Neden savunma yaparız? - Av. Mehmet Pehlivan

Ridley Scott’ın Gladyatör filmindeki o unutulmaz sahneyi hatırlayın: İmparator Commodus, arenanın tozlu zemininde General Maximus’un karşısına çıkacaktır. Dışarıdan bakıldığında her şey, meşru bir rekabetin, er meydanında iki kişinin eşit şartlardaki mücadelesinin bir parçası gibidir. Arenayı dolduran halk, imparatorun “adaletini” ve “cesaretini” izleyeceğini sanır. Oysa dövüş başlamadan hemen önce, İmparator Commodus, Maximus’u zırhının altından bir bıçak darbesiyle ölümcül şekilde yaralamıştır. Amaç, mücadelenin sonucunu arenada değil, arena öncesinde belirlemek; halka adil bir mücadele illüzyonu sunarken rakibini dövüşemez duruma getirmektir.
Filmi bu sahneye kadar izleyen kişi, dövüşü kimin kazanacağını bildiğini sanır. Fakat geleceği kimse bilemez.
‘KARAR ZATEN BELLİ DEĞİL Mİ?’
Filme ara verip geçtiğimiz haftalarda yaşadığım bir ana gitmek istiyorum. Mevsim geçişlerine, hava değişimlerine ve malum, bir de mapushane hâllerine yenik düşerek hasta oldum. Yüksek ateş nedeniyle tedavi için hastaneye götürüldüm. Sarı mı, kırmızı mı, yeşil mi olduğunu bilmediğim bir alanda, jandarma refakatinde, başka hastalarla ve refakatçileriyle birlikte müşahede altına alındım. Benim kim olduğumu anlayan bir hasta yakını, geçmiş olsun dileğinden sonra nazikçe bir şey sormak istediğini söyledi. Ve sordu: “Neden savunma yapıyorsun? Savunma yapman neyi değiştirecek? Karar zaten belli değil mi?” Bu soruları ilk kez duymuyordum. Daha önce savunmanlığını yaptığım kişiler nedeniyle defalarca bu soruyla karşı karşıya kalmıştım.
Tutuklandım, hastalandım, jandarma refakatindeydim ve hâlâ bu soruyla karşı karşıya kalıyordum. Üstelik soru artık bana iki anlamıyla birden soruluyor: Neden kendimi savunuyorum ve bunca bedele karşın neden hâlâ savunmanlık yapıyorum? O hâlde bu soruyu kamusal alana taşımanın ve cevabını burada vermenin vakti gelmiş demektir.
SAVUNMANIN ANLAMI SONUÇTA MI SAKLI?
Açık konuşalım: Bugün pek çok insan, siyasi bir yargılamanın mahkûmiyetle biteceğine inanıyor. Bunu sokakta, tarlada, fabrikada ve hastane müşahede alanında dile getirmekten çekinmiyor ama mahkeme salonunda bir heyetin yüzüne karşı söylemekten çekiniyor. Bir şeyin bu kadar yaygın biçimde düşünülüp yüksek sesle söylenmemesi, o şeyi ortadan kaldırmaz. Yalnızca onu görünmez ve dolayısıyla tartışılamaz, düzeltilemez kılar. Madem hastanedeyiz, mekânın diline uygun olsun: Söylenmeyen teşhis tedavi edilemez.
Bu soruyu iyi niyetli buluyor olsam da içinde bir önyargı barındırıyor. Fakat buna karşın önemsiyorum. Savunmanın neyi değiştireceğini soran kişi, kararın delillerle verilmeyeceğine içten içe çoktan inanmıştır. Çünkü kararın gerçekten mahkeme salonunda, delillerin tartışılmasıyla verileceğine inansaydı, “Neyi değiştirecek?” diye sormaz; “İyi savun, çünkü her şey buna bağlı” derdi. Demek ki bu soruyu soran herkes, yargılamanın siyasi olduğunu örtük olarak kabul etmiştir. Diyelim ki bu varsayım doğru ve siyasi yargılamalarda savunma sonucu değiştirmeyecektir.
Peki, bu durum savunmayı anlamsız mı kılar? Tam aksine; bu, savunmayı her zamankinden daha zorunlu kılar. Bir eylemin değeri her zaman sonucuyla ölçülmez. Bazı şeyler sırf doğru oldukları için yapılır. Bazen doğru olanı yapmanın bedeli hapistir, bazen ölümdür, bazen de “hiçbir şeyi değiştiremeyecek” olmasıdır. Her halükârda bu, özgür bir insanın eylemi olur. Bugün siyasi olmayan bir yargılama bulmak neredeyse imkânsızdır. O zaman ne yapacağız, siyasi olmayan bir yargılama mı arayacağız?
TARİHİN HÜKMÜ HENÜZ VERİLMEDİ
Kafka’nın Josef K’si de böyle bir arayışın içindeydi. Fakat Dava’nın bize gösterdiği dehşet, yargılamanın adil olup olmadığını beklemekten çok, insanın kendi savunmasından vazgeçmesinde saklıdır.
Filme geri dönelim. İmparator Commodus, rakibini arenaya çıkmadan önce yaralayarak mutlak zafer kazanacağını zannetmişti; bu, geleceği bildiğini zanneden insanın yanılgısıdır. Oysa o hileli bıçak yarası, imparatorun çaresizliğinin ispatıydı. Maximus, dövüşün arenadan önce belirlendiğini biliyordu. Yine de kılıcını bırakmadı: Arenanın tozunda, yaralı haliyle dövüştü ve halkın gözünde ölümsüzleşti. Hileye sığınan Commodus ise tarihin hükmüne mahkûm oldu. Demem o ki yarın ne kadar kesinmiş gibi görünürse görünsün; tarihin nasıl akacağını bugünden kestirmek mümkün değildir.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.