Eğitim'de "PISA" başarısı nasıl geldi? Bakan Tekin merak edilenleri cevapladı
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Anadolu Ajansı Editör Masası canlı yayınında eğitim gündemine ilişkin soruları yanıtladı. Tekin, "760 bine yakın dersliğimiz var. Bir sırada 3-4 öğrencinin oturmasını istemiyoruz. Eğitime erişimi kolaylaştırdık. Bütçeden en büyük pay eğitime ayrıldı. PISA başarımız dünyada gündem. 2015 sonrası skorlarımız yükseldi. Eğitimi dershane vesayetinden kurtardık ve başarı geldi." dedi.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 2026-2027 eğitim öğretim yılının başlamasının ardından AA Editör Masası’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Tekin'in açıklamasından satır başları;
"GENEL BÜTÇEDE EN ÖNEMLİ PAY EĞİTİME AYRILDI"
2001'deki parti programında, 2002'deki hükümet programında eğitim öğretimin uluslararası göstergeler açısından ya da sizden öncekiler bunu niye yapmamışlar, niye yapamamışlar? Şimdi ben siyaset bilimciyim. Uluslararası arenada bir ülkenin demokratik göstergeler açısından, demokratikleşme trendi açısından pozisyonunu, ülkenin mali kaynakları, yani genel bütçeden hangi alanlara daha çok kaynak ayrıldığı ile ölçülür mü? Yani bu parametrelerden bir tanesi. Bizde mesela 2012 bütçesinde Milli Eğitim Bakanlığı 4. sırada. Daha çok başka alanlara kaynak aktarılmış ama Sayın Cumhurbaşkanımızın hem Başbakanlığı hem Cumhurbaşkanlığı döneminde bütün bütçelerde genel bütçeden en çok pay Milli Eğitim'e ayrıldı. Yani hep biz birinci sırada yer aldık. Şöyle söyleyeyim. Yüzde 7'lerden yüzde 15'lere çıkardı genel bütçeden ayrılan payı. Bu şimdi önemli bir gösterge bizim açımızdan. Ve bununla AK Parti iktidarları döneminde bir kere çocuklarımızın okul ihtiyacı, yani derslik başına düşen öğrenci sayısı itibarıyla okullarımızda sağlıklı bir eğitim öğretim ortamının inşası için gerekli adımlar atıldı.
Bakın, 2002 yılında Türkiye'de yaklaşık 357 bin dersliğimiz var. 357 bin sınıfımız var. Şöyle bakalım. Bu 357 bin. Türkiye, doğal afetlerin yoğun yaşandığı, özellikle depremin yoğun yaşandığı bir deprem ülkesi. Depremde yıkılan okullarımız, başka doğal felaketlerde kaybettiğimiz dersliklerimiz ve ekonomik ömrünü tamamladığı için yıkıp yeniden yaptığımız derslikleri düşündüğümüzde, bu 357 bin dersliğin yaklaşık yarısının bu şekilde kaybolduğunu varsayalım. Elimizde 150-200 bin civarında önceden kalan bir derslik var. Şimdi, biraz önce söylediğim parametre doğrultusunda ilk yaptığımız şey, derslik sayısını arttırıp çocuklarımızın bir sırada üç kişi, dört kişinin oturduğu bir sınıf değil, rahat, notunu tutabildiği, öğretmenini dinleyebildiği müreffeh ortamlar oluşturmak. Şu an 760 bine yakın dersliğimiz var.
"OKUL ÖNCESİ EĞİTİME ERİŞİM YÜZDE 80'İN ÜZERİNDE"
Şimdi şöyle bakmak lazım. 200 bine düştüğünü varsaydık biraz önce, 357 bin dersliği. Bugün 760 bine çıkartmışız. Yani yaklaşık 500 bin civarında ilave derslik yapmışız. Bu çok önemli bir şey. Bu önemli bir parametre. İki, eğitime erişim konusunda sorun yaşanıyor. O tarihler için söylüyorum. Çocuklarımızın ilkokulu bitirdikten sonra ortaokula devam edebilecekleri bir mekanizma yok. Köyünden ilçe merkezine gelemiyor veyahut da benzeri problemler yaşanıyor. Şimdi eğitime erişimle ilgili sorunları aşabilmek için adımlar atıldı. Ne yaptık? Taşımalı sistem getirdik. Yani eğitimine devam etmek isteyen ama ulaşım problemleri yaşayan öğrencilerimiz için taşımalı sistemi koyduk. Okullarımızın pansiyon kapasitesini artırdık. Dolayısıyla eğitim erişimi bu anlamda Türkiye'yi uluslararası göstergeler açısından, bakın şu anda, yani 2002 yılında orta öğretime devam oranı yaklaşık yüzde 50'lerde iken şu an yüzde 90'ların üzerinde. Okul öncesi eğitime erişim 2002 yılında yüzde 11 iken bugün yüzde 80'in üzerinde. Bunlar çok önemli parametreler. Eğitim erişimi açısından da bu konuyu ciddi şekilde çözdük.
"ÖĞRETMEN SAYISI ARTTI, ALTYAPI DÜZELDİ"

Önemli konu, eğitimin niteliği açısından öğretmen sayısı önemli. Yani bir öğretmenin, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı eğer 30-40'lı rakamlarla ifade ediliyorsa, eğer o öğretmen arkadaşımızın o sınıfta öğrencilerle o ilişkiyi kurma ihtimali yok. Dolayısıyla ne yaptık? Yaklaşık şu an sistemde kayıtlı olan öğretmen arkadaşlarımızın yüzde 80'i AK Parti iktidarları döneminde atandı. O gün 500 bin civarında öğretmenimiz varken, 540 bin öğretmenimiz varken 2002 yılında, bugün 1 milyon 260 bin, özel okuldaki öğretmenlerle beraber öğretmenimiz var. Şimdi bu rakamlar çok önemli rakamlar. Yani öğretmen sayısı arttı, altyapı düzeldi ve bu PISA skorlarına olumlu yansıdı. Sadece bunlar değil. Devam ediyorum, birkaç şey daha. Çünkü burası önemli. Yani şöyle bir megalomani içerisinde değilim. Yani biz bunu son bir yılda, iki yılda düzelttik vesaire şeyin içerisinde değil. 2001'den itibaren atılan bu adımlar.

Başka ne yaptık? Öğretmenin yetenekleriyle ilgili olarak 2014-2015 yılında öğretmenin yeterlikleriyle ilgili çok kapsamlı bir çalışma yaptık. Uluslararası göstergelerle uyumlu bir biçimde. Bu da çok önemli. Bir başka önemli husus. Şimdi eğitimin ana felsefesi itibarıyla okulda ne yapıyoruz biz? Ne yapmamız gerekiyor? 1980'li, 1990'lı yıllarda, sizin yaşınız genç, hatırlamazsınız. Okuldan başka, ders kitabından başka bilgiye erişim mekanizmamız yok. Yani internet, televizyon, cep telefonu, bu tür şeyler yok. Çocuklara bilgiyi nerede verebiliyoruz? Sadece okulda verebiliyoruz. Dolayısıyla okuldaki müfredatımız tamamen bilgi odaklı. Şimdi 2013 yılında ben müsteşarlığa başladıktan sonra uluslararası toplantılara katıldık. Katıldığımız bütün uluslararası toplantılarda bize yönelik en önemli eleştiri, sizin eğitim sisteminizde evet, fiziki kapasite ve insan kaynağı açısından çok pozitif gelişmeler, mesafeler katettiniz. Ancak hâlâ sizin eğitim felsefenizde bir problem var. Problem, siz çocuklara bilgi vermeyi hâlâ bilgi üzerine kuruyorsunuz. Bu ne getiriyor beraberinde, bakın. Aklımıza gelen her şeyi müfredata koymuşuz. Çünkü aynı dönemlerde, 80'li, 90'lı yıllarda eğitime erişim de sınırlı olduğu için, hem orta öğretim hem yüksek öğretime sınırlı sayıda öğrenci devam edebildiği için çocuklarımız her şeyi burada öğrensin, ortaokulda öğrensin, ilkokulda öğrensin diye bizim müfredatlarımız şişmiş. Şimdi şişince ne oluyor? Atıyorum, haftalık 3 saat dersiniz var. 3 saatlik bir dersi öğretiyorsunuz ama biz sizin müfredatınıza haftada 6 saat, 7 saat zaman ayırırsanız eğer öğretebileceğiniz bir müfredata doldurmuşuz. Çünkü aklımıza gelen her şey. Trafik kazaları yoğunlaşıyor, bunu koyalım. Sağlıkla ilgili bir şey oluyor, bunu da koyalım müfredata. Ve müfredatımız şişmiş. Hâl böyle olunca öğretmenimiz, haftada 6 saat, 7 saat imkân vermemiz gereken bir dersi haftada 3 saatle sınırlandırdığımızda öğretmenimiz müfredatı yetiştirmek için hızlı gidiyor. Çünkü bir taraftan müfredatı yetiştirecek. Bunu yaptığı zaman öğrencilere verilmesi gereken eğitimi sağlıklı alamıyorlar. Öğrenci başarısız, öğretmen başarısız, okul başarısız, eğitim sistemi başarısız. Şimdi eğitime erişim arttığına göre, o zaman müfredatı da buna göre seyreltmek ve ilerleyen eğitim kademelerine bazı şeyleri kaydırmak gerekiyor ki sistem başarılı olsun. Dolayısıyla bizim yaptığımız, 2013'ten itibaren yaptığımız ikinci konu burası.
Peyderpey, kademeli bir biçimde, tedricen müfredatı seyreltme sürecine girdik ve müfredatın bilgi odaklı olmaktan ziyade, uluslararası mekanizmaların eriştiği sistematiğe uygun bir biçimde ve de çocuklarımızın bilgiye erişimi bu kadar kolay olduğu bir dönemde, bilgiye erişmeyi değil, eriştikleri bilgiyi gündelik hayatta ve toplumsal yaşamlarında kullanabilecekleri hâle dönüştürmek gerekir. Şimdi bunun biz çalışmasını başlattık o tarihlerde. Dedik ki bu müfredatı buna göre revize etmemiz lazım. Dolayısıyla 2024 yılında hayata geçirdiğimiz Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, bu iki parametre açısından çok önemliydi. Bunu o zaman da yayınlarımızda söyledim. Ben dedim ki, bakın, bunu değiştirdiğimizde çocuklarımızın, yani birer bilgi yüküne dönüştürüldüğü, sadece bilgi vermek, bilgiyi ezberletmek yerine kendilerine verilen bilgiyi analitik bir biçimde değerlendirebileceği ve gündelik yaşam becerisine dönüştürebileceği hâle getirirsek eğer, biz eğitim sistemimizde başarılı olacağız. Bununla beraber, eğitim sistemimizin içerisindeki bilgi yükünü azaltabilirsek eğer, müfredatta öğretmenimiz de başarılı olacak, sistem de başarılı olacak. Bunu da çok detaylı bir biçimde, bunlar hep konuştuk. Dolayısıyla bu PISA skorlarıyla ilgili önemli adımlardan bir tanesi bu.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.