Bartın aydınlığı...

Son bir ayın hafta sonlarında Diyarbakır, Antalya, Denizli’den sonra önceki gün de Bartın’daydık. Böylece Güneydoğu, Akdeniz, Ege ve Karadeniz turunu tamamlamış olduk. Her şeyden önemlisi yurdumuzun her bölgesi bir başka güzel, her bölgesinin ötekiyle yarışan özellikleri var.
Sevgili kardeşim, meslektaşım Adnan Gerger’le yaptığımız Bartın yolculuğu tam bir doğa ziyafetiydi. Som bir sonbahar. Sarıyla yeşilin sarmaş dolaş olduğu bir sanat şöleni. Sonbaharın en seyirlik anı daldaki yapraklarla, yerdeki yaprakların eşit olduğu günlerdir. Ben buna demokratik eşitlik derim.
Aynı güzellik doğal olarak Bartın ve çevresinde de vardı.
28. kitap fuarı için gittiğimiz Bartın’da bizi belediye başkanımız Rıza Yalçınkaya karşıladı. Şehriyle bu kadar barışık belediye başkanı az bulunur. Çocuklar “Rıza amca” diye sarılıyor, her kuşak “Rıza başkanım” diyor. “Bartın’ın Rıza’sı var” sıradan bir slogan değil.
Cumhuriyet Kitapları standında ve “2027’ye girerken Türkiye” söyleşimizde Bartınlıların ortak konusu ülkenin geleceğiydi. Sıcak konu fon vurgunu. Sadece Bartın’ın değil, Türkiye’nin en eski yayın organlarından 103 yaşındaki Bartın gazetesinin son manşeti fon vurgununda kentin uğradığı zarardı. 455 bin fonzededen 1000’inin Bartınlı, 120’sinin Devrekli, 3 bin kadarının Zonguldaklı olduğu yazılıydı. Bakan Mahinur Özdemir Göktaş’ın babasıyla ilgili tartışma konusu karışıklıkta, gerçek fon ilgilisinin Bartınlı olduğu konuşuluyor. Bir emekli öğretmen şu mantığı yürüttü:
“Kimin fonda oynamadığı hemen ortaya çıktığına göre kimin oynadığı tam liste olarak iktidar sahiplerinin elinde. Açıklayıverseler de her AKP’li töhmet altında kalmaktan kurtulsa!”
Bartın Üniversitesi’nden gençlerle karşılaştık. Bir grup, hocalarıyla gelmişti. Akıllarında Sırbistan seçimleri vardı. “Orada öğrenciler iktidar değiştirdi. İnsan kendi ülkesinde olmuş gibi umutlanıyor” dediler. Şu görüşü paylaştık:
“Suyun taşı delen gücü sürekli akmasından gelir. Öğrenciler 1 Kasım 2024’ten beri kesintisiz eylemle tren kazasının hesabını sordu ve kazandı.”
Yurttaşların ortak bakışlarından biri siyasetle ilgili çapraz düşünceleriydi. “Bunlar bir yolunu bulur fonu bile unutturur” diyen bir esnaf şöyle devam etti:
“Ben insanların içindeyim; artık bu iktidarın en koyu destekçileri bile ‘Başka bir yolu yok mu memleketi yönetmenin’ demeye başladı.”
“Bartın aydınlığı” dememizin pek çok nedeni var. Kent nüfusu 100 bin civarında olan Bartın’da kitaba ilgi 500 bin nüfuslu bir kentteki gibiydi. Okurlardan kendi aralarında örgütlenenler de olmuş. Okuma grupları oluşturmuşlar. Kimi kitapları hep birlikte okuyorlarmış. Okudukları bir kitabın yazarını da çağırma projeleri var.
Fuara aile boyu gelenler de fazlaydı. 2009’da tutuklanmadan bir hafta önce gittiğim Hacettepe Üniversitesi Türkçe Topluluğu’ndaki bir genç evlenmiş, çocuğuyla geldi. Bir baba da çocuğunun geçen yaz okuduğu kitap sayısının yüzü geçtiğini vurgulayıp güleryüzle yakındı:
“Kitap yetiştiremiyoruz.”
Bartın’da da konu oldu, elbet bu satırları okuyanlar da soracaktır:
“Anlattıklarınız güzel de bunlar toplumun ne kadarı?”
Onlara daha önce bu köşede konu ettiğimiz bir bilimsel gerçeği anımsattık:
“Mıknatısa bu özelliği veren içindeki yüzde 7’lik maddedir. Onu çıkardığınızda mıknatıs hurda yığını. Soruyorum; yüzde 7 yok muyuz?”
Bu soruya salon alkışla karşılık verdi. Soruyu Türkiye’ye de sormuş olalım.
Bütün mesele o yüzde 7’nin örgütlü, hedefli, kararlı olması!
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.