Murat

Emir Sarıgül’ün ifadesi alındı da Murat Ağırel savcıyla sohbet mi etti? Emir Sarıgül’ün kurduğu söylenen örgüte dair soruşturmanın geldiği aşama Murat Ağırel için neden gelemedi?
Ne garip sorular, demeyin. Ben değil, bir hâkimin 4 Kasım tarihinde verdiği tek sayfalık karar bunu diyor.
Emir Sarıgül’ün tahliye kararına bakıyorum. Savcı, kendisini özgürlüğüne kavuşturmak için şu gerekçeleri öne sürmüş: Sarıgül’ün sabit ikametgâhı var, soruşturma bir aşamaya geldi, mevcut delil durumu itibarıyla tutuklu kalması artık gereksiz.
Hâkim de aynı gün karar vermiş ve özetle şöyle demiş: Evet, Emir Sarıgül’ün suçunun vasıf ve mahiyeti; ifadesinin alınmış olması, soruşturmanın geldiği aşama ve mevcut delil durumu ile tutukluluğu artık gereksiz. Tutuklamadan beklenen fayda ve amaç ev hapsiyle de sağlanabilir.
Ne güzel değil mi? Sonuçta ne olmuş: Suç örgütü kurmakla suçlanan Emir Sarıgül cezaevinden çıkarken aynı soruşturma kapsamında delili olmasa da ona yardım ettiği ileri sürülen ama Sarıgül’ün “Tanımıyorum” dediği Murat Ağırel hapiste kalmış. Keza, o cezaevine de başka soruşturma kapsamında halihazırda ev hapsindeyken atılmış!
Sahi, şu “sabit ikametgâh” kriteri vicdan ve adalet terazisinde ne kadar sabit? Soruşturmanın “bel kemiği” denen biri Saray yavrularına dönerken diğeri gazetecilik yaptığı için beton duvarlar arasında tutuluyorsa o terazinin kefeleri hakikati değil yalnızca kudreti mi tartıyor?
SELAHATTİN
Adınızın ne önemi var? Çeyrek yüzyıldır gazeteci sanıyorsunuz kendinizi. Ama birileri diyor ki yanılıyorsun, başka bir şeysiniz siz.
Ne mi yapmışsınız? 15 yıl önce öldürüldüğünden şüphelenilen istihbaratçının görüntüsünü çeken kişisiniz.
Diyorsunuz ki ben çekmedim. Bak, başka kişi itiraf ediyor kendi çektiğini. Diyorsunuz ki zamanaşımı var zaten bu suçlamada. Yetmiyor, zaten suçlandığınız madde olay zamanı yürürlükte değil.
Öyle mi? “Yeni fark ettik, tek kişilik bir suç örgütü de kurmuşsunuz aslında” diyorlar bu kez. Tutuklama üstüne tutuklama yaşıyorsunuz. İtiraz ediyorsunuz. Mahkeme, “Hayır, tutuklu kalsın” kararında adınızı bile yanlış yazıyor.
Gün geliyor, siz içerideyken istihbaratçının mezarı açılıyor. Adli Tıp Kurumu bir rapor hazırlıyor ve ölümün kalp hastalığı nedeniyle olduğunu söylüyor. Zehirlenerek öldüğüne dair de delil yok, diyor. Şimdi sizi tutuklayanlar itiraz edecekmiş.
Kimse de sormuyor: Önce suç, sonra delil, en son şüpheli diye gitmez mi sıralama? “Suçun bile olmadığı yerde, şüpheli neden var” diye kimse sorgulamaz mı? Sahi, ölüm bile doğal nedenlerle çıktıysa, yani soruşturmanın kendisi çöküyorsa gazeteci Selahattin Günday’ın asıl suçu ne, söyleyin de bilelim.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.