PunchState police: 28 assemblies approve, Tinubu’s assent nextSky TG24Midterm, Chris Pappas sarà il primo senatore Usa dichiaratamente gayThe Jerusalem PostIsrael, Kazakhstan sign agreement to prevent double taxation following lengthy negotiationsInquirerPolice hunt 2 suspects who escaped Bacoor shootoutsInquirer EntertainmentLiza Soberano, H.E.R’s ‘BRB’ earns two Hollywood Music in Media Awards nominationsZDF heuteEntdecken Sie das ZDF-NachrichtenstudioABC NewsElection 2026 live results: Dem Lance Bottoms projected to be 1st Black woman gov.DeadlineMidterm Elections: Democrats To Take Control Of The House Of RepresentativesDaily MailGOP set to lose the House in midterms 'massacre' as country turns on Trump: Live updatesEl ComercioLa demócrata Keisha Lance Bottoms de Georgia será la primera gobernadora negra de EE.UU., según proyeccionesObservador DesportoViolência importada? Só pela PSP, responde Acampada do PortoIl Fatto QuotidianoReferendum in Virginia: cancellato dalla Costituzione il divieto dei matrimoni gay
The Daily Newsstand · Free, Always
Wednesday, November 4, 2026

Atatürk 'sarayı' denklemden çıkarmıştı: ‘Saltanatın kaldırılması’

Translate

“Kayıtsız ve şartsız deyimi ile açıklanan egemenliği, milletin üzerinde tutmak demek, bu egemenliğin en küçük bir parçasını; niteliği, adı ne olursa olsun hiçbir makama vermemek, verdirmemek demektir…” (Atatürk, 27 Ocak 1923)

Image

TBMM, 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırdıktan sonra, 4 Kasım 1922’de İstanbul’daki Son Saray Hükümeti (Tevfik Paşa Hükümeti) istifa etti, böylece Osmanlı saltanatıyla birlikte Osmanlı meşruti monarşi düzeninin son hükümeti de tarihe karıştı. Böylece saray (sultan) siyasal denklemden çıkarılarak 29 Ekim 1923’te cumhuriyet ilan edildi. Meclis’in yanında, yakınında, etkili ve yetkili bir sarayın (sultanın) siyasal denkleme dahil olduğu bir rejim, cumhuriyet değil, meşrutiyettir.

Peki ama Atatürk, sarayı (sultanı), siyasal denklemin dışına nasıl çıkardı? Saltanat nasıl kaldırıldı?

ÜSTÜNE SARAY GÖLGESİ DÜŞMEYEN MECLİS: TBMM

23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan TBMM’de, daha önceki Osmanlı Mebuslar Meclisi’nden farklı olarak saraya (sultana + halifeye) az veya çok hiçbir yetki tanınmıyordu. Ayrıca TBMM’de “padişah vekili” de yoktu. 23 Nisan 1920’de açılan TBMM, egemenliği “kayıtsız şartsız” millette veren bir halk meclisiydi.

Atatürk, 24 Nisan 1920 Cumartesi günü, Meclis’te yaptığı uzun konuşmada, Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı güne kadar geçen siyasi olayları anlattıktan sonra, TBMM’nin görev ve yetkilerinden söz ederek Meclis’e bir önerge verdi. Atatürk’ün, TBMM’nin niteliklerini açıklayan bu önergesine göre;

1- Hükümet kurulması gereklidir.

2- Geçici de olsa bir hükümet başkanı seçmek veya bir padişah vekili tanımak doğru değildir.

3- Meclis’te beliren milli iradenin doğrudan doğruya vatanın kaderine el koymasını kabul etmek temel ilkedir. TBMM’nin üstünde bir güç yoktur.

4- TBMM, yasama ve yürütme yetkilerini kendinde toplamıştır.

Not: Padişah ve halife baskı ve zordan kurtulduğu zaman Meclis’in düzenleyeceği yasaya göre yerini alır.

