Daily MaverickAustralian PM says attacker’s car made U-turn before critically injuring lawmakerESPN49ers hold off furious Commanders' second-half rally to go 6-0ESPN DeportesRays y Brewers jugarán Serie Mundial de equipos sin títuloThe Jerusalem PostMacklemore’s ‘Free Palestine’ tour will benefit group that called Oct. 7 a ‘prison break’ZDF heuteEntdecken Sie das ZDF-NachrichtenstudioUOLRicardo Henriques, um dos arquitetos do Bolsa Família, defende programa social: "Resultados são exemplares"Antara NewsInvestment hits Rp1,539.2 trillion through SeptemberSRF NewsEröffnung Pilatus Tower – Wer hier oben wohnen will, braucht sehr viel GeldNew Straits TimesKelantan police: Refugee activists must understand the lawLenta.ruДебют Кайли Дженнер на показе Victoria’s Secret вызвал критику в адрес брендаEl ComercioLos expertos en psicología coinciden: quienes recogen la basura que no es suya presentan responsabilidad afectivaSportstarAsian Para Games 2026: Manish Narwal wins silver in P1 10m air pistol SH1
The Daily Newsstand · Free, Always
Tuesday, October 20, 2026

COP31 öncesi uzmanlardan ortak uyarı: 'Üretim yetmez planlama şart'

Translate

 ürkiye, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na (COP31) ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. İklim krizinin etkileri giderek ağırlaşırken Türkiye’nin enerji dönüşümünde hangi noktada olduğu, hangi engellerle karşılaştığı ve nasıl bir yol izlemesi gerektiği soruları daha fazla önem kazanıyor.

Cumhuriyet gazetesi, bu sorulara yanıt aramak amacıyla başlattığı yuvarlak masa toplantıları kapsamında bilim insanlarını, yerel yöneticileri ve sektör temsilcilerini “COP31 Yolunda: Enerjide Sürdürülebilir Dönüşüm” başlığı altında bir araya getirdi.Toplantıda enerji politikalarından kentleşmeye, iklim değişikliğinin yarattığı risklerden su ve atık yönetimine, finansmandan teknolojik dönüşüme kadar geniş bir gündem ele alındı.

Dört oturum boyunca yapılan değerlendirmelerde, enerji dönüşümünün yalnızca fosil yakıtların yenilenebilir kaynaklarla değiştirilmesinden ibaret olmadığı; ekonomik, toplumsal ve yönetsel boyutlarıyla ele alınması gerektiği vurgulandı.

Toplantıya İBB Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Prof. Dr. Ayşen Erdinçler, İSTAÇ Genel Müdür Yardımcısı Fatih Hoşoğlu, İstanbul Enerji AŞ. Genel Müdürü Dr. Yüksel Yalçın, İstanbul Enerji AŞ Proje Müdürü Ersin Aydın, BELBİM Genel Müdürü Ceyda Ünal, İTÜ öğretim üyeleri Prof. Dr. Seval Sözen ve Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ile Biotrend Sürdürülebilirlik Kıdemli Uzmanı Meltem Balkan katıldı. Toplantının moderatörlüğünü Cumhuriyet sürdürülebilirlik yazarı Ayça Ceylan üstlendi. Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Mine Esen, ekonomi bölümü şefi Jale Özgentürk ve gazetemiz yazarları Özlem Yüzak, Arif Kızılyalın da toplantıda yer aldı.

‘CUMHURİYET’İN TOPLUMSAL SORUMLULUĞU’

Toplantının açılışında konuşan Cumhuriyet yazarı Özlem Yüzak, gazetenin bu buluşmaları düzenlemesinin temelinde toplumsal sorumluluk anlayışının bulunduğunu belirtti. Cumhuriyet’in misyonunun yalnızca haberleri doğru aktarmak olmadığını vurgulayan Yüzak, iklim krizi gibi geleceği doğrudan etkileyen konularda bilimsel bilgiyi toplumla buluşturmayı ve farklı kesimler arasında diyalog oluşturmayı da önemsediklerini söyledi.

