Demokrasinin anahtarı

Fon vurgununun dibini henüz görmedik, görür müyüz derseniz şu anda bilinmezliklerin ortasında. Heybenin içinin şeffaf görünmediği, katmer katmer açılan bir krizin içindeyiz. Trajikomik tarafından bakarsak ortada dönen milyarlarca lira ülke epey zenginmiş dedirtecek türden, tabii “yiyenler” için. Yiyenlere yol verip susanları da geçersek, madalyonun diğer yüzü yaşam mücadelesindeki yurttaşın içinde bulunduğu acı gerçeğin tablosu. TÜRK-İş verilerine göre, Ekim 2026’da dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 38 bin 24 TL oldu. Ülkedeki asgari ücret tablosuyla karşılaştırıldığında emekli/ emekçinin hayatta kalmak için nasıl bir mucize yarattığı ortada. Fon ve borsayı saran skandallar zincirleme ilerlerken çok yönlü krizde güven endeksleri de baş aşağı. TÜİK’in geçen hafta açıkladığı rapora göre, tüketici güven endeksi ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 7.7 azalmış. Uluslararası piyasalardan da fon kriziyle bağlantılı süreçle birlikte Türkiye’ye yönelik uyarı mesajları gündeme yansıyor. Geçen hafta küresel alacak sigorta şirketlerinden birinin Türkiye dahil 44 ülkede yaptığı araştırmaya göre, 2026 kapsamında ülkemiz oransal olarak iflasların en çok arttığı ülkeler arasında ilk üçte yer alıyor. Bireysel kredi borçlarındaki artışlar da artık malumun ilamı.
Emekliden emekçiye, üreticiden sanayiciye toplumun pek çok kesiminden iktidar cephesine tepki, uyarılar geliyor. Çiftçinin sıkıntısı büyük. Tarım politikalarındaki yanlışlar, çevre kıyımı, rant merkezli kararlar, plansızlıklar derken üreticiden pazar, market tezgâhına uzanan el yakan fiyatlarla birlikte sağlıklı beslenme de riske giriyor.
Olmayan varlıkları şişiren, balonun patlama noktasında kendi bilgi ağlarında dev kârlarla sistemden çıkanlarla örülü yıllarca tıkır tıkır işletilen bir vurgun sistemini anlamaya çalışırken ülkemizde hâlâ okullarda bir öğün ücretsiz yemek verilememesinin nasıl “başarıldığını” anlamak da mümkün olmasa gerek.
ÖZELLEŞTİRME YİNE YENİDEN
İktidarın kendine yakın çemberden de isimlerin karıştığı fon skandalına ilişkin gözler yargı süreçleriyle birlikte parasını, birikimini kaptıran küçük/orta yatırımcı yurttaşın kaybını nasıl alacağında. Ekonomik verilerdeki alarm durumu karşısında iktidarın pansuman olarak yine ülkenin farklı yerlerinde arazilerden binalara özelleştirmelere hız vermesi ise tartışmaların merkezinde. Kışla birlikte enerji harcamaları artarken yurttaşı “elektrik çarpacak” haberi de gündeme yansıdı. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun yeni kararıyla elektrik fatura tarifelerindeki tüketim limitinin aşağı çekilmesi “örtülü zammın” habercisi olarak yorumlanıyor.
Sıkıntıları bilmeyen, yaşamayan yok. Ama çözüm konusu yine çözümsüz. Yazana, çizene, sorana, eleştirene karşı iktidar sert, baskıcı tutumda. Muhalefete, basına operasyon, gözaltılar hız kesmiyor. Oysa katılımcı demokrasilerin en önemli özelliklerinden biri de güçler ayrılığı ilkesindeki o ince teraziyi korumak, eleştiriye açık olmak, süreçleri şeffaf şekilde yürütmek.
Türkiye hiçbir zaman çözümsüzlüğe sıkıştırılan, toplumsal gerilimle baskılanan bir ülke haline getirilmemelidir. Partiler üstü bakış, etik duruş tam da bu noktada demokratik işleyiş için değerlidir. İktidarlar gelip geçicidir, kalıcı olan bu öngörülemezlik çağında demokratik, laik, hukuk devleti ilkesinde geleceğe toplumu ayrıştıran, kutuplaştırıcı siyasetten uzak durarak ilerlemek, akıl ve bilimin ışığında gençlerin ülkelerine, geleceklerine güveninin içini doldurmaktır. İktidarın anahtarını, seçimle kazanılamayan yerlerde kayyıma, operasyona başvurmakta görmenin demokrasi kapısını aralamayacağını görmek gerekir. Demokrasinin anahtarı hukuk devleti ilkesinde, sandık ve seçmen iradesine saygıdadır.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.