Atatürk, 1927 yılında Nutuk’ta, 24 Nisan 1920’de TBMM’ye verdiği ve TBMM’nin kabul ettiği bu önergede, “cumhuriyet” rejiminin saklı olduğunu şöyle ifade etmişti: “Efendiler, bu ilkelere dayalı olan hükümetin niteliği kolayca anlaşılabilir. Böyle bir hükümet milli egemenlik ilkesine dayalı bir halk hükümetidir; cumhuriyettir.”

Çok açıkça görüldüğü gibi Atatürk, daha TBMM açılır açılmaz, sarayı (sultanı) siyasal denklemden çıkarmaya ve ülkeyi cumhuriyete taşımaya yönelik ilk adımı atmıştı. Bu ilk adımı, diğer adımlar izleyecekti.

Fakat Atatürk bu yolda yalnız sayılırdı. Öyle ki, Anayasa Komisyonu’nun, 18 Ağustos 1920’de Meclis gündemine getirdiği, “Büyük Millet Meclisi’nin Kuruluş ve İşleyişine Dair Kanun Maddeleri” başlıklı sekiz kanun maddesinin gerekçesine göre “TBMM’nin vatanın ve milletin bağımsızlığını kazanmasına kadar sürmesi” isteniyordu. Anayasa Komisyonu’nun bu anlayışı ve görüşü Meclis’te de aynen belirdi. Hatta birçok milletvekili, birinci maddenin başına, “Halifelik ve saltanatın, vatanın ve milletin kurtarılmasına kadar” açıklamasının eklenmesini istediler. Yani TBMM’deki birçok milletvekili, TBMM’yi, kurtuluşa kadar açık kalacak “geçici bir kurum” olarak görüyordu. O günlerde Atatürk dışında neredeyse hiç kimsenin aklında, sarayı (sultan-halife) tamamen siyasal denklemin dışına çıkarıp, milletin kayıtsız şartsız egemenliğine sahip biçimde TBMM’de kendi kendini yönetmesi; yani cumhuriyet düşüncesi yoktu.

Atatürk, 25 Eylül 1920’de TBMM’de gizli bir oturumda bazı açıklamalarda bulunmayı gerekli gördü:

“Türk milleti ve onun tek temsilcisi bulunan Yüce Meclis’in, vatan ve milletin bağımsızlığını, hayatını kurtarmak için çalışırken hilafet ve saltanatla, halife ve sultanla bu kadar çok uğraşması sakıncalıdır. (…) Eğer amaç bugünkü halife ve padişaha bağlılık ve sadakatin korunduğunu söylemek ve belirtmekse bu kişi haindir. Düşmanların vatan ve millet aleyhinde aracıdır. Buna, ‘halife ve padişah’ deyince millet, onun emirlerine uyarak düşman emellerini yerine getirmek zorunda kalır. (…) Yüce Meclis, asıl amacını unutup halifeler davası ile mi uğraşacak? Ali ile Muaviye dönemini mi yaşayacağız? (…)”

Meclis Başkanı Atatürk, bu açıklamasından bir süre önce, 13 Eylül 1920’de Meclis’e, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’na (1921 Anayasası’na) temel oluşturacak bir “Halkçılık Programı” sunmuştu. 18 Eylül 1920’de Meclis’te okunan bu program, önce komisyona gönderildi, daha sonra, 8 Kasım 1920’de Meclis’te görüşülmeye başlandı. TBMM, bu programa dayanarak hazırlanan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu (1921 Anayasası)’nı 20 Ocak 1921’de kabul etti.

REJİMİ DEĞİŞTİREN KANUN: TEŞKİLAT-I ESASİYE KANUNU

20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun ilk üç maddesi ile aslında Türkiye’de saray (sultan + halife) siyasal denklemden çıkarıldı ve açıkça adı konulmamış olsa da cumhuriyete geçildi.

Madde 1: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. İdare usulü, halkın kaderini kendisi ve doğrudan doğruya idare etmesi ilkesine dayalıdır.

Madde 2: Yürütme gücü ve yasama yetkisi milletin tek ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi’nde belirir ve toplanır.

Madde 3: Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükümeti ‘TBMM Hükümeti’ unvanını taşır.”

Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun (1921 Anayasası’nın) bu maddeleriyle egemenlik saraydan alınıp millete verildi; saltanat ve hilafetin varlık nedeninin kalmadığı ilan edildi.

Bu gerçeği daha iyi anlamak için Osmanlı Kanun-u Esasi’sinin (Osmanlı Anayasası’nın) ilk 5 maddesini de bilmek gerekir.

Madde1: Osmanlı Devleti bölünmez bir bütündür.

Madde 2: Osmanlı Devleti’nin payitahtı (tahtın merkezi) İstanbul’dur.

Madde 3: Saltanat (egemenlik), halife olarak Osmanlı sülalesinindir. Padişahlık, hanedanın en büyük erkek evladına aittir.

Madde 4: Padişah Hazretleri İslam’ın koruyucusu ve bütün Osmanlı tebaasının hükümdarıdır.

Madde 5: Padişah Hazretlerinin nefsi hümayunu kutsal ve sorumsuzdur. (Maddeler, günümüz Türkçesine uygun olarak özetlenmiştir.)

Çok açıkça görüldüğü gibi Osmanlı meşruti monarşi düzeninin temel dayanağı durumundaki Osmanlı Kanun-u Esasi’sinde sistemin en tepesinde babadan oğula geçen “kutsal ve sorumsuz” saray (sultan ve halife olan padişah) vardı. 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda ise siyasal sistemde saraya (sultan+halife) yer verilmemişti.

Kanun-u Esasi’nin, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’ya aykırı olmayan maddeleri bir süre daha yürürlükte kalacaktı. Ama Osmanlı Kanun’u Esasi’nin (Osmanlı Anayasası’nın), bu ilk 5 maddesinin neredeyse tamamı, 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’na (1921 Anayasası’na) aykırı olduğunu için doğal olarak yürürlükten kaldırıldı. Böylece TBMM, 1921 Anayasası’nı kabul ederek “kutsal ve sorumsuz” sarayı (sultan + halife) siyasal denklemden çıkardı.

SALTANATIN KALDIRILMASI

17 Ekim 1922’de İstanbul Hükümetinin başındaki Tevfik Paşa, yakında toplanacak barış konferansına İstanbul ve Ankara yönetimlerinin birlikte çağrılacaklarını dikkate alarak Ankara’dan bir kişinin İstanbul’a gönderilmesini istedi. Atatürk, 18 Ekim 1922’de Tevfik Paşa’ya gönderdiği telgrafta, “Türkiye Devleti, yalnız ve ancak TBMM Hükümeti tarafından temsil olunur…” diyerek İstanbul Hükümetinin teklifini reddetti. İtilaf Devletleri, 28 Ekim 1922’de bir nota ile TBMM Hükümetini, İstanbul Hükümeti ile birlikte Lozan’da toplanacak barış konferansına davet ettiler. Bunun üzerine Sadrazam Tevfik Paşa da 29 Ekim 1922’de bir telgrafla TBMM’ye başvurarak TBMM Hükümeti ile birlikte İstanbul Hükümeti’nin de Lozan Konferansı’na katılmak istediğini bildirdi.

Atatürk, İstanbul Hükümetinin de Lozan Konferansı’na katılmak istemesi üzerine saltanatın kaldırılmasının zamanı geldiğine karar verdi. Konuyu 30 Ekim 1922’de Meclis gündemine getirdi. Meclis’te uzun ve şiddetli tartışmalar oldu. TBMM, 30 Ekim 1922 Pazartesi günü Atatürk’ün başkanlığında toplandı. Aynı gün 3. oturumda, Sinop Milletvekili Rıza Nur, -Ankara Milletvekili Atatürk’ün de içinde olduğu80 milletvekilinin imzası ile saltanatın kaldırılması için Meclis’e bir önerge verdi. Önergede, günümüz Türkçesiyle, şöyle deniliyordu:

1- Osmanlı Devleti, saltanat sistemiyle birlikte yıkılmıştır.

2- Türkiye Devleti adıyla genç, dinç, Milli Halk Hükümeti ilkeleri üzerine kurulu Büyük Millet Meclisi Hükümeti ortaya çıkmıştır.

