TMMOB İzmir İKK bileşenleri: Şehircilik ranta teslim edildi

Bu yıl 50’ncisi düzenlenen Dünya Şehircilik Günü Kolokyumu öncesinde gazetemizin İzmir bürosunu ziyaret eden TMMOB İzmir İKK bileşenleri, ülkenin şehircilik karnesini çıkardı. Planlamanın ranta teslim edildiğini ve kentlerin “kervan yolda düzülür” mantığıyla yönetildiğini vurgulayan yöneticiler; Gezi tutsaklarına ve 1650 günü aşan adalet nöbetine dikkat çekerek, “Korku iklimine karşı kamu yararı mücadelesi gençlerle büyüyor” mesajını verdi.
‘RANT ODAKLI BÜYÜYORUZ’
- 8 Kasım Dünya Şehircilik Günü’nün tarihsel çıkış noktası nedir?
Ayşegül Yarış (TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi sekreteri): 8 Kasım, 1940’larda Arjantinli ilk şehir planlama profesörünün vizyonuyla ortaya çıkıyor ve İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki yıkım üzerine “Kentlerin yeniden inşasını nasıl birlikte tartışabiliriz?” sorusuyla resmiyet kazanıyor. Kentler hiçbir zaman dümdüz bir alanda sıfırdan inşa edilmez; kültürel ve sosyolojik katmanlarıyla yaşayan bir mekanizmadır. Bu yüzden sadece afet veya savaş dönemlerinde değil, kentlerin belli aralıklarla yeniden yapılanması gerekir. Şehirciler de bu süreçte düşünen meslek insanlarıdır.
- Bu yılki kolokyumun “miras, mücadele, umut” teması İzmir için ne ifade ediyor?
Ayşegül Yarış: Kültürel miraslarımız ve hafıza mekânlarımız şehircilik ilkelerinin olmazsa olmazıdır. İzmir örneğinde Buca Cezaevi alanı ve Basmane Çukuru hem mirasımız hem de mücadele alanımızdır. “Umut” ise, sırf mesleğini icra ettiği için tutuklanan Tayfun Kahraman nezdinde aynı ilkeleri daha kalabalık bir şekilde savunmamızdır.
- Mevcut durumda kentlerimiz bütüncül bir planlamayla mı yönetiliyor?
Bilge Martan (TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi ikinci başkanı): Savunduğumuz ilke her zaman bütüncül planlamadır. Çünkü bir bütün oluşturulurken kentin sosyal yapısı, ekolojisi, altyapısı gözetilir. Ancak şu an kentin tüm özneleri, sermayenin baskısıyla oluşan parçacıl, parsel bazlı planların yükünü taşıyor ve bunun mücadelesini veriyor.
- Neden bütüncül planlamadan uzaklaşılıyor, planlama neden iktidarla bu kadar çatışıyor?
Uğur Yıldırım (TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi başkanı): Planlama çok teknik bir olaydır ama ortaya çıkan şey tamamen politiktir. Çünkü bir kentte kimin kaynağa ne kadar ulaşabileceğine planlama karar verir. Bu teknik durumun sonucunda oluşan politik tavırdan kaynaklı olarak planlama, iktidar erkiyle sürekli karşı karşıya gelir. İzmir’de tam olarak bunu yaşıyoruz. Kentsel rantın nasıl paylaşılacağı değil, yurttaşlar olarak nasıl ortaklaşacağımızı anlatmaya çalışıyoruz.
Faruk İşgenç (TMMOB Çevre Mühendisleri Yönetim Kurulu üyesi): Uluslararası bir toplantıda yabancı bir profesör, “Türkçede plan anlamına gelen sözcük nedir?” diye sormuş. Kendi dilimizde bu anlama gelecek bir sözcük üretme ihtiyacı bile duymamışız. Hocamız da “Bizde kervan yolda düzülür” yanıtını vermiş. Dil, hayatın nasıl algılandığı konusunda bize yol gösteriyor. Kent planlaması multidisipliner bir iştir ama bizde maalesef plansızlık hâkim kılınmış durumda.
- Mevzuatlar ve çevre düzeni planları bu talanı durdurmaya yetmiyor mu?
Bilge Martan: Mevzuatlar bir rehberdir; ekolojik bütünlük, çevrenin nasıl etkileneceği gözetilerek oluşturulmuştur. Yasa “Burası sit alanı yapamazsınız” der ama uygulamada bambaşka şeyler oluyor. Biz şehirciler olarak çoğu zaman mega projelere karşı sadece “Mevzuata uyun” çağrısı yapmak durumunda kalıyoruz.
- Planlama yapılmadan kentlerin büyütülmesi sahada nasıl sonuçlar doğuruyor?
Hüseyin Divarcı (TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu üyesi): Şehirler elbette büyür. Ancak yerel yönetimlerin, büyümeden çok önce doğal kaynakları ve afet risklerini tespit edip planlaması gerekir. Bizde ise tam tersi; önce yapılaşma ve yerleşme oluyor, arkasından bir risk ortaya çıkınca çözüm aranmaya başlanıyor.
- Peki, şehircilik politikalarımızdaki asıl sorun nedir?
Ayşegül Yarış: Temel sorun mega projelerin neden yapılamayacağı değil; bu projelerin neden ve kimin için ortaya çıkarıldığıdır. Orada kamu yararı tartışması devreye giriyor. Asıl sormamız gereken şudur: Neden biz kentin gündelik hayatını ve planlarını hep seçim vaatlerine göre şekillendiriyoruz?
‘KORKU İKLİMİNE KARŞI ADALET NÖBETİNDEYİZ’
- “Adalet nöbeti” 4.5 yılı geride bıraktı. TMMOB bu nöbette neden ısrar ediyor?
Uğur Yıldırım: Gezi davasında tutuklama kararları çıktığında, bu durum Türkiye’nin siyasi tarihinde hukukun ezberi bozduğu ve rayından çıktığı en net örneklerden biri oldu. Hemen akabinde İzmir, İstanbul ve Ankara’da TMMOB örgütlülüğü çok organik ve hızlı bir şekilde eylemlilik kararı aldı. 1650 günü geçen bu nöbet sadece Gezi tutsaklarıyla alakalı değil; umudun hep var olduğunu anlatma amacını taşıyor. Can Atalay, Tayfun Kahraman, Osman Kavala ve Çiğdem Mater gibi sırf mesleklerini icra ettikleri için tutsak bulunan isimleri unutmadığımızı haykırıyoruz. Örgütlü bir kötülüğe karşı birbirimizden tutarak örgütlü bir mücadele yürütmeye çalışıyoruz.
- Mesleklerini icra eden teknik insanların hapisle cezalandırılması, bilimi savunanlar üzerinde bir korku iklimi mi yaratıyor mu?
Uğur Yıldırım: Kesinlikle yaratılmak istenen bir korku iklimidir. Bilimin ve tekniğin yanında duran meslekler, bilimin karşısında karar alma mekanizmaları geliştiren rantçı anlayışın tam karşısında konumlanmak zorunda kalıyor. Biz de bu yüzden hedefteyiz.
Ayşegül Yarış: Bizim biraz da meselemiz şu; hepimizi ilgilendiren ortak meselelerle ilgili nasıl kararlar alınıyor ve kent kaynaklarının kim tarafından kullanılacağına kimler karar veriyor? Bu kararlar alınırken neler gözetiliyor? Mesleki mücadelemizin temelinde bunu bilmek ve kamuoyuna aktarmak yatıyor.
Faruk İşgenç: Korku nasıl insani bir duyguysa yanlış ve haksızlık karşısında direnme de insani bir duygudur, davranıştır. Bugün Türkiye’de çok sayıda vatandaş örgütsüz bırakılmışken TMMOB doğrunun yanında durarak sadece siyasi bir tavır değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir tavır gösteriyor.
Bilge Martan: Korku ikliminin ötesinde bilinçli bir umutsuzluk hali de örülmeye çalışılıyor. Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararlarına rağmen hukukun geldiği nokta bu umutsuzluğu körüklüyor. Ancak biz Şehir Plancıları Odası olarak 14 yıldır Türkiye’nin her üniversitesinden öğrencilerin katıldığı yaz eğitim kampları gerçekleştiriyoruz. O kitleye baktığımızda şunu görüyoruz; gençler Tayfun Kahraman ve arkadaşlarımızın “kamu yararı savunusu” nedeniyle bu süreçten geçtiklerini çok iyi biliyor ve bunun savunulması gerektiğine inanıyor. Buradan yetişen, bizi ayakta tutan çok ciddi bir umut var.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.