PunchMorning recap: Pantami, Adebutu, Gwarzo face uncertainty, Tope Alabi threatens lawsuit, other top storiesThe Jerusalem PostAt least 12 injured in late-night shooting near Florida A&M University stadium in TallahasseeESPN DeportesFrelick y Pratt lideran remontada de Brewers que pone la Serie Mundial 2-0ESPNBYU's Sitake disputes roughing the kicker call in 2OT, but UCF 'bested us'Rai NewsMotoGP, Marquez vince la Sprint e vede il titolo. Gara cancellata per scarsa visibilità한겨레‘반포 현대’ 재초환 부담금 연내 부과 예고…재건축 시장 영향은?InquirerCool weather expected in PH despite Super El Niño — PagasaStraits Times SportDevin Booker, Suns continue Warriors' rough start to seasonSözcü10 milyon hesabı ilgilendiren karar: 1 Kasım'da neler değişecek? İşte bütün ayrıntılarZDF heuteAktuelle Pressemitteilungen des ZDFABC News (Australia)Fishermen racing crocs for crabs in Wadeye as new industry emergesNOSArtsen kritisch op longcovidbeleid minister Hermans: 'Funest voor patiëntvertrouwen'
The Daily Newsstand · Free, Always
Sunday, October 25, 2026

‘Mesafe iyidir, herkesi korur’

Translate

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

Gelişmelerden anında haberdar olun.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Haberin Devamı

Damla Sönmez’le evliliğinden sonra ilk röportajımız. Daha önce çok defa buluştuk. Fiziksel olarak hiç değişmiyor, hep güzel, hep o cam gibi gözleriyle sizi oturduğunuz yere çiviliyor. Oyununu anlatmak istiyor ama benim aklım evliliğinde. Başlıyoruz muhabbete...

◊ Temmuz ayında aniden evlendiğini duyduk...

Tiyatro varken hemen bununla mı başlayacaksın?

◊ Evet, tiyatroyu konuşuruz. Magazinde bir gün aniden evlendiğini duyduk. Neler oldu?

Aslında üç yıldır birlikteydik. Ben ilişkimi kapalı yaşadığım için şaşırmış olabilirsiniz. Evlilik de birlikteliğimizin başından beri konuştuğumuz bir şeydi. Ama bir türlü zaman bulamıyorduk. Hatta komik bir hikâyesi var, anlatayım sana.

◊ Tabii...

Biz aslında geçen ocak ayında sağlık raporlarını aldık. Evrakları hazırladık. Bir gün, günümüzü alır, nikâhımızı kıyarız dedik. Öyle 30 kişilik bir şey de yapmayı düşünmüyorduk. Yurtdışında
baş başa imzayı atmaktı planımız. Sonra bir arkadaşımızla muhabbet ederken öğrendik ki o evrakların süresi altı aymış.

Haberin Devamı

◊ Eyvah! Şimdi boşa gidecek o evraklar...

Evet, işte boşa çıkmadan, bir ay içinde “Hadi evlenelim o zaman” dedik. Aslında evde yapacaktık. Ama ona haber verince diğerine vermemek olmuyor, derken sayı 30’lara çıkınca evde olamadı. Ama gene ev gibi, minik bir yalıda evlendik. Çok sevdiklerimizle kutladık.

◊ Genelde meslektaşların bir düğünde iki-üç elbise değiştirirken sen ne yaptın?

Aslında benim de iki gelinliğim vardı. Küçücük düğüne iki gelinliği sığdırdım (gülüyor). Bir after party elbisem vardı.

◊ Eşin İlkay (Akıncı) Bey söylendiği gibi senin menajerin mi?

Hayır, değil. Menajeri dediler, işinsanı yazdılar...

◊ Kim peki? Instagram’da biraz ‘stalk’ladım ama bulamadım...

Sosyal medya kullanmıyor. Kendini çok temiz tutmayı başarmış. Kendisi menajer aslında ama benim menajerim değil, birlikte çalışmıyoruz.

◊ Siz nasıl tanıştınız?

Çok eski bir arkadaşım. Hayatın bir noktasında “Biz birbirimize çok iyi geliyoruz” dedik.

◊ Evlilik hayatında bir şeyleri değiştirdi mi?

Evlenince hedefler birleşiyor. O belirsizlik kalkıyor. Ortak hayatı nasıl kurgulayacaksın, ona bakmaya başlıyorsun.

Haberin Devamı

◊ Şimdilerde kendini nasıl hissediyorsun?

Kendim için yepyeni bir dönem başlıyor gibi hissediyorum. Yıllar sonra tiyatroya dönmüş olmak çok tazelenmiş hissettirdi. Güzel projeler okuyorum. Önümde çok keyif alacağım, çok eğleneceğim bir şeyler var gibi geliyor.

‘Mesafe iyidir, herkesi korur’

‘INFLUENCER’LIK YAPAMAM, BENİM BAZEN KAPANMAM LAZIM’

◊ Oyunculuk ve sosyal medya arasındaki bağlantı hakkında düşüncen ne? Gerçekten çok takipçili biri tiyatroyu doldurur mu? Ya da iyi reytingler getirir mi?

Hayır. Örneklerini de görüyoruz. Ben Damla olarak kendimi göstermekte, ifade etmekte zorlandığım için bu mesleğe yöneldim. Başka karakterler üzerinden bazı duyguları anlatmak, çıkarmak istedim. Sanatçılığın özünde de zaten bu var. Biri bunu boyalarla ve fırçalarla yapıyor, biri notalarla yapıyor.  Ben de bedenimi, sesimi, yüzümü kullanarak yapıyorum. Bir oyuncudan, influencer gibi sosyal medyada her anını paylaşmasını, içerik üretmesini beklemek, oyuncunun kendi psikolojik yapılanmasına aykırı gibi geliyor bana. Eleştirmek için söylemiyorum ama bu mesleği “Ben çok ünlü olacağım” diye yapıyorsanız o ayrı tabii. Ama hedefin oyunculuksa, seni oyunculuk yapmaya iten itkiyle sosyal medyada başarıya ulaştıran itki tamamen farklı şeylerdir.

Haberin Devamı

◊ Hiç ‘Ben de her şeyimi paylaşmalıyım ‘noktasına gelmedin mi?

Hayır; keyfim yerindeyse, kendimi şapşal ve eğlenceli hissediyorsam story’lerim doluyor. Çevremdekiler “Keyfin yerinde” diye yazıyorlar. Ama bazen de hiçbir şey paylaşmak istemiyorum. O yüzden influencer’lık yapamam, benim bazen kapanmam lazım.

‘HER İŞİN KENDİ BEDELLERİ VAR’

◊ Seni tanımayan birinin sence seninle ilgili en yanlış düşüncesi nedir?

Soğuk ve mesafeli dediklerini duyuyorum. Ki bence mesafe iyidir. Herkesi korur.

◊ Hayatında bir türlü değiştiremediğin bir huyun var mı?

Uyumayı çok seviyorum, dünyanın en güzel şeylerinden biri bence. Bir yandan da zıt bir şey ama erken kalkıp sabah bir şeyler yazayım, bir şeyler okuyayım, işlerimi erkenden halledeyim istiyorum. O dengeyi kurmakla ilgili mücadele halindeyim.

Haberin Devamı

◊ Kendine yaptığın en acımasız eleştirin ne?

Yeterince yapmıyor olduğumu düşünmek. Mesela dijitale proje geliştiriyorum, oyun provasına giriyor çıkıyorum, festivalde jürilik yapıyorum ama geri dönüp bakınca kendimi dünyanın en tembel insanı gibi hissediyorum. Birileri bana “Sen geçen hafta şunu yaptın, bunu yaptın, şuradaydın” dediğinde ancak fark ediyorum.

◊ Bu mesleğin senin için görünmeyen bedelleri nelerdi?

Her işin kendi bedelleri var. Şimdi geri dönüp baktığımda çok yoğun çalıştığım zamanlar sevdiğim insanların çoğu özel gününü kaçırdım, olmak istediğim yerlerde çoğu zaman olamadım. Zaman ilerledikçe insan bu tip şeylerin kıymetini daha çok anlıyor galiba.

Haberin Devamı

◊ Bir karakteri çıkarırken psikolojinin etkilendiği, dağıldığı olmadı mı hiç?

Tabii, psikolojimin dağıldığı durumlar oldu; özellikle mesleğin başlarında. Çünkü kendi malzemem, savunma mekanizmalarım yoktu. Duygularla ilgili bir şey yapıyoruz. Bazen o karakterle ilgili araştırdığınız şey sizdeki bambaşka bir yeri tetikleyebiliyor. Ama mesleği sürdürülebilir kılabilmek için de zamanla bununla mücadele etmenin yollarını geliştiriyorsunuz.

‘Mesafe iyidir, herkesi korur’

‘KENDİME SÖYLEDİĞİM EN BÜYÜK YALAN...’

◊ Gelelim yeni oyununa... ‘Her Şey Biraz Yalan’ 28 Ekim’de perde açıyor. Ne anlatıyor oyun?

Bir oyuncu olan Atakan, oyun yazarı Edip’i görüşmeye çağırıyor. Edip’in yapmak istediği bir filmi var. İlk görüşmelerinde aslında Atakan’ın niyetinin Edip’in filminde oynamak ya da o filmi konuşmak değil, yıkılmak üzere olan evliliğini kurtarmak olduğunu fark ediyoruz. Atakan, Edip’ten karısıyla birlikte oynayacakları bir oyun yazmasını istiyor, “Ben onu provalarda tekrar kendime âşık ederim” diyor. Kadın da bu görüşmeye geliyor ve hikâye başlıyor.

◊ Peki, senin hayatında her şey ne kadar yalan, ne kadar doğru?

Benim hayatımda her şey fazla doğru. Hatta arkadaşlarım “Bazı şeylerde hiç politik olamıyorsun” diyor, ben biraz açık sözlüyüm.  Bana da öyle olunmasını istiyorum.

◊ Hayatının en büyük yalanı neydi?

Kendime söylediğim en büyük yalan, 20 yaşlarındayken, hiç kimsenin benimle ilgili ne düşündüğü umurumda değil demekti. Sanırım incinmemek için her şeyi ittiriyormuşum. Sonra hayatınızda bir an geliyor ve çevrenizdeki insanları dinlemek durumunda oluyorsunuz. O noktada şunu fark ettim; aslında söylenenleri fazla önemsiyormuşum. Sağlıklı şekilde işime yarayacakları alıp bana zarar verenleri dışarıda bırakabilmek için önce etrafımdakilerin düşüncelerinden çok etkilendiğimi kabul etmem gerekiyormuş.

◊ Artık bunları takmamayı öğrendin mi?

Çinlilerin bir bedduası vardır, “Tuhaf zamanlara doğasın” derlermiş. Sanki başka bir evrende o bedduayı aldık ve buraya geldik gibi hissediyorum. Böyle hissetmemin sebebi sosyal medya. Gerçekten orayı anlayamıyorum. Garip bir şekilde uzaktan gördüğünü aşağıya çekmek, orada sevecek bir şey değil de eleştirecek bir şey bulmakla ilgili hobileri var insanların. O insanlar kim, onu da bilmiyorum. Çünkü sadece bir yorum görüyorsunuz. O yüzden etraftan etkilenmemek zor. Ama işte, kendimce sosyal medyayı biraz daha az kullanmaya çalışıyorum. Bir de ‘keşfet’ kısmı var ya. Orası bazen çok toksik bir alana dönüşüyor. Öyle olunca hemen seramik videoları yapan, ahşap kesen, mobilya yapan birilerinin hesaplarında dolaşıyorum. Algoritmayla oynamaya çalışıyorum.

‘Mesafe iyidir, herkesi korur’

‘ŞU AN SINIRLAR İÇ İÇE GEÇMİŞ DURUMDA’

◊ Bir karakter oynarken hiç kendindeki korkutucu  bir tarafla yüzleştin mi?

‘Sibel’ filminde karakter konuşamayan, ıslık diliyle iletişim kuran, köy tarafından da dışlanmış biriydi. Çok sonra terapide, ilkokul yıllarımda okulda uğradığım zorbalıklar ve dışlanmalarla ilgili bambaşka bir yeri tetiklemiş olduğunu fark ettim.
Ama bir yerden ‘Sibel’de girdiğim derinliklere girmeseydim belki bunlar benim hayatımda ileride başka bir yerden patlayacaktı.
O yüzden “iyi ki” diyorum. Bu sebeple karakterlerin iyileştiren bir tarafı da olduğunu düşünüyorum.

◊ Neden okulda zorbalık yaşadın?

Babam yurtdışında, annem de burada çalışıyordu. Sürekli taşınıp semt değiştiriyorduk. O yaş çocukları da çok acımasız olabiliyor. Her yeni okulda da  hemen arkadaşın olmuyor, birisi zorbalanacaksa o sen oluyorsun. Minnacık şeyler de o küçük yaşta büyük izler bırakabiliyor.

◊ Bunca zaman oyunculuk yapıp mesleğinde hâlâ en alışamadığın şey ne?

Uzun saatler setteyseniz, çok uzun süre o karakterin içinde kalıyorsunuz. Sonra bir deşarj vakti gerekiyor. Ama tam olarak olmuyor. O zaman karakterin birikmiş yüklerini de taşımaya başladığınız oluyor.

◊ Çok güzel bir kadınsın. Sen de festivallerde, davetlerde markalar için çok iddialı pozlar verebilirsin. Ama sanki biraz bundan uzak gibisin. Bu senin tercihin miydi?

Ben bu mesleği yapmaya karar verdiğimde sosyal medya falan yoktu. İki tip oyuncu vardı. Bir tarafta Nevra Serezli, Yıldız Kenter gibi televizyona da iş yapsa aslında tiyatrocu olan ustalar. Bir de televizyona iş yapan mankenler; daha fiziksel tarafı ön planda olan... Ben fizik itibariyle o tarafta olmayacağım için hep diyordum ki, “Reklam çekmem, ben sadece oynadığım karakterle ekrana çıkarım” falan. Bağımsız filmler de yaptım, daha kapalı da yaşadım. Ama şu an sınırlar iç içe geçmiş durumda. Mesela Cannes Film Festivali’nin bile bir moda, bir de sinema tarafı var. Şunu da görüyoruz, moda tarafındaki büyük sponsorlar filmlere de katkı sağlayabildikleri için sinemacılar da oradaki figürleri tercih edebiliyor. Zamanla insanlar da değişiyor…  Ben de şıkır şıkır topuklularımı giyeyim, makyajımı yapayım gibi şeyleri geç sevmeye başladım. Festival vesaire olduğunda ben de gidiyorum, giyiniyorum. Ama dediğim gibi bunlara geç başladım çünkü hep mesleğim olan oyunculuğu yaptım.

‘BİR ŞEHİR HAFIZASI İŞİ’

◊ Bu sezon ekrana niye iş yapmadın, tiyatroyu seçtin?

Senaryolar okudum, okuyorum ama aslında bu sırada dijitale işler yaptım, tiyatro oldu, çok kalbimi çarptıran bir hikâye olmadı. Tiyatro yapmayalı da yedi sene olmuş. Okuldan mezun olduktan sonra her sene tiyatro yapacağım diye kendime söz vermiştim. 2019’a kadar bunu tuttum. Sonra festivaller, diziler olunca yapamadım. Yerli bir yazarla çalışmak da çok istiyordum. ‘Taxim Hold’em’in yazarı Michael Önder bu oyunu getirince içinde olmak istedim. Bir de İstanbul Tiyatro Festivali için bir oyunumuz var. Çok eski arkadaşım Murat Mahmut Yazıcıoğlu aradı, “İKSV’nin her sene tiyatro festivaline yaptığı ‘İstanbul Mon Amour’ diye bir bölüm var. Oyuncular tek kişilik kısa hikâyeler oynuyor. ‘Deniz’e Doğru’ diye bir metin var” dedi. O da 21-22 Kasım’da festivalde oynayacak. Festivalden sonra da devam etmek istiyoruz.

◊ O ne anlatıyor?

Bir şehir hafızası işi. Kadıköy’ün nasıl ve ne kadar değiştiğiyle ilgili dizi yazarı bir kadının dertlenmesi.

◊ Senin şehir hafızanda en çok yer kaplayan semt neresi?

Kadıköy doğumluyum. Bahariye’de doğdum, çocukluğumda Moda’da yaşadık. Kalamış ve Fenerbahçe taraflarında büyüdüm. Benim için de oralar... Ama mesela 2006 gibiydi, Fransa’daki okuldan döndüğümde her şey değişmişti. Kentsel dönüşüm o seneler başlamıştı. Şimdi de bulunduğum sokakta mesela iki kâgir apartman var, hâlâ yıkılmamış, yapılmamış.
Onlara bakıp sokağın geri kalanının eski halini hayal etmeye çalışıyorum. Çok değişti her şey.

View the original on Hürriyet Kelebek →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.