The Daily Newsstand · Free, Always
Saturday, August 29, 2026

Gençlerin dert ortağı yapay zekâ

Translate

ÇOK değil kısa bir süre önce yetişkinler, gençler hatta çocuklar üzüntülerini, kaygılarını arkadaşlarıyla paylaşır, onlara anlatırdı. Şimdi bırakın çocukları yetişkinlerin birçoğu kimi zaman başucu kitabı, kimi zaman da en yakın arkadaşı olarak yapay zekâyı görüyor, onunla dertleşiyor.  Yapay zekâ ilk çıktığında soruların yanıtlarına kolay erişim merkezi olarak görülüyordu. Verdiği bilgilerin doğruluğu kesin olmasa da okul ödevlerinde de  en iyi yardım merkeziydi. Şimdi yapay zekâda çok kritik bir yerdeyiz. Çocuklar artık ona yalnızca “Şu soruyu çöz, ödevimi yap” demiyor. “Ben neden böyle hissediyorum?” diye soruyor. Yapay zekâ ile kaygısını, üzüntüsünü paylaşıyor, hatta tavsiye istiyor.

Gençlerin dert ortağı yapay zekâ

Haberin Devamı

DUYGUSAL BAĞ KURUYOR

TEDMEM’in “Eğitimde Yapay Zekâ: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Politika Önerileri” raporu şu çarpıcı saptamayı ortaya koyuyor: “Türkiye’de yapay zekâ kullanan her 10 kişiden yaklaşık 4’ü 25 yaşın altında. Üstelik gençler bu teknolojiyi sadece ödev, araştırma veya sunum için kullanmıyor; duygusal destek için de ona yöneliyor.” ABD, Çin, Güney Kore, Almanya ve BAE başta olmak üzere dünya genelinde 11 ülkedeki uygulamalar ile Türkiye’deki mevcut tablonun karşılaştırıldığı raporda, gençlerin yapay zekâyla kurduğu duygusal bağdan algoritmik karar mekanizmalarına, dijital eşitsizlik riskinden akademik insan kaynağı açığına uzanan geniş bir yelpazede eğitim sistemine ilişkin somut politika önerileri dikkat çekici.

HİSLERİNİ PAYLAŞIYOR

Rapordaki, “Türkiye’de gençler yapay zekâyı sadece ödev yapmak veya sunum hazırlamak gibi akademik amaçlar için değil; dertleşmek, kaygı ve üzüntülerini paylaşmak için de kullanıyor” vurgusu çok önemli. Rapor ayrıca gençlerin karşı karşıya olduğu bilişsel ve duygusal risklere dikkat çekerek kritik uyarılara da yer veriyor. Türkiye’de yapay zekâ kullanan her 10 kişiden 4’ü 25 yaşın altında. Bu durumda da iki büyük risk gösteriliyor. Birincisi bilişsel devir. Bu; düşünme, analiz etme ve üretme süreçlerinin sistematik biçimde yapay zekâya devredilmesi ki çabayla gelişen öğrenme kapasitesinin zayıflaması anlamına geliyor.

Haberin Devamı

İkinci büyük tehlikenin ise duygu ve inanç devri olduğu vurgulanıyor. Bu da gençlerin duygusal ihtiyaçlarını yapay zekâ ile karşılamaya yönelmesi, az sayıda teknoloji şirketinin milyonlarca gencin düşünme biçimi ve duygusal eğilimleri üzerinde orantısız bir etki gücü edinmesi demek.

DUYGU VE İNANÇ DEVRİ

Raporda benim en fazla üzerinde durduğum kavramlardan biri “bilişsel devir.”  Yani düşünme, analiz etme, sorgulama ve üretme işini yavaş yavaş makineye bırakmak. Bir öğrenci her sorunun cevabını birkaç saniye içinde yapay zekâdan alabiliyorsa neden çaba harcasın? Neden düşünsün? Neden yanlış yapsın? Neden yeniden denesin? Oysa öğrenme; çabalamak, yanılmak, yeniden düşünmek demek. Asıl tehlike yapay zekânın çocuklara daha hızlı cevap vermesi değil. Çocukların zamanla cevap aramaktan, öğrenmekten vazgeçmesi. Daha da düşündürücü olan ise raporun “duygu ve inanç devri” olarak tanımladığı ikinci risk. Gençlerin duygusal ihtiyaçlarını giderek yapay zekâyla karşılaması aynı zamanda birkaç teknoloji şirketinin milyonlarca gencin düşünce ve duyguları üzerinde olağanüstü bir etki alanı oluşturması riskini beraberinde getiriyor. Artık şunu öncelikle yetişkinlerin iyi anlaması şart. Yapay zekâ arkadaş, öğretmen, ana baba değil. Evet bizi iyi anlayan, insan gibi konuşan bir unsur var ama insan değil; algoritma olduğunu unutmamalı.

Haberin Devamı

Gençlerin dert ortağı yapay zekâ

MAKİNEDEN YARDIM İSTİYORLAR

Belki de raporun bizi en fazla rahatsız etmesi gereken sorusu da “Çocuk neden makine ile dertleşiyor?” Bir genç sıkıntısını bir algoritmaya anlatıyorsa yalnızca teknolojinin başarısını değil, insanın yokluğu da konuşulmalı. Evde onu dinleyecek ebeveyn yoksa, okulda öğretmeni ya da psikolojik danışmanı ya işyükü ya da yeterince iletişim kuramadığı için anlamıyorsa o da makineyle dertleşiyor. İçindeki duygusal boşluğu yapay zekâ ile dolduruyor. Raporda da açıkça vurgulandığı gibi, gençlere makine yerine insanı erişilebilir kılmadan getirilecek yasakların veya sınırlamaların başarılı olmasını beklemek gerçekçi değil.

YENİ TEHDİT: DİJİTAL DİKTATÖRLÜK

Haberin Devamı

 “Dijital Diktatörlük” kavramına ayrı bir yer ayıran rapora göre; modern düzen bireylerin dijital ayak izlerini sadece kaydetmekle kalmıyor, bu izlerden yola çıkarak geleceği tahmin ediyor ve kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendiriyor. İnsan, böylece davranışları ölçülen, sınıflandırılan ve yönlendirilen bir veri nesnesine dönüşüyor. Literatürde bu durum “dijital diktatörlük” ya da “tekno-otoriterlik” olarak tanımlanıyor. Buna göre yeni düzen gündelik hayata sessizce sızarak toplum hakkında büyük ölçekte veri topluyor ve kitlelerin gerçeklik algısını fark etmeden biçimlendiriyor. Yapay zekâ altyapısının az sayıda küresel şirketin elinde toplanmasının insanlığın geleceğine yönelik ciddi bir tehdit olarak görülmesi gerektiği vurgulanıyor.

Haberin Devamı

YASAKLAMAK ÇÖZÜM MÜ

Bu kadar risk barındıran bir şeyi yasaklamak çözüm mü? Hayır. Çünkü çocuk ve gençler yapay zekâyla çoktan tanıştı. Artık “Kullansınlar mı, kullanmasınlar mı?” tartışmasını geride bırakmalı. Sorulacak tek şey şu: Nasıl kullanacaklar? Dünyadaki örnekleri de iyi incelemeli. Rapor özetle şunu söylüyor: Güney Kore’nin büyük umutlarla başlattığı “Yapay Zekâ Dijital Ders Kitabı” uygulaması; hatalı bilgi, ekran süresi ve öğretmenlerin artan işyükü gibi kaygılar nedeniyle tepki gördü ve zorunlu olmaktan çıkarıldı. Okulların yalnızca yüzde 32’si sürece dahil oldu. İsveç ise 2023’te okullarda ekran süresini sınırlama yoluna gitti.  Demek ki sınıflara daha fazla ekran koyarak değil, iyi bir eğitimle yol almak gerekiyor.

Gençlerin dert ortağı yapay zekâ

EHLİYET VERİLMELİ

TEDMEM’in önerileri arasında bence kamuoyunda en fazla tartışılması gerekenlerden biri lise mezunlarına “Yapay Zekâ Ehliyeti” verilmesi. Biraz iddialı olabilir. Ama araba kullanmak için bile ehliyet gerekiyor da çocukların düşüncelerini, bilgiyi algılama biçimlerini ve hatta duygularını etkileyebilecek kadar güçlü bir teknolojiyi kullanırken neden hiçbir yeterlilik aramıyoruz? Üstelik raporda aktarılan uluslararası araştırmaya göre 17-27 yaş arasındaki gençlerin yarısı yapay zekânın sınırlılıklarını eleştirel biçimde değerlendirmekte zorlanıyor. Yüzde 61’i ise yapay zekânın gerçekte olmayan bilgileri üretebildiğini, yani “halüsinasyon” yapabildiğini ayırt edemiyor.

View the original on Hürriyet

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.