Korku imparatorluğunun cadı kazanı

2. Dünya Savaşı sonunda dünyanın en zengin, en güçlü devleti olan ABD için “komünizm hayaleti” her zaman büyük bir tehlikeydi. Savaştan sonra Sovyetler Birliği’nin yükselmesinden, Çin’de komünist rejimin, Doğu Avrupa’da halk cumhuriyetlerinin kurulmasından rahatsız olan ABD, “Soğuk Savaş”ı başlattı.
ABD politikalarına karşı olan herkes “komünist”, “vatan haini”, “casus” ilan edildi.
ABD “korku imparatorluğu”na dönüştü.
HALKA İHANET
Albert Kahn, Büyük İhanet (Çev. Mehmet H. Doğan, Hür Yayınları-1974) adlı kitabında yazdı: “Bin bir yolu vardır, halka ihanet etmenin: Halk, şiddet, dehşet ve işkence yolu ile baskı altına alınabilir. Milyonlarca kadın ve erkek sömürülebilir, özgürlüğü alınabilir, yoksulluğa düşürülebilir; zorba yasalar çıkarılabilir, mahkemeler baskı aracı haline getirilebilir; yalan bir propaganda, ortada hiç neden yokken toplumun iki kesimini birbiri karşısına dikebilir; savaş yapılabilir ve bir zamanların acayip simyacıları gibi insan kanından altın çıkarılabilir, işte halka böyle ihanet edilir.”
SOĞUK SAVAŞ’IN CADI AVI
Soğuk Savaş’ın “McCarthyizm” denen en karanlık dönemi başladı. Dönemin en korkulan kişisi olan Senatör Joseph McCarthy’nin hedefinde bilimadamları, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, sinemacılar, sendikacılar vardı.
Amerika, “McCarthy” simgesiyle yeni bir “cadı avı”na çıkmıştı.
Binlerce kişi sorgulandı, fişlendi; herkes birbirinden korkmaya başladı, kimsenin kimseye güveni kalmadı.
Sorgulananların “yalnızca Amerikan çıkarları için çalışacaklarına” ilişkin yemin etmesi istendi.
Charlie Chaplin, Robert Taylor, Bertolt Brecht, Lillian Helmann, Arthur Miller, Orson Welles, Paul Robeson, Langston Hughes, Robert Oppenheimer, Dalton Trumbo, Pete Seeger, Alger Hiss (Roosevelt hükümetinin güvenilir kişilerinden) gibi ünlülerin de bulunduğu binlerce insan yargılandı.
Fırtınadan Sonra, Sacco ile Vanzetti, Hürriyet Yolu romanlarının yazarı, Spartaküs’ün senaristi Howard Fast İspanya İç Savaşı’na destek verenlerin adlarını vermeyi reddedince tutuklandı.
Üniversitelerde büyük kıyım yaşandı; yüzlerce öğretim görevlisi işten çıkarıldı, istifa etmeye zorlandı, sindirildi.
Sorgulananlar “sessiz kalmaları durumunda hapse girecekleri” söylenerek tehdit edildi, “itirafçılığa” zorlandı.
Sorulara yanıt vermeyi reddeden yüzlerce kişi işinden oldu, hapse atıldı ya da sürgün yaşamak zorunda kaldı.
İnsanlar komşusunu, arkadaşını, meslektaşını ihbar etti; kendi canını kurtarmak için başkaları hakkında “gizli tanıklık”, “yalancı tanıklık” yaptı.
Arkadaşlarını yakarak kendilerini kurtaranlar arasında yönetmen Elia Kazan da vardı.
1950’LERİN CADI KAZANI
Arthur Miller, Amerikan tarihinde 17. yüzyılın sonlarında yaşanan cadı avından yola çıkarak yaşanan paranoya ve korku ortamını eleştiren Cadı Kazanı adlı oyununu yazdı. Emre Kongar şöyle yazdı:
“McCarthyizm, demokratik bir ülkede siyaseti, devlet mekanizmasını ve medyayı kullanarak çamur atma, karalama yoluyla insanları haksız yere itham eden ve suçsuzları cezalandıran, toplumun temel hak ve özgürlüklerini zedeleyen, demokrasiyi istismar ederek bütün toplumu baskı altına alan antidemokratik bir uygulamanın adıdır.
“McCarthyizmin önemi demokratik bir toplumda yaşanmış olmasından gelir. Demokratik bir toplumda, devlet gücünün, istihbaratın, siyasetin ve medyanın nasıl kötüye kullanıldığını ve bu kötüye kullanmanın ne korkunç sonuçlar doğurduğunu gösterir. Komünizm karşıtlığı ve demokrasi koruyuculuğu maskesi altında, insanların nasıl baskı altına alındığının tipik bir örneğini oluşturduğu için önemlidir...” (bkz. kongar.org)
“McChartyizm”, ABD emperyalizminin 1950’lerdeki cadı kazanının adıydı.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.