1999’dan 2026’ya Marmara gerçeği: Gözler tek bir fayda! 100’den fazla deprem senaryosu çalışıldı, en dikkat çeken ihtimal hangisi?



Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Haberin Devamı
27 yıl önce, bir gecenin sessizliği Türkiye’nin hafızasında hiç silinmeyecek bir iz bıraktı. Takvimler 17 Ağustos 1999’u, saatler 03.02’yi gösteriyordu. Marmara’nın derinliklerinden gelen sarsıntı, saniyeler içinde binlerce hayatı değiştirdi.
O gece Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul ve çevre illerde evler yıkıldı, sokaklar enkaza dönüştü. Binlerce insan, karanlığın içinde sevdiklerinden gelecek bir haberi bekledi. Sabah olduğunda geride yalnızca yıkılan binalar değil, tarifsiz bir acı ve Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yüzleşmesi kalmıştı.
Aradan 27 yıl geçti. Ancak 17 Ağustos’un üzerinden geçen zaman, o gecenin hafızadaki yerini değiştirmedi.
Her yıl aynı tarih geldiğinde kaybedilen binlerce can yeniden hatırlanıyor; o geceden bugüne değişenleri ve değişmeyenleri sorgulatan aynı soru yeniden gündeme geliyor:
Haberin Devamı
Marmara’nın beklenen büyük depremine bugün gerçekten hazır mıyız?

İSTANBUL’DAKİ DEPREME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER FARKLILAŞTI
Geçen 27 yılda özellikle İstanbul’da beklenen büyük depreme ilişkin değerlendirmeler de farklılaştı. Pek çok uzman, Marmara’daki fayların gelecekte nasıl bir davranış göstereceği konusunda farklı görüşler ortaya koyarken, özellikle 23 Nisan 2025 tarihinde merkez üssü İstanbul’un Silivri ilçesi açıklarında 6.1 büyüklüğünde meydana gelen depremin ardından bilim dünyasındaki tartışmalar yeniden gündeme geldi.
Sarsıntının ardından bazı değerlendirmeler değişirken, Marmara’nın deprem tehlikesine ilişkin soru işaretleri de yeniden tartışılmaya başlandı.
Bununla birlikte uzmanların büyük bölümü, başta İstanbul olmak üzere Marmara’nın Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun güney kollarındaki hareketliliğin dikkatle izlenmesi gerektiği konusunda birleşiyor. Fayların geçmişteki hareketleri, bölgedeki sismik aktivite ve biriken gerilim, Marmara’nın deprem gündemindeki yerini korumasına neden oluyor.
17 Ağustos’un yıl dönümünde Marmara’nın geçmişten bugüne değişen yüzüne, 23 Nisan depreminin ardından yeniden şekillenen tartışmalara ve uzmanların İstanbul ile Marmara için yaptığı değerlendirmelere yeniden bakıyoruz.
Haberin Devamı
KUMBURGAZ HAVZASI FAYININ ORTA KESİMİNİN BİR BÖLÜMÜ KIRILDI AMA TEHLİKE BİTMİŞ DEĞİL
Marmara’nın depremselliği üzerine çalışmalar yapan ve son araştırmasında dikkat çeken ayrıntılara yer veren Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Deprem Teknolojileri Enstitüsü, Yer Bilimleri Mühendisliği Ana Bilim Dalı’nda görevli Dr. Öğretim Üyesi Yasemin Korkusuz Öztürk’e ilk önce 23 Nisan’da yaşanan depremi sorduk.
Çünkü bu deprem sonrasında bazı uzmanlar, “İstanbul’un büyük deprem beklentisi bitti” dedi “en fazla 6 büyüklüğüne kadar deprem bekleniyor” yorumları da oldu. Tabii tam tersini savunan uzmanların sayısı ise daha fazla.
Peki, bu deprem beklenen büyük Marmara depremi açısından bir gerilimin boşalması olarak mı görülmeli, yoksa daha büyük bir deprem senaryosunu değiştirmeyen bir gelişme olarak mı değerlendirilmeli?
Haberin Devamı
“Kuzey Anadolu Fayı’nın Marmara’daki kuzey kolu, yani Ana Marmara Fayı, farklı doğrultulara sahip çok sayıda segmentten oluşuyor” diyen Yasemin Korkusuz Öztürk, “Son yıllarda gerçekleştirilen sismolojik çalışmalar doğrultusunda, bu segmentlerin özellikle Orta Marmara Havzası civarında bulunan bazı kesimlerinde bir miktar kendiliğinden sürüklenme davranışı olduğu; batıda Tekirdağ Havzası, doğuda Kumburgaz Havzası faylarının ise bu kendiliğinden sürüklenen faylar ile kilitli faylar arasındaki geçiş zonlarını oluşturduğu düşünülüyor” dedi.
Uzman isim şu bilgilerin altını çizdi:
-- Dolayısıyla 23 Nisan depreminin, kendiliğinden sürüklenme gösteren Orta Marmara Havzası fayı ile tamamen kilitli olduğu düşünülen Avcılar açıklarındaki fay arasındaki geçiş zonunda meydana geldiğini söylemek mümkün. 23 Nisan depreminde Kumburgaz Havzası fayının orta kesiminin bir bölümü kırılmış olmakla birlikte, bu fayın batısında, Orta Marmara Havzası içerisinde bulunan segmentlerden batı kısmının 1912, doğu kısmının ise 1766’dan bu yana kırılmadığı ve önemli miktarda gerilme birikimi bulundukları düşünülüyor.
Haberin Devamı
-- Ancak bu bölgede önemli miktarda kendiliğinden sürüklenme de olduğundan durum biraz karmaşık. Bununla birlikte, 23 Nisan depreminin meydana geldiği fayın yüzeye yakın bölümünde ne ölçüde kırılma gerçekleştiği ve burada ne kadar gerilmenin boşaldığı da hâlâ tartışılan konular arasında ve bilimsel çalışmalar devam ediyor.