3- Yeni Türkiye Hükümeti, yıkılmış Osmanlı Devleti yerine geçen milli sınırlar içinde tek mirasçıdır.

4- Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile egemenlik hakları milletin kendisine verildiğinden, İstanbul’daki padişahlık yok olmuş ve tarihe gömülmüştür.

5- İstanbul’da meşru bir hükümet mevcut olmayıp İstanbul ve civarı da Büyük Millet Meclisi’ne aittir. Bundan dolayı oraların idare işleri Büyük Millet Meclisi memurlarına verilmektedir.

6- Türkiye Hükümeti, meşru hakkı olan halifelik makamını esir bulunduğu yabancılar elinden kurtaracaktır.

Bu önergede çok açıkça görüldüğü gibi “Osmanlı Devleti’nin saltanat sistemiyle birlikte yıkıldığı”, onun yerine “Türkiye Devleti’nin kurulduğu”, 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile “milletin egemenliğini kendi eline almasıyla İstanbul’daki padişahlığın yok olduğu” belirtilerek saltanatın kaldırılması isteniyordu.

30 Ekim 1922’de 307 numaralı, “Osmanlı İmparatorluğu’nun İnkıraz Bulup (Yıkılıp), TBMM Hükümeti’nin Kurulduğuna Dair” heyeti umumiye kararı çıkarıldı.

31 Ekim 1922’de yapılan Müdafaa-i Hukuk Grubu toplantısında Atatürk, Osmanlı saltanatının kaldırılmasının zorunlu olduğunu söyledi.

1 Kasım 1922’de Meclis’te saltanatın kaldırılması konusunda uzun tartışmalar yapıldı. Atatürk, Meclis’te yaptığı uzun konuşmada, Türk-İslam tarihinden örnekler vererek saltanat ve halifeliğin birbirinden ayrılarak saltanatın kaldırılabileceğini açıkladı. Bunun üzerine saltanatın kaldırılmasını isteyen önerge üç komisyona; Anayasa, Şeriye ve Adliye Komisyonlarına gönderildi. Ancak özellikle Şeriye Komisyonu’ndaki hocalar, saltanatla halifeliğin birbirinden ayrılmayacağını iddia edince Atatürk, komisyon toplantısına girdi, komisyon başkanından söz aldı ve önündeki bir sıranın üstüne çıkarak şu konuşmayı yaptı:

“Efendim! Egemenlik ve saltanat hiç kimseye bilim gereğidir diye; görüşme ile tartışma ile verilmez. Egemenlik, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk milletinin egemenlik ve saltanatına el koymuşlardı; bu tasallutlarını altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdi. Şimdi de Türk milleti bu saldırganların hadlerini bildirerek, egemenlik ve saltanatını, isyan ederek kendi eline doğrudan doğruya almış bulunuyor. Bu bir oldu bittidir. Söz konusu olan millete saltanatını, egemenliğini bırakacak mıyız bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten oldu bitti olmuş bir gerçeği ifadeden ibarettir. Bu, mutlaka olacaktır. Burada toplananlar; Meclis ve herkes meseleyi doğal görürse düşünceme göre uygun olur. Aksi taktirde yine gerçek, usulüne uygun ifade edilecektir. Fakat belki bazı kafalar kesilecektir…”

Bunun üzerine Ankara Milletvekili Hoca Mustafa Efendi, “Affedersiniz Efendim! Biz meseleyi başka bakımdan ele alıyorduk, açıklamalarınızdan aydınlandık” dedi.

Saltanatı kaldırmak için hazırlanan kanun tasarısı 1 Kasım 1922’de TBMM’de oy birliğiyle kabul edildi. Böylece halifelikle saltanat birbirinden ayrılıp saltanat kaldırıldı.

1 Kasım 1922’de saltanatı kaldıran 308 numaralı kanunda şöyle deniliyordu: “…Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun ilanından beri eski Osmanlı İmparatorluğu tarihe intikal edip yerine yeni ve milli bir Türk Devleti; yine o zamandan beri padişahlık kaldırılmış olup yerine TBMM geçmişