ESPN DeportesConsejo de Campos al Tala Rangel: Los mejores se equivocanZDF heuteEntdecken Sie das ZDF-NachrichtenstudioLenta.ruНазваны причины подорожания мяса в РоссииESPNThe more they win, the greater the risk: Why Kenya's female champions are in dangerThe Sydney Morning HeraldWoman arrested over fire that shut down Perth Airport and threatened homesBBC NewsVerstappen and Lawson given grid penalties for Mexico practice collisionDeadlineAngel Studios CCO Lays Out “Values-Based” Initiative Banning Sex, Nudity, F-Words & “Misuse Of God’s Name”: “Hollywood Lives In A Bubble”New Straits TimesUMPSA's new landmark takes centre stage at 21st convocationSportstarBAN vs WI, 1st Test Day 4 LIVE score: Commentary, UpdatesObservador DesportoAs notícias das 3hLa NaciónGimnasia venció a Estudiantes, de Río Cuarto, y sacó dos boletos: a los playoffs del Clausura y a una copaSouth China Morning PostHong Kong’s Jumbo Floating Restaurant catches fire before opening, kills 34 – SCMP archive
The Daily Newsstand · Free, Always
Saturday, October 31, 2026

Dekadans - Okan Toygar

Translate

Bertolt Brecht (1898-1956), kapitalist düzeni Marksist bir bakışla eleştirdiği Üç Kuruşluk Opera’da, “Önce ekmek gelir, ardından ahlak” der. Oyunda, ticaret ile suçun, saygınlık ile çıkarcılığın, yasal olan ile yasadışılığın sınırlarının giderek bulanıklaştığı bu dünya, aynı zamanda çürümenin toplumsal yaşamın bütününe yayıldığı bir dekadans dünyasıdır.

Fransız düşünür ve eleştirmen Paul Bourget (1852-1935) dekadans kavramını toplumu bir arada tutan bağların çözülmesiyle açıklar. Toplumu bir organizmaya benzeten Bourget’ye göre, parçalar bütünden ayrıştıkça toplumsal bütünlük de çözülmeye başlar.

Marx (1818-1883) ve Engels’in (1820-1895) Komünist Manifesto’da belirttiği gibi, kapitalist düzende insanın değeri parayla ölçülmeye başlar. Böyle bir düzende para yalnızca bir değişim aracı olmaktan çıkar; başarının, saygınlığın ve insanın toplumsal değerinin ölçüsüne dönüşür. “İnsanlıktan çıkmak” sözü tam da burada gerçek anlamını bulur. Para, insanın değerler sistemine yerleştirilmiş bir bomba gibi, zamanla o sistemi parçalar, yıkar, tahrip eder. İnsan hiçleşir, bütün yaşamsal ilişkileri yozlaşır!

Gerçekten de paranın yaşamda giderek daha belirleyici duruma gelmesiyle, mesleklerin kendi değerleri ve başarı ölçütleri de giderek aşınıyor; başarı, sayılar, kazanç ve performansla tanımlanmaya başlanıyor. İyi gazetecilik için okunma ve izlenme oranları, iyi hekimlik için daha çok hasta bakmak belirleyici oluyor. Böylece niteliğin yerini nicelik, toplumsal yararın yerini kazanç, mesleki değerlerin yerini performans alıyor.

TOPLUMSAL ÇÜRÜME 

Bu anlayışın sonuçları, söz konusu insan sağlığı olduğunda çok daha ağır olabiliyor. Kazanç tıbbi gerekliliğin önüne geçtiğinde hasta, tedavi edilmesi gereken bir insan olmaktan çıkıp gelir sağlayan bir araca dönüşebiliyor. İki yıl önce ülke gündemini sarsan ve “yenidoğan çetesi” olarak bilinen olay, bunun varabileceği noktayı bütün ürkütücülüğüyle gösteriyordu. İnsanın insan olmaktan çıkmasının en korkunç hallerinden biri, dünyaya yeni gelen savunmasız bebeklerin yaşamının bile kâr uğruna ikinci plana atılabilmesiydi. Mesele birkaç kişinin ahlaksızlığı ya da işlediği suçların çok ötesindedir; insan yaşamının maddi çıkara konu olabilmesi, artık bireysel bir ahlak sorunundan değil, toplumsal bir çürümeden söz etmeyi gerektirir.