Türkiye’nin hızla değişen gündeminde hayati meselelerin kısa sürede unutulduğuna dikkat çeken Yüzak, bu toplantılarla iklim ve enerji gibi konuların gündemde kalmasını hedeflediklerini belirtti. Yüzak, tartışmanın temel sorusunu ise şöyle ortaya koydu: “Yalnızca fosil yakıtların yenilenebilir enerjiye dönüşmesi mi, yoksa kentlerden ulaşıma, sanayiden topluma nasıl bir şey istiyoruz? Nasıl bir hayal kuruyoruz?” Enerji dönüşümünün maliyetini kimin üstleneceği, kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağı ve kentlerin bu dönüşümde nasıl bir rol oynayacağı sorularının önemine dikkat çekti.

Image

Moderatör Ayça Ceylan da iklim krizinin yalnızca geleceğin değil, bugünün sorunu olduğunu vurgulayarak özellikle kentlerin artan nüfus, kaynak tüketimi ve iklim riskleri karşısında giderek daha büyük sorumluluklarla karşı karşıya kaldığını söyledi. Ukrayna-Rusya savaşından sonra çıkan bu enerji kriziyle de birlikte yeniden fosil yakıtlara yönelimin başladığını belirten İBB Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Prof. Dr. Ayşen Erdinçler “Enerji sıkıntısının yaşandığı yerde elimizdekini kullanmama şansımız yok. Her ülke bunu yapıyor. Biz de zaten bir kömür ülkesiyiz, elimizdekileri kullanmak zorundayız. Hiç kullanmamak da fizibil değil çünkü elinizde bir doğal kaynak var. Ancak bunu temiz yöntemlerle kullanmak zorundasınız” tespitinde bulundu. 

‘PLAN VAR, KOORDİNASYON YOK’

Türkiye’de enerji dönüşümünün önündeki temel sorunun yalnızca teknoloji ya da mevzuat eksikliği olmadığını belirten İTÜ öğretim üyesi ve meteoroloji uzmanı Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, kurumlar arasındaki koordinasyonsuzluğa dikkat çekti. “Çerçeve hazır. Mevzuat, finansman, altyapı, teknoloji… Sürekli plan yapıyoruz” diyen Kadıoğlu, ancak bu planların bütçeye, sorumlu kuruma, bakım programına ve ölçülebilir göstergelere yeterince bağlanmadığını söyledi.

Image

Kadıoğlu, kamu yönetimi ile bilim dünyası arasında ortak bir dil oluşturulamadığını belirterek şu eleştiriyi yöneltti: “Bürokrasiyle hocaların dili aynı değil, aynı dili konuşamıyoruz. Bütün yatırımlar farklı farklı kurumlar tarafından yönlendiriliyor. Yani hiçbir konsensüs yok. Sucular ayrı, enerjiciler ayrı, bir sürü sektör birbirinden farklı farklı planlamalar yapıyorlar ve yatırımlar yapıyorlar.” Kadıoğlu’na göre bu dağınık yapının aşılması, enerji, su, ulaşım ve kentleşme politikalarının birbiriyle bağlantılı biçimde planlanmasını gerektiriyor. Kentlerin sınırsız büyüyebileceği varsayımının da terk edilmesi gerektiğini vurgulayan Kadıoğlu, İstanbul’un ulaşım altyapısının, su kaynaklarının ve nüfus kapasitesinin birlikte değerlendirilmesini istedi.

'İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ İKİ YÖNDEN ZORLUYOR'

Enerji dönüşümünün iklim değişikliğine dayanıklı biçimde planlanmamasının önemli bir sorun olduğunu belirten Kadıoğlu, “Güneş ve rüzgâr enerjisinin payı arttıkça elektrik sisteminin meteorolojik koşullara bağımlılığının da arttığını belirterek enerji altyapısının sıcak hava dalgalarına, kuraklığa ve sellere karşı korunması gerektiğini söyledi. Aşırı sıcakların soğutma amaçlı elektrik tüketimini artırırken kuraklık hidroelektrik üretimini azaltabildiğini söyleyen Kadıoğlu, Bu nedenle yenilenebilir enerji yatırımlarında yalnızca kurulu güç artışına odaklanmanın yeterli olmadığını belirtti. Kadıoğlu, doğru yer seçiminin, iklim verilerinin ve risk analizlerinin belirleyici olduğunu vurguladı. Enerji altyapısını kritik altyapı olarak tanımlayan Kadıoğlu, burada yaşanabilecek bir aksamanın sağlık, ulaşım ve üretim gibi diğer alanları da etkileyebileceğini hatırlattı. “Güneşi ve rüzgârı kurmak kolay, zor olan onu havaya, iklime dayanıklı yönetmek” sözleriyle enerji dönüşümünün göz ardı edilen boyutuna dikkat çekti. Türkiye’nin doğalgaz ve petrolde yüksek oranda dışa bağımlı olduğunu da hatırlatan Kadıoğlu, enerji politikalarının aynı zamanda ekonomik bağımsızlık ve cari açık meselesi olduğunu söyledi.

‘SORUN PLANSIZ KENTLEŞME’ 

İstanbul Enerji AŞ Genel Müdürü Dr. Yüksel Yalçın ise tartışmayı Türkiye’nin kalkınma modeli ve plansız kentleşme sorununa taşıdı. İstanbul’un artan nüfusunun enerji, su, ulaşım ve altyapı sorunlarını giderek ağırlaştırdığını belirten Yalçın, kentlerin taşıma kapasitesinin dikkate alınmadan büyütülmesini eleştirdi. “Bu şehri biz şehir plancıları, inşaat mühendisleri ve mimarlarla beraber bozduk. Şimdi yine aynı meslektaşlarımızla beraber çözmeye çalışıyoruz” diyen Yalçın, sorunun kaynağına inilmeden sürdürülebilir çözümler üretilemeyeceğini söyledi.

Image

‘SANAYİ ANADOLU’YA DENGELİ DAĞILMALI’

Yalçın’a göre İstanbul’un uzun vadede yaşanabilir bir kent olabilmesi için nüfusunun 10–12 milyon düzeyine indirilmesi gerekiyor. Bunun yalnızca konut politikalarıyla değil, sanayinin ve istihdamın Anadolu’ya dengeli biçimde dağıtılmasıyla mümkün olabileceğini savundu. Türkiye’de ekonomik büyüme hedeflerinin merkezden belirlendiğini, ancak yerel yönetimlerin bu hedeflerin oluşturulması ve uygulanmasında yeterince söz sahibi olmadığını belirten Yalçın, bölgesel kalkınmanın güçlendirilmesini istedi. Önerileri arasında sanayi kuruluşlarının çalışanları ve sosyal altyapılarıyla birlikte farklı kentlere taşınmasını öngören “Fabrikent” modeli de bulunuyor. Yalçın, üretim tesislerinin yalnızca başka bölgelere taşınmasının yeterli olmayacağını, eğitim, istihdam ve yerleşim politikalarının birlikte planlanması gerektiğini vurguladı. İstanbul’da kentsel dönüşüm uygulamalarının nüfus yoğunluğunu daha da artırmasının su ve enerji talebi üzerinde yeni baskılar yaratabileceği uyarısında bulundu.

‘ENERJİ BANKASI KURULMALI’ 

Yalçın, enerji dönüşümünün önündeki finansman engellerine karşı yeni bir kurumsal model de önerdi. Türkiye’de bir Enerji Bankası kurulması gerektiğini savunan Yalçın, bu kurum aracılığıyla konutların, sanayi kuruluşlarının ve diğer tüketicilerin yenilenebilir enerji yatırımlarına uygun koşullarda finansman sağlanabileceğini söyledi. Özellikle binaların çatılarına güneş enerjisi sistemleri kurulması için uzun vadeli, düşük maliyetli kredi mekanizmalarının oluşturulmasını önerdi. Sanayinin yenilenebilir enerji yatırımlarının da vergi teşvikleriyle desteklenmesi gerektiğini belirtti. Yalçın, enerji üretiminin tüketim noktalarına yakınlaştırılmasının hem sistemin verimliliği hem de Türkiye’nin dışa bağımlılığının azaltılması açısından önemli olduğunu vurguladı. Ancak yeni yatırımların doğa üzerindeki etkilerinin de gözetilmesi gerektiğini belirterek özellikle tarım alanlarının enerji üretimi uğruna kaybedilmemesi uyarısında bulundu.

