çalışarak kazanmakla kısa yoldan kazanmak arasındaki ölçüyü bozar. Tasarrufu cezalandırır, spekülasyonu cazip hale getirir.
“Ne üretebilirim?” sorusunun yerini:
“Paramı nereye koyarsam daha çok kazanırım?” sorusu alır.
Kolay para hikâyeleri çoğalır. Şirketler birkaç yılda inanılmaz değerlere ulaşır. Normal zamanda kuşku uyandıracak rakamlar yüksek enflasyon ortamında sıradanlaşır.
Bir tarafta maaşı daha cebine girmeden eriyen çalışan, diğer tarafta birkaç ayda servet kazanıldığına ilişkin hikâyeler...
Böyle bir ortamda toplumun “normal” algısı değişir. Kolay para istisna olmaktan çıkar.
İşte bu nedenle şimdi milyarlarca dolarlık iddiaların konuşulduğu fon krizinde dönüp küçük yatırımcıya “Sen de almasaydın” demek kolay.
Bu krizde mahalle arasında kurulmuş kontrolsüz bir yatırım zincirinden söz etmiyoruz.
SPK var, KAP var, Takasbank var, Merkezi Kayıt Kuruluşu var. Bankalar, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri var.
Vatandaş bankasının ekranında fonu görüyor ve doğal olarak düşünüyor:
“Burada satılıyorsa denetleniyordur.”
Günlerdir yanıt bekleyen sorular da tam burada başlıyor:
Fonlar büyürken kim denetledi? Olağanüstü getiriler ortaya çıktığında kim baktı? Riskler birikirken hangi alarm çaldı? Çaldıysa kim duydu? Duyulduysa neden zamanında müdahale edilmedi?
Bugün binlerce ailenin evinde yangın var. Bir tarafta yılların emeğini kaybeden insanlar, diğer tarafta soruşturmalara yansıyan olağanüstü servetler ve lüks yaşam görüntüleri...
Çürümenin en ağır fotoğrafı belki de bu.
Üstelik dün yaşanan bir gelişme tartışmaya yeni bir boyut ekledi.
Fon krizinin ardından gündeme gelen Katılımevim ve Birevim için kamu sermayeli Emlak Katılım devreye girdi. Bu önemli. Çünkü 2021 sonrasında yalnızca düşük faiz politikası uygulanmadı. “Faizsiz finans”, katılım bankacılığı ve tasarruf finansman sistemi de ekonomi politikasında daha görünür hale geldi. Faiz konusunda dini hassasiyeti bulunan yurttaşa borsa da dahil bu sistemler alternatif olarak gösterildi.
Şimdi sistemin iki önemli şirketinde sorun ortaya çıktığında kamu sermayeli bir banka devreye giriyor.
Bir tarafta kamu eliyle devralınması için harekete geçilen şirketlerin müşterileri, diğer tarafta tasfiye edilen fonlarda parasının ne kadarını geri alacağını bekleyen yatırımcılar...
Tasarruf sahiplerinin korunması elbette önemli.
Ama o zaman şu soruyu da sormak gerekiyor:
Neden aynı koruma refleksi sermaye piyasalarında parasını kaybeden küçük tasarruf sahibi için gösterilmiyor?
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.