Günümüzde bu değer aşınmasının izlerine siyasette de rastlıyoruz. Üstelik buradaki çürüme, yalnızca rüşvet, yolsuzluk ya da kamu kaynaklarının yağmalanmasıyla sınırlı değil. Seçmenin iradesini para ya da maddi çıkarla etkilemeye çalışmak, montaj görüntülerini gerçekmiş gibi kullanmak, yıllarca savunduğu düşünceleri bir makam uğruna terk ederek dün karşısında durduğu siyasi anlayışın safına geçmek de aynı çürümenin farklı yüzleri. Hepsinde ortak olan, amaca ulaşmak için kullanılan yöntemin giderek önemsizleşmesi; sonucun, ona nasıl ulaşıldığının önüne geçmesi.

Bu aşınmanın izlerine medyada ve aydın çevrelerinde de rastlıyoruz. Siyasal hedefler uğruna eleştirinin ertelenmesi, yanlışların görmezden gelinmesi ya da meşrulaştırılması, eleştirel düşüncenin alanını daraltıyor.

SAHTE İHTİŞAMIN ARDINDAKİ YOZLAŞMA 

Dekadans her zaman yoksulluk ve sefalet görüntüleriyle karşımıza çıkmaz; kimi zaman gösterişli yaşamların ve sahte bir ihtişamın ardına gizlenir. Böyle zamanlarda vicdan erdem olmaktan çıkar, saflıkla bir tutulur; dürüstlük beceriksizlikle, nezaket ve merhamet zayıflıkla, ilkeli olmak ise işini bilmemekle özdeşleştirilir.

Bunlar, toplumun geniş kesimlerinin yoksullaştığı günümüzde de yaşanıyor. Bir yanda barınmak, eğitim ve sağlık gibi en temel haklara ulaşmak gittikçe güçleşirken, diğer yanda ölçüsüz bir zenginlik gözler önüne seriliyor. Böylesi bir yoksulluk ortamının toplumsal değerleri ve insan davranışlarını etkilememesi düşünülemez. Ancak bu, yoksulluğun insanı ahlaksızlaştırdığı anlamına gelmez. Yoksulluk insanın seçeneklerini daraltıp yaşamını sürdürebilmek için onu normal koşullarda kabul etmeyeceği koşullara razı olmak zorunda bırakabilse de bunun insanı kendi doğrularından vazgeçmeye sürüklemesi kaçınılmaz değildir.

ÇIKIŞ YOLU: İNSANI YENİDEN MERKEZE ALMAK

Bugün neoliberalizm rüzgârının güçlü biçimde estiği bir dünyada yoksulluğun kuşaktan kuşağa aktarılması ve bunun olağanlaştırılması, içinde yaşadığımız düzenin hangi değerler üzerine kurulduğunu gösterir. Bu nedenle sorgulanması gereken, yoksulluğun insanları sürüklediği durumlar değil, onları bu çaresizliğe mahkûm eden kapitalist düzendir.

Çıkış yolu, yalnızca ekonomiyi düzeltmekten ya da topluma ahlak dersi vermekten geçmiyor. İnsanca yaşamanın maddi koşullarını sağlamak kadar, yaşamı hangi değerler üzerine kuracağımız da önem taşıyor. Bu anlayışla paranın karşısına insanı, kârın karşısına emeği, performansın karşısına niteliği, kişisel çıkarın karşısına kamusal yararı koymak gerekiyor.

Dekadans: Çöküş, yozlaşma ve ahlaki veya kültürel bozulma anlamına gelir.

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.