BEKLENEN İSTANBUL DEPREMİ İÇİN 100’DEN FAZLA SENARYO ÇALIŞILDI
Marmara Denizi’ndeki Ana Marmara Fayı ile ilgili yeni bir çalışmayı üstlendiniz. Beklenen İstanbul depremi için 100’den fazla senaryo çalışılmış. Bu çalışma çok kıymetli. Avcılar Fayı’na dikkat çekilmiş ve yine 7 büyüklüğü üzerinde duruluyor. Bu çalışmadan biraz bahsedebilir misiniz, neler anlamayız bu bilgilerden?
Haberin Devamı
Bu soruya “Biz olası Ana Marmara Fayı depremi için, ilk kez muhtemel heterojen gerilme modellerini kullanarak üç boyutlu dinamik deprem simülasyonları gerçekleştirdik. Dinamik deprem simülasyonları, çok yüksek bellek gerektiren ve güçlü bilgisayarlarda paralel programlarla gerçekleştirilebilen, depremin kaynağının ve fay geometrisinin gerçeğe mümkün olduğunca yakın biçimde modellenmesini ve yeryüzünde oluşabilecek kayma ile yer hareketlerinin hesaplanmasını sağlayan fizik tabanlı simülasyonlar” cevabını veren Yasemin Korkusuz Öztürk, çalışmaya dair şu önemli bilgilerin altını çizdi:
-- Kuzey Anadolu Fayı’nın Marmara Denizi içerisindeki kuzey kolunu oluşturan Ana Marmara Fayı’nın bazı kesimleri uzun süredir büyük deprem üretmemiş durumda ve bu nedenle önemli bir deprem potansiyeli taşıyor. Dolayısıyla bu konu, başta İstanbul olmak üzere Marmara Denizi’ne kıyısı bulunan tüm şehirler açısından önem taşıyor. Bu çalışmada Ana Marmara Fayı üzerinde meydana gelebilecek farklı deprem senaryolarına yönelik dinamik simülasyonlar oluşturuldu. Toplamda 100’ün üzerinde senaryo gerçekleştirildi.
-- Bu çalışma, olası bir Marmara depreminde kırılmanın nerede başlayabileceği, doğuda ve batıda hangi kesimlere kadar ilerleyebileceği, oluşabilecek moment büyüklüğünün hangi aralıkta değişebileceği ve farklı senaryolarda hangi bölgelerde daha yüksek yer hareketleri oluşabileceği konusunda örnekler sunuyor.

SİMÜLASYONDAN ÇIKAN EN ÖNEMLİ SONUÇ
“Simülasyonlarımızdan çıkan en önemli sonuçlardan biri, Ana Marmara Fayı üzerindeki herhangi bir segmentte başlayan bir depremin, batıda Ganos’a kadar ve doğuda 1999’da kırılan İzmit Fayı’nın batı ucuna kadar uzanan segmentleri tetikleyebilme potansiyelinin bulunması” diyen Yasemin Korkusuz Öztürk, “Yani model sonuçlarımız, Ana Marmara Fayı’nın geometrisinin, başlamış olan bir depremin doğu veya batı yönünde ilerlemesini her durumda engelleyen kesin bir bariyer oluşturmadığını gösteriyor. Bu durum, 23 Nisan depreminin meydana gelmiş olmasının olası bir büyük depremin ilerleyişini engellenmeyeceği görüşünü de destekliyor” dedi.
AVCILAR AÇIKLARINDAKİ FAY TEHLİKE BARINDIRIYOR
Bunun, her depremin mutlaka bu şekilde ilerleyeceği anlamına gelmediğini; değerlendirilen dinamik deprem senaryolarının ortaya koyduğu bir potansiyel olduğunu vurgulayan Yasemin Korkusuz Öztürk, şöyle devam etti:
“Önceki ve devam eden çalışmalarımızın diğer önemli sonuçlarından biri de Avcılar açıklarındaki fayın, Adalar Fayı’na kıyasla kırılmaya daha elverişli bir yapı gösterebildiği ve Adalar Fayı’nın doğuda görece bir bariyer oluşturabileceği yönünde. Dolayısıyla olası bir Doğu Marmara Denizi depreminin Avcılar açıklarındaki fay üzerinde başlaması, değerlendirdiğimiz modeller açısından daha olası görünüyor. Bu sonuç hem dinamik hem de yarı-statik simülasyonlarımızın ortak bir sonucu. Örneğin, 23 Nisan 2025 depremi sonrasında yüksek stres aktarımı hesapladığımız Orta Marmara Havzası’nın batısındaki bölgede 2 Ekim 2025 tarihinde meydana gelen 5 büyüklüğündeki deprem çalışmalarımızı doğrular nitelikte dikkat çekici bir gözlem oldu.”

ADALAR FAYI’NDA BİR DEPREMİN BAŞLAMASI DÜŞÜK GÖZÜKÜYOR AMA…
Yasemin Korkusuz Öztürk, diğer bir sonuç olarak, eğer Adalar Fayı’nın en son 1894 yılında kırıldığı kabul edilirse, olası bir Doğu Marmara depreminin bu fay üzerinde başlamasının çalıştıkları modellerde oldukça düşük göründüğünü ifade etti.
Öztürk, “Bu durumda, Avcılar açıklarında başlayabilecek bir depremin Adalar Fayı’na ilerlememesi ve burayı daha sonra statik olarak tetiklemesi söz konusu olabilir. Özetle, Böyle bir senaryoda, tek bir M>=7.0 büyüklüğündeki deprem yerine, birbirinden bağımsız veya kısmen bağlantılı iki daha küçük deprem (6.0-6.8) meydana gelmesi de olası senaryolar arasında değerlendirilebilir” dedi.
‘BİR YIL İÇERİSİNDE TOPLAMDA 40 BİNDEN FAZLA DEPREM MEYDANA GELDİ’
Marmara’da deprem denildiğinde uzun yıllardır özellikle Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzey koluna odaklanıyoruz. Ancak son dönemde Marmara’nın güney kolu da daha fazla gündeme geliyor. Peki güney kolda asıl dikkat edilmesi gereken fay hangisi?
“Güney Marmara’da çok sayıda aktif fay bulunuyor ve deformasyon oldukça karmaşık bir şekilde dağılıyor. Bu nedenle bölgedeki tüm fayları yalnızca belirli bir büyüklükte deprem üretecek şekilde sınıflandırmak doğru olmaz” diyen Yasemin Korkusuz Öztürk, “Balıkesir-Sındırgı depremleri sonrasında bölgede kuzeybatı ve güneydoğu yönlerinde stres transferi gerçekleştiği görülüyor” dedi ve ekledi:
“Bölgede bir yıl içerisinde toplamda 40 binden fazla deprem meydana geldi ve bu sayı tek başına tektonik depremlerin üreteceği artçı deprem sayısına göre oldukça yüksek. Bölge yakınında volkanik yapıların da bulunması nedeniyle, burada meydana gelen depremlerin tektonik ve magmatik süreçlerle ilişkilerinin ayrıştırılması önem taşıyor. Bu konuda çalışmalar devam ediyor ve mevcut verilerin daha ayrıntılı değerlendirilmesi gerekiyor.”

MARMARA’DA DEPREM HAZIRLIĞINDA 1999 SONRASI DÖNÜŞÜM: RİSK AZALTMADA HIZLANMA ÇAĞRISI
1999 depremleri, Türkiye’nin afet yönetimi anlayışında da önemli bir kırılma noktası oldu. 1999 öncesinde büyük ölçüde afet sonrasında müdahaleye dayanan yaklaşım, 2009 yılında Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) kurulmasıyla birlikte yerini bütünleşik afet yönetimi anlayışına bırakmaya başladı.
Deprem hazırlığında gelinen noktayı değerlendiren Yasemin Korkusuz Öztürk, 1999 sonrası dönemde afet yönetiminin yalnızca müdahaleden ibaret olmaktan çıkarılarak zarar azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme süreçlerini kapsayan bütüncül bir yapıya dönüştürüldüğünü belirtti.
Öztürk, Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP), Türkiye Afet Risk Azaltma Planı (TARAP) ve İl Afet Risk Azaltma Planları’nın (İRAP) hazırlanmasının da bu dönüşümün önemli adımları arasında yer aldığını ifade etti ve şu bilgileri verdi:
“1999 depremleri öncesinde ülkemizdeki afet hazırlıkları büyük ölçüde afet sonrası müdahale odaklıyken, 2009 yılında bütünleşik afet yönetimi anlayışına geçilmesi ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) kurulması önemli bir dönüm noktası oldu. Bu yaklaşımla birlikte zarar azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme aşamalarının bir bütün olarak ele alınması hedeflendi ve bütünleşik afet sistemine geçildi.”

KENTSEL DÖNÜŞÜM ÖNEMLİ ANCAK YETERLİ DEĞİL
Marmara Bölgesi açısından en önemli başlıklardan biri olan yapı stokuna da dikkat çeken Yasemin Korkusuz Öztürk, Türkiye’nin birçok bölgesinde sürdürülen kentsel dönüşüm çalışmalarının deprem riskinin azaltılması açısından önemli bir hazırlık süreci olduğunu söyledi.
Ancak mevcut yapı stokunun tamamının güvenli hale getirilmesi konusunda henüz istenilen seviyeye ulaşılamadığını belirten Öztürk, dönüşüm çalışmalarının bilimsel veriler ve doğru planlama temelinde sürdürülmesi gerektiğinin altını çizdi.
Öztürk, “Ülkemizin birçok bölgesinde devam eden kentsel dönüşüm çalışmaları, yapı stokunun depreme karşı daha güvenli hâle getirilmesi açısından önemli bir hazırlık sürecini oluşturuyor. Ancak özellikle yapı stokunun tamamının güvenli hâle getirilmesi açısından henüz yeterli noktaya ulaştığımızı söylemek mümkün değil. Bu nedenle kentsel dönüşümün bilimsel veriler ve doğru planlama esas alınarak sürdürülmesi gerekiyor” dedi.
HAZIRLIK YALNIZCA BİNALARLA SINIRLI DEĞİL
Depreme hazırlığın yalnızca binaların güçlendirilmesi veya yenilenmesiyle sınırlı tutulmaması gerektiğine de vurgu yapan Yasemin Korkusuz Öztürk, toplumun afet bilincinin artırılması, tatbikatların düzenli hale getirilmesi ve afet öncesi hazırlıkların yaygınlaştırılmasının da kritik öneme sahip olduğunu dile getirdi. Öztürk ayrıca yerel yönetimler, kamu kurumları, üniversiteler ve vatandaşlar arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.