The Jerusalem PostIDF opens haredi winter recruitment as coalition talks tackle conscription한겨레‘야구장 스카이박스 사유화’ 의혹 이장우 전 대전시장, 선거법 위반 혐의 송치InquirerPCG: Over 23,000 passengers at ports by All Souls’ Day midnightZDF heuteEntdecken Sie das ZDF-NachrichtenstudioDaily MailShabana Mahmood poised to massively cut back immigration crackdown in wake of demands from Labour's Left-wingThe Japan TimesHonma, astronomer behind black hole image, named for autumn honorNew Straits TimesMelaka polls: BN targets 15,000 flags in Tangga Batu as campaign gathers paceEl ComercioLa Tinka EN VIVO domingo 1 de noviembre: sigue aquí la transmisión del sorteoScreen RantNew Treasure Island Adaptation Reinvents Two Major Characters From The 143-Year-Old Novel時事通信列車事故、邦人1人死亡確認 もう1人も特定急ぐ―スペイン当局PunchTroops hunt Plateau gunmen after soldier’s killingDeadlineMarty Erlichman Dies: Barbra Streisand’s Longtime Manager Was 97
The Daily Newsstand · Free, Always
Monday, November 2, 2026

Kök salmak ve hatırlamak

Translate

Bartın’a kitaplar için geldim. 28. Bartın Kitap Fuarı’nda okurlarla buluştum, eski dostlarla karşılaştım, yeni insanlarla tanıştım. Kitaplardan başlayan sohbetler, her zamanki gibi memleket meselelerine uzandı. Geçim sıkıntısı, çocukların geleceği, ülkenin gidişatı… Gittiğim şehirler değişiyor, konuştuğumuz konular pek değişmiyor.

Bartın Belediyesi’nin 150. kuruluş yılında düzenlediği fuarın 28’incisine ulaşması önemli. Kitap fiyatlarının okurları zorladığı, özellikle gençlerin istedikleri kitaplara ulaşmakta güçlük çektiği günlerde böyle buluşmaların değerini daha iyi anlıyoruz. Cumhuriyet Kitapları standında geçirdiğim saatlerde bunu bir kez daha gördüm. Kimi okuduğu bir romanı anlattı, kimi yeni kitabımı sordu, kimi de doğrudan memleketin hâlini konuşmak istedi. Bir fuardan geriye yalnızca imzalanan kitaplar kalmıyor. İnsanların yüzleri, söyledikleri, paylaştıkları da belleğinizde yer ediyor.

Bartın Kitap Fuarı’nın geçmişine uzanınca, Cumhuriyet gazetesinin unutulmaz yazarı İlhan Selçuk’un 30 Ekim 2002 tarihinde Pencere köşesinde yayımlanan “Bir Gün ve Bir Gecelik Rüya…” başlıklı yazısı çıkıyor karşımıza. Selçuk, o günlerde Bartın’da katıldığı kitap fuarını, dostlarıyla buluşmasını, dönemin Belediye Başkanı Muhammet Rıza Yalçınkaya ile yaptığı Amasra gezisini anlatıyor. Kenti ve insanlarını tanıdıkça duyduğu heyecan satırlarına yansımış. Amasra’dan söz ederken Fatih Sultan Mehmet’in burayı gördüğünde söylediği rivayet edilen “Lala Lala, çeşm-i cihan bu mu ola?” sözünü anımsatıyor. Ardından Bartın ve Amasra insanlarına ilişkin gözlemlerini aktarıyor:

“Amasra’da, Bartın’da, sağa sola selam vererek dolaşırken gördüğüm kişilerin gözleri pırıl pırıl aydınlıktı.”

Selçuk, yazısında Cumhuriyet’in aydınlanma devrimine de geniş yer ayırıyor. 1923 Cumhuriyet, 1924 Öğretim Birliği ve 1926 Medeni Kanun düzenlemelerini anımsatırken şu cümleyi kuruyor:

“Aydınlanma devrimi bir yaşam biçimidir, iktidara yönelik bir politika değil…”

Yazısının sonunda ise bugün yeniden üzerinde düşünülmesi gereken bir değerlendirme yapıyor:

“Bartın Belediyesi Kitap Fuarı, tüm yerel yönetimler için örnek oluşturmalı…”

Bu satırların yazılmasının üzerinden tam 24 yıl geçmiş. Muhammet Rıza Yalçınkaya yeniden Bartın Belediye Başkanı. İlhan Selçuk aramızda değil ama yıllar önce önemini vurguladığı kitap fuarı devam ediyor. Aynı kentte, aynı kültür buluşmasının yıllar sonra da yaşatılması az şey değil. Ülkemizde pek çok güzel girişimin yöneticilerle birlikte değiştiği, hatta unutulup gittiği düşünülürse bunun değerini daha iyi anlıyoruz. Kültür ve sanatın bir kentin yaşamında kalıcı yer edinmesi, biraz da böyle bir sürekliliği gerektiriyor.

Fuarın arasında Bartın’ın çevresini dolaşmaya fırsat buldum. Bir şehre gidip yalnızca otel odasıyla fuar alanı arasında kalmayı sevmiyorum. Sokaklarında yürümek, kıyılarını görmek, biraz da o şehrin kendi hayatına karışmak istiyorum. İlhan Selçuk’un yıllar önce Amasra’da gördüğü güzellikleri anlatan satırlarını okuduktan sonra Karadeniz kıyılarına bir başka merakla baktım.

İlk durağım İnkumu oldu.

Sonbahar kıyıya yerleşmişti. Yaz kalabalığı çekilmiş, geniş kumsal Karadeniz’in dalgalarına kalmıştı. Bir yanda ormanlı tepeler, önümde deniz. Kumsalda yürürken geçmişten kalma görüntüler geldi aklıma. Deniz kıyılarında böyle olur bende. Unuttuğumu sandığım bir yüz, eski bir yolculuk, yıllar önce duyduğum bir ses çıkıverir karşıma.

Denize yüzümü döndüğümde, sağ tarafta, kumsalın bittiği yerde suyun içinden yükselen büyük bir kaya dikkatimi çekti. Üzerinde tek başına bir ağaç vardı. Gövdesi hafifçe eğilmiş, dalları denize doğru uzanmıştı. Köklerini taşın arasına salmış, kendisine orada bir yaşam kurmuştu.

Uzun süre baktım. Kökleri o sert kayanın neresine uzanıyordu? Suyunu nereden buluyordu? Kaç kış geçirmiş, kaç fırtına görmüştü? Bunları bilmiyorum. Ama o ağacın görüntüsünde insanın kendi hayatından bir şeyler bulması kaçınılmazdı.

Hepimizin kök salmak istediği bir yer var. Bir ev, bir şehir, sevdiğimiz insanlar… Hayat herkese aynı imkânları sunmuyor. Kiminin önünde geniş topraklar, kiminin tutunabileceği daracık bir taş aralığı bulunuyor. Yine de yaşam, çoğu zaman elimizde kalanlarla devam ediyor.

Belki ağaca gereğinden fazla anlam yüklüyordum. Doğanın bizim düşüncelerimizden haberi yok. O ağaç yalnızca yaşıyordu. Beni etkileyen de buydu.

İnkumu’ndan sonra Güzelcehisar’a geçtim.

Burada çok daha eski bir zamanın karşısında buldum kendimi. Yaklaşık 80 milyon yıllık geçmişe sahip lav sütunları, Karadeniz kıyısında yan yana yükseliyor. Volkanik lavların soğumasıyla oluşan kayalıkların geometrik biçimleri şaşırtıcı. Bazıları düzgün sütunlar hâlinde, bazıları birbirine yaslanmış taş bloklar gibi. Ahşap yürüyüş yolunda ilerlerken yüzeylerindeki çizgileri, denize doğru uzanan biçimlerini inceledim.

Doğa, milyonlarca yıl önce kendi heykellerini yapmış burada.

Bir süre yalnızca seyrettim. Seksen milyon yıl… İnsan ömrüyle karşılaştırılması bile güç bir zaman. Bu kayalar oluşurken bugünkü kentler, sınırlar, yollar yoktu. Yeryüzü defalarca değişti. Bizse çok daha sonra gelip kendimizi her şeyin sahibi saymaya başladık.

Böylesine değerli bir doğal mirasın korunması gerekiyor. Turizm elbette gelişsin, insanlar bu güzellikleri görsün. Fakat kıyıların yapılaşmaya açıldığı, doğal alanların hoyratça kullanıldığı örnekleri yeterince gördük. Milyonlarca yılda oluşmuş bir güzelliği birkaç yıllık kazanç uğruna kaybetmenin telafisi yok.

Bartın’a dönerken İnkumu’ndaki ağaçla Güzelcehisar’ın kayalıkları arasında gidip geldi düşüncelerim. Biri küçücük bir taş aralığında yaşamını sürdürüyor, öteki dünyanın çok eski bir döneminden bugüne ulaşmış. İkisi de zamanın izlerini taşıyor.

Aklıma yeniden fuardaki kitaplar geldi. Onlar da insanın belleğini taşıyor geleceğe. Bir romanın sayfalarında yıllar önce yaşamış insanların seslerini duyabiliyor, hiç tanımadığımız hayatlara konuk olabiliyoruz. Yazarlar gelip geçiyor, kitaplar başka kuşakların eline ulaşıyor.

İlhan Selçuk’un 24 yıl önce yazdığı satırların bugün yeniden karşımıza çıkması da bunun bir örneği. O günün Bartın’ını, insanlarını, kitaplarını ve konuşmalarını onun kaleminden öğreniyoruz. Bir yazarın gördükleri, düşündükleri, üzerinden yıllar geçse de başka insanların belleğinde yaşamaya devam ediyor.

Bu yüzden kitap fuarlarını önemsiyorum. Bir çocuğun kitapla tanışması, bir gencin edebiyata ilgi duyması, bir kentte kültür ve sanatın yaşaması, yarına bırakabileceğimiz en değerli şeyler arasında. Bartın’ın 28’incisine ulaşan bu buluşmasının daha nice yıllar devam etmesini diliyorum.

Bartın’dan ayrılırken aklımda fuardaki sohbetler, İlhan Selçuk’un yıllar öncesinden gelen satırları, Güzelcehisar’ın lav sütunları ve İnkumu’nda, kumsalın bittiği yerde gördüğüm o ağaç vardı.

Denizin ortasında, küçücük bir kaya parçasının üzerinde, kendi hâlinde yaşıyordu.

Belki de bütün yolculuktan bana kalan en güzel düşünce buydu: Yaşamak için her zaman geniş bir toprağa ihtiyaç yok. Bazen kök salacak küçücük bir yer yetiyor.

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.