‘BİR KAYNAĞI KORURKEN DİĞERİNİ TÜKETMEYELİM’

İTÜ öğretim üyesi ve İSKİ Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Seval Sözen de enerji dönüşümünün su kaynaklarından bağımsız düşünülemeyeceğini belirtti. İstanbul’un büyüyen nüfusuna su sağlamak için giderek daha uzak kaynaklardan yararlanıldığını hatırlatan Sözen, suyun kente taşınmasının önemli miktarda enerji tüketimi anlamına geldiğini söyledi.

Image

“Temel prensiplerden bir tanesi de bir kaynağı korurken başka bir kaynağın tüketimini artırmamak olmalı” diyen Sözen, su, enerji ve karbon ayak izinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Sözen’e göre sürdürülebilirlik yalnızca daha fazla temiz enerji üretmek anlamına gelmiyor. Asıl mesele, aynı hizmeti ve yaşam kalitesini daha az kaynak tüketerek sağlayabilmek. İstanbul’da su kayıp oranının yüzde 22’den yüzde 18,5’e düşürüldüğünü belirten Sözen, bunun önemli miktarda su tasarrufu yanında, suyun taşınması için harcanan enerjinin de azalmasını sağladığını söyledi. Kentlerin nüfus ve altyapı kapasitesinin planlama süreçlerinde belirleyici olması gerektiğini vurgulayan Sözen, özellikle yeni yerleşim alanları oluşturulurken su ve enerji gereksiniminin önceden hesaplanmasının önemine dikkat çekti.

‘KENTLER SONSUZA KADAR BÜYÜYEMEZ’

Toplantıda farklı uzmanlık alanlarından gelen değerlendirmeler ortak bir soruna işaret etti: Türkiye’de enerji dönüşümünün başarısı, kentleşme ve kalkınma politikalarından bağımsız değil. Bir yandan yenilenebilir enerji yatırımları artırılırken diğer yandan nüfusun belirli kentlerde yoğunlaşması, yapılaşmanın artması, ulaşım talebinin büyümesi ve kaynak tüketiminin yükselmesi dönüşümün kazanımlarını sınırlayabiliyor. Bilim insanlarının uyarıları, enerji üretiminin yanı sıra enerji verimliliğinin, su tasarrufunun, iklim risklerine dayanıklı altyapının ve bütüncül planlamanın öncelik kazanması gerektiğini ortaya koydu. COP31 öncesinde Cumhuriyet’in yuvarlak masasında belirginleşen temel soru da bu oldu: Türkiye yalnızca enerji kaynaklarını mı değiştirecek, yoksa enerjiye olan ihtiyacını, kentlerini ve kalkınma anlayışını da yeniden mi değerlendirecek.

İSTANBUL’UN HEDEFİ: 2050’DE KARBON NÖTR KENT

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Prof. Dr. Ayşen Erdinçler, iklim kriziyle mücadelede yerel yönetimlerin üstlendiği sorumluluğa dikkat çekti. Kentlerin hem sera gazı emisyonlarının önemli kaynaklarından biri olduğunu hem de iklim değişikliğinin sonuçlarından doğrudan etkilendiğini belirten Erdinçler, mücadelenin yalnızca merkezi yönetimlerin çabalarıyla yürütülemeyeceğini söyledi.

İstanbul’un 2020 yılında karbon nötr ve iklim değişikliğine dayanıklı kent olma hedefi doğrultusunda çalışmalarını başlattığını anlatan Erdinçler, öncelikle kentin sera gazı envanterinin çıkarıldığını belirtti. Bu çalışmaya göre İstanbul’daki emisyonların yüzde 63–64’ü sabit enerji kullanımından, yüzde 27–31’i ise ulaşımdan kaynaklanıyor. İklim eylem planı kapsamında sıcak hava dalgaları, sel, kıyı taşkınları ve biyolojik çeşitlilik kaybı gibi risklerin haritalandırıldığını belirten Erdinçler, çocuklar, yaşlılar ve diğer kırılgan grupların da değerlendirmelere dahil edildiğini söyledi.

Image

Kent için belirlenen 250 eylem arasından uygulanabilirlik ve etki bakımından önceliklendirme yapıldığını aktaran Erdinçler, 2030’a kadar sera gazı emisyonlarında yüzde 40 azaltım, 2050’de ise karbon nötrlük hedeflendiğini vurguladı. İstanbul’un iklim çalışmalarını uluslararası platformlarda düzenli olarak raporladığını belirten Erdinçler, kentin CDP değerlendirmelerinde 2023, 2024 ve 2025 yıllarında en yüksek not olan A derecesini aldığını söyledi. Avrupa Birliği’nin iklim nötr ve akıllı şehirler girişiminde de İstanbul’un öncü kentler arasında yer aldığını aktardı.

İBB olarak Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı(SECAP) kapsamında enerji ve iklim eylem planı yaptıklarını da belirten Erdinçler, “2030’a kadar yüzde 40’lık bir azaltım, 2050’de yüzde 100’lük azaltım hedefi belirlendi” dedi. Atık alanının da önemli bir sektör olduğuna değinen Erdinçler, “İstanbul’un ilk defa atık yönetim planını yaptık. 2050’de düzenli depolama ve yakmanın yüzde 30 ile sınırlı olması isteniyor. Biz de buna uyduk. Bütün plan ve projelerimizi de yaptık ve bunu izliyoruz ve güncelliyoruz. Bunlar yapıldı bitti planlar değil. Her yıl bakıyoruz. Teknik değiştiyse veya daha iyi bir yönteme dönebileceksek onlara da dönüyoruz” ifadelerini kullandı. Erdinçler ayrıca İBB’nin 2025’te "Yeşil Şehir Eylem Planı"nı da tamamladığını söyledi.

‘EN UCUZ ENERJİ, TÜKETİLMEYEN ENERJİDİR’

Toplantıda enerji verimliliğinin önemini vurgulayan Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, “En ucuz, en temiz enerji hiç tüketilmeyen enerjidir” sözleriyle dönüşümün yalnızca yeni enerji santralları kurulmasından ibaret olmadığını hatırlattı. Kadıoğlu’na göre enerji dönüşümünün en önemli uygulama alanlarından biri kentler ve binalar. İklim değişikliğiyle birlikte artan sıcaklıklar, özellikle yaz aylarında soğutma ihtiyacını ve elektrik tüketimini yükseltiyor. Bu nedenle kentlerde gölgelik alanların artırılması, yeşil alanların insanların yaşadığı bölgelerde oluşturulması, suyun toprağa geçmesini sağlayan geçirgen yüzeylerin kullanılması ve binaların ısı yalıtımının iyileştirilmesi gerekiyor. Kadıoğlu, kentsel dönüşüm çalışmalarının bu açıdan önemli bir fırsat olduğunu belirterek yeni yapıların yalnızca depreme değil, aşırı sıcaklara ve iklim değişikliğinin diğer etkilerine karşı da dayanıklı tasarlanması gerektiğine dikkat çekti.

ATIKTAN 2,3 MİLYON KİŞİYE ELEKTRİK

İSTAÇ Genel Müdür Yardımcısı Fatih Hoşoğlu, İSTAÇ’ın, çevre ve enerji alanında yürüttüğü çalışmalarla İstanbul’un sürdürülebilirlik ve iklim değişikliğiyle mücadele hedeflerine katkı sağlamaya devam ettiğinin altını çizdi. Düzenli depolama sahalarında oluşan gazın toplanarak enerjiye dönüştürülmesi, biyometanizasyon ve atık yakma ve enerji üretim tesisleri ile enerji geri kazanımı sağlandığını belirten Hoşoğlu, bu şekilde sera gazı emisyonlarının da azaltıldığının altını çizdi.

Image

Hoşoğlu, bu kapsamda İSTAÇ’ın entegre atık yönetimi faaliyetleriyle 2025 yılında yaklaşık 4,5 milyon ton sera gazı emisyonunu önlediğini, bu rakamın 2,9 milyon aracın trafikten çekilmesiyle sağlanan veya 2,7 milyon adet ağacın sera gazı azaltımına eşdeğer olduğunu söyledi.

Hoşoğlu, Türkiye’nin bir yandan karbon emisyonlarını azaltmaya çalışırken diğer yandan sürekli artan enerji talebini karşılamak zorunda olduğunu söyledi. Yenilenebilir enerji yatırımlarında güneş ve rüzgârın ağırlık kazandığını belirten Hoşoğlu, atıkların enerjiye dönüştürülmesinin de enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi açısından önemli olduğunu vurguladı. İstanbul’da her gün yaklaşık 20 bin ton evsel atık oluştuğunu hatırlatan Hoşoğlu, İSTAÇ’ın atık yönetimi tesislerinde elektrik üretimi yaptığını anlattı.

Hoşoğlu, “220 MW’lık bir kurulu güce sahibiz. 220 MW ile yaklaşık 2,3 milyon kişinin elektrik ihtiyacını karşılayacak derecede elektrik üretiyoruz” dedi. Çöp depolama sahalarında oluşan gazdan, biyolojik işlemlerden ve termal yöntemlerden enerji elde edildiğini belirten Hoşoğlu, bu çalışmalarla karbon emisyonlarının azaltılmasına da katkı sağlandığını söyledi. Ancak atık yönetiminin yalnızca enerji üretimiyle sınırlı tutulmaması gerektiğini vurgulayan Hoşoğlu, döngüsel ekonominin önemine dikkat çekti. Atıkların azaltılması, yeniden kullanılması, onarılması ve geri kazanılması gibi uygulamaların yaygınlaştırılması gerektiğini belirtti.

‘ATIK YÖNETİMİNİN FİNANSMANI BELİRSİZ’

Hoşoğlu’nun üzerinde durduğu en önemli sorunlardan biri ise atık yönetiminin finansmanı oldu. Türkiye’de çevre mevzuatında “kirleten öder” ilkesi bulunmasına karşın bunun uygulamada yeterince karşılık bulmadığını belirten Hoşoğlu, yerel yönetimlerin atık yönetimi yatırımlarını büyük ölçüde kendi bütçelerinden karşılamak zorunda kaldığını söyledi. Atık yönetiminde mevcut teşviklerin 2030 sonrasında sona ermesiyle finansman sorununun daha da ağırlaşabileceğini belirten Hoşoğlu, “2030’dan sonra atık yönetiminin nasıl gerçekleşeceği biraz karanlığa doğru gidiyor” uyarısında bulundu. Hoşoğlu’na göre sürdürülebilir atık yönetimi için mevzuatın finansman mekanizmalarıyla desteklenmesi ve belediyelerin yatırımlara erişiminin kolaylaştırılması gerekiyor. Toplantıda söz alan Cumhuriyet yazarı Arif Kızılyalın da Kadıköy ve bazı diğer belediyelerde profesyonel işletmelerden katı atık bedeli alınmasına yönelik uygulamalara değinerek atık yönetiminin maliyetinin karşılanmasına ilişkin farklı yerel örnekleri gündeme getirdi.

TOPLU ULAŞIMDA GÜNDE 8.5 MİLYON İŞLEM

BELBİM Genel Müdürü Ceyda Ünal, İstanbul’da iklim hedeflerine ulaşmanın önemli yollarından birinin toplu ulaşımın daha erişilebilir ve kolay kullanılabilir hale getirilmesi olduğunu söyledi.

İstanbulkart sisteminin yalnızca bir ödeme aracı olmaktan çıkarılarak dijital bir ulaşım ve kent yaşamı platformuna dönüştürüldüğünü belirten Ünal, yaklaşık 20 bin ulaşım erişim noktasında dijital ödeme altyapısının oluşturulduğunu anlattı. İstanbul’da günlük toplu ulaşım işlemlerinin yaklaşık 8,5 milyona, yıllık işlem sayısının ise 2,1 milyara ulaştığını belirten Ünal, ulaşım verilerinin kent planlamasında önemli bir kaynak oluşturduğunu vurguladı.

Image

Ünal, toplu ulaşımın kullanımını artırmak için yalnızca yeni hatlar açmanın yeterli olmadığını, farklı ulaşım türleri arasında kolay geçiş sağlanması gerektiğini söyledi. “Şehirlerin plansız büyümesi ulaşım özelinde en büyük engellerden bir tanesi” diyen Ünal, nüfus sürekli artarken çözüm üretme çabalarının çoğu zaman bu artışın gerisinde kaldığını belirtti. Ünal, özel sektörün de toplu ulaşımı teşvik eden uygulamalara katılması gerektiğini vurgulayarak şirketlerin çalışanlarına toplu ulaşım olanağı sağlamasının kent trafiği ve çevre açısından katkı yaratabileceğini söyledi.

İBB Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Erdinçler de toplu ulaşımın yaygınlaştırılmasının iklim mücadelesinde temel önceliklerden biri olması gerektiğini belirtti. Elektrikli otomobillere geçişin tek başına yeterli olmayacağını, özel araç kullanımının azaltılmasının da önem taşıdığını vurguladı.

ATIKTAN BİYOMETAN VE SÜRDÜRÜLEBİLİR YAKIT

Biotrend Sürdürülebilirlik Kıdemli Uzmanı Meltem Balkan, özel sektörün atık yönetimi ve enerji dönüşümündeki rolünü anlattı. Biotrend’in dokuz ilde belediye atıklarını işleyerek enerji ürettiğini belirten Balkan, tesislerde geri kazanılabilir malzemelerin ayrıştırıldığını, metan emisyonlarının azaltıldığını ve karbon kredisi faaliyetleri yürütüldüğünü söyledi. Şirketin gelecek dönem hedefleri arasında biyometan üretimi ve sürdürülebilir havacılık yakıtı gibi yeni alanların bulunduğunu belirten Balkan, bu yatırımların önemli finansman gerektirdiğini vurguladı.

Image

Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması’nın (YEKDEM) geçmişte yatırımların gelişmesinde önemli rol oynadığını ancak artan işletme ve bakım maliyetleri karşısında mevcut desteklerin yetersiz kaldığını söyledi. Balkan, sektörün sorunlarının yalnızca finansmanla sınırlı olmadığını, yasa yapıcılar, belediyeler ve işletmeler arasında iletişim ve koordinasyon eksiklikleri bulunduğunu belirtti. Biotrend’in 2026 yılında düzenlediği atık yönetimi çalıştayından çıkan sonuçlara değinen Balkan, ortak bir yönetişim modeli, yatırım destekleri ve sektörün sorunlarını birlikte dile getirebileceği örgütlü bir yapıya ihtiyaç duyulduğunu aktardı.

‘YÜKSEK FAİZLER YEŞİL YATIRIMLARI ENGELLİYOR’

İstanbul Enerji AŞ Proje Müdürü Ersin Aydın da yenilenebilir enerji yatırımlarının önündeki en önemli engellerden birinin finansman maliyetleri olduğunu söyledi. Türkiye’nin 2035 yılı için belirlediği yenilenebilir enerji kapasitesi hedeflerine ulaşabilmesi için yatırımların hızlanması gerektiğini belirten Aydın, yüksek borçlanma faizlerinin yatırımcıları zorladığını vurguladı. “Normal borçlanma faizleri çok yüksek şu anda, yatırımcı bunu göze alamıyor” diyen Aydın, önceki yıllarda yenilenebilir enerji yatırımlarını destekleyen mekanizmaların önemli katkılar sağladığını ancak bugünkü koşullarda yeni yatırımlar için yeterli kaynak oluşturulamadığını söyledi. Aydın’a göre enerji dönüşümünün hızlanması için yalnızca hedef belirlemek değil, yatırımcıların bu hedeflere ulaşmasını sağlayacak uzun vadeli ve erişilebilir finansman araçlarını geliştirmek gerekiyor.

İKLİM MÜCADELESİ EĞİTİMLE BAŞLAMALI

Toplantıda enerji dönüşümünün toplumsal boyutu da gündeme geldi. Prof. Dr. Ayşen Erdinçler, çevre bilincinin erken yaşlarda kazandırılması gerektiğini belirterek İBB’nin okullarda ve okul öncesi eğitim kurumlarında yürüttüğü farkındalık çalışmalarını anlattı. İstanbul Enerji AŞ. Genel Müdürü Dr. Yüksel Yalçın ise çevre ve enerji eğitiminin ilkokuldan itibaren müfredata girmesi gerektiğini savundu. Enerji teknolojileri alanında uzmanlaşmış meslek liseleri, yüksekokullar ve üniversite programları oluşturulmasını öneren Yalçın, yerel yöneticilerin de enerji, altyapı ve kent planlaması konusunda eğitim almalarının önemini vurguladı.

Image

Yalçın, yerel yönetimlerde kurumsal hafızanın korunmasının ve yönetim değişikliklerinde projelerin sürekliliğinin sağlanmasının sürdürülebilirlik açısından önemli olduğunu belirtti. İklim krizine karşı etkili mücadelenin, doğru veriyle ve bütüncül bir planlamayla mümkün olduğunu söyleyen İstanbul Enerji AŞ.Genel Müdürü Dr. Yüksel Yalçın, “Bu anlayışla hayata geçirdiğimiz Dijital İklim Merkezi, yerel yönetimlerden kamu kurumlarına, özel sektörden üniversitelere kadar geniş bir paydaş ağının iklim ve sürdürülebilirlik süreçlerini veri odaklı yönetmesine katkı sunacak” dedi.

Teknopark’taki Ar-Ge merkezinde kurdukları fiziksel veri takip altyapısı ve dijital yönetim platformlarıyla, iklim eylem planlarının koordinasyonunu ve projelerin uçtan uca izlenmesini tek çatı altında topladıklarını açıklayan Yalçın, “Aynı zamanda çevre, enerji ve iklim teknolojileri alanında yeni Ar-Ge çalışmalarına da zemin hazırlıyoruz. Bu merkez, sahada biriktirdiğimiz deneyimin doğal bir devamı” dedi. Yalçın, Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı çalışmaları kapsamında il ve ilçe belediyeleriyle bugüne kadar 30’u aşkın projeyi tamamladıklarını belirtti.

HEDEFLER KADAR UYGULAMA DA ÖNEMLİ

Cumhuriyet’in yuvarlak masa toplantısında ortaya çıkan değerlendirmeler, enerji dönüşümünün tek bir kurumun ya da sektörün çabasıyla gerçekleştirilemeyeceğini gösterdi.

Yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması, su ve enerji tasarrufu, toplu ulaşımın yaygınlaştırılması, atıkların azaltılması, finansman kaynaklarının geliştirilmesi ve kentlerin iklim risklerine dayanıklı hale getirilmesi birbirini tamamlayan başlıklar olarak öne çıktı. Katılımcıların farklı alanlardan dile getirdiği sorunların ortak noktası ise planlama, finansman ve kurumlar arası işbirliği ihtiyacı oldu. COP31’e giderken Türkiye’nin önündeki temel mesele yalnızca yeni iklim hedefleri açıklamak değil, mevcut hedefleri ölçülebilir, finanse edilebilir ve uygulanabilir politikalara dönüştürmek.

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.