Adriana Lima’ya ne oldu?

2023’tü. Üçüncü çocuğu Cyan henüz bir yaşındaydı. Lima bir filmin galasına çıktı. Kilo almış, yüzü değişmişti. Fotoğraflar sadece magazin sayfalarını değil, sosyal medyayı da sardı:
“Adriana Lima’ya ne olmuş?”
Oysa cevabı basitti.
Doğum yapmıştı.
Hamilelikte kilo almış, bedeni değişmiş, uykusuz kalmıştı. O bildik postpartum dönemden geçiyordu.
Lima, makyajsız bir fotoğrafı ile yanıt verdi: “Bir ergen, iki ergenlik öncesi çocuk, çok hareketli bir oğlan, yürümeyi öğrenen bir yaşındaki bebek ve üç köpekle yaşayan ‘yorgun’ bir annenin yüzü...”
Aradan üç yıl geçti.
Bu kez Madrid Moda Haftası’nda karşımıza çıktı Lima.
Aman Allah’ım!
Sanki 45 değil, 25 yaşında.
Ne yalan söyleyeyim, dönüp dönüp baktım. Zaman onun için tersine çalışmış gibiydi.
Ve yine aynı soru:
Haberin Devamı
Sosyal medyada estetikten, zayıflama iğnelerine kadar her türlü teori uçuşuyor. Ama eldeki gerçekler daha sade.
Lima, Vogue España’ya son hamileliğinde önceliğinin görüntüsü değil bebeği olduğunu anlatmıştı. Şimdi ise eski düzenine dönmüş: ağırlık, kardiyo, boks, yoga, yüz egzersizleri, sauna...
Gerisini bilmiyoruz.
Fakat bildiğimiz bir şey var.
Lima’nın bebeğini kucağına aldığı günden bugüne kadar “genç kalma” meselesi de bambaşka bir yere geldi. Artık önümüzde koskoca bir “longevity” dünyası var.
Duymayan kaldı mı?
“Sağlıklı uzun yaşam.”
Mesele sadece aynada gördüğümüzle sınırlı değil artık. Kanımıza, hormonlarımıza, hücrelerimize de bakıyoruz. Bedenimiz yeni projemiz.
Hedef: Mümkün olduğunca yaşlanmayı yavaşlatmak, hatta zamanı geriye doğru işletmek.
Biraz vampirleşiyoruz anlayacağınız.
Daha uzun yaşayalım, daha sağlıklı yaşayalım; hastalıkları mümkün olduğunca geciktirelim. Buna kim itiraz eder?
Ancak sosyal medya, güzellik endüstrisi ve milyarlarca dolarlık bir pazar işin içine girince çizgi biraz bulanıklaşıyor. Çünkü sağlıklı yaş almakla, yaş aldığının hiç belli olmaması aynı şey değil.
Dolayısıyla çizgiler, sarkmalar, beyazlar bir süre sonra bize olmaması gereken kusurlarmış gibi görünmeye başlıyor.
“Longevity” çılgınlığının en tuhaf çelişkisi de bu bence:
Haberin Devamı
Ömrümüzü uzatmaya çalışırken, yaşlı bir yüz görmeye tahammülümüz azalıyor.

‘SALAH TAŞI’ YERİNDE ŞİMDİ DAĞILABİLİRİZ
MUHAMMED Salah Trabzon’da bir yaylaya gitmiş.
Bir taşa oturmuş.
Buraya kadar hikâyenin bir haber değeri yok.
Fakat Salah kalkıp gittikten sonra acayip bir şey oldu sevgili okur; taşın hayatı değişti.

İnsanlar Kurtdere Yaylası’na gidip o taşı bulmaya, Salah’ın oturduğu yere oturup aynı pozu vermeye başladı.
Öyle üç beş kişi de değil.
Kayanın önünde sıra var.
Adı bile hazır:
“Salah taşı.”
Tövbe estağfurullah! Görseniz kutsal emanet muamelesi yapılıyor taşa.
Alt tarafı bir futbolcu bir taşa oturdu!
Şifa mı dağıtıyor?
Üzerine oturanın sol ayağı mı kuvvetleniyor?
Haberin Devamı
Nedir yani derdiniz diye düşünürken memleketçe endişelendiğimiz bir gelişme yaşandı:
“Salah’ın taşı çalındı!”
Sosyal medyada kayanın yerinde kocaman bir çukur olduğunu gösteren fotoğraf dolaşmaya başladı. Trabzonlular bir üzüldü bir üzüldü. Hatta mesele öyle bir noktaya geldi ki devletin ajansı bile devreye girdi.
Çok şükür! AA Trabzon Müdürlüğü bölgeden teyit etti:
Taş yerinde.
Meğer kayanın söküldüğünü gösteren fotoğraf yapay zekâyla üretilmiş.
Bir futbolcunun oturduğu taşı turistik mekâna çevirmiş olmamız hakkında yazacaktım. Fakat bu son gelişme üzerine vazgeçtim.
Taş yerinde arkadaşlar.
Salah da iyi.
Memleketçe dağılabiliriz.

DAHA KAÇ KEZ AYNI KÂBUSU YAŞAYACAĞIZ
Haberin Devamı
Saat 07.59. Bir lisenin önü.
Ders zili henüz çalmamış. Çocuklar yenice okula geliyor.
Ve biri av tüfeğiyle çıkagelip ateş ediyor.
Yer: Manisa, Turgutlu. İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi.
Son resmî açıklamaya göre 11 öğrenci yaralı. Üçü yoğun bakımda.
Saldırgan da aynı okulun öğrencisi.
15 yaşında.
Okul yolunda güvenlik kameralarına takılmış. Ama kimsenin dikkatini çekmemiş.
Saldırıda kullandığı tüfek, anneannesinin üstüne kayıtlı, dedesinin evinde duruyor. Ama onlar da silahın evden çıktığını fark etmiyorlar.
İnsan ister istemez 5 ay önceki Kahramanmaraş saldırısını hatırlıyor.
Ayser Çalık Ortaokulu.
Yine bir öğrenci. Yine silah.
Bu kez silah okulun içine girmiş, sekiz çocuk ve bir öğretmen hayatını kaybetmişti.
Haberin Devamı
Ama benim hafızam daha da geriye gidiyor.
Fatma Nur Çelik’e... İbrahim Oktugan hocamıza...
“Çocuklarımızın ve eğitimcinin güvenliğini nasıl sağlayacağız?” diye sormuştum uzman eğitimcilere.
“Kapılara güvenlik mi koysak?”
“Sınıfları kurşun geçirmez mi yapsak?”
“Detektör mü yerleştirsek?”

Şimdi yine aynı şeyler tartışılıyor.
Hepsini yapalım.
Ama şunu da görelim artık:
Mesele yalnızca silahın okul kapısından nasıl geçtiği değil, o silahı bir çocuğun eline kadar getiren yolu da konuşmak zorundayız.
Çocukların silaha kolayca erişimden akran zorbalığına, öfke kontrolünden ruhsal sorunların erken fark edilmesine, öğretmenin ve okulun otoritesinin aşınmasından çocukların şiddeti çözüm yöntemi olarak görmesine kadar uzanan koca bir zincir bu.
Dolayısıyla şu soruyu da sormamız şart:
Her saldırıdan sonra ne yaptığımızı değil, bir sonraki saldırıdan önce ne yaptığımızı ne zaman konuşacağız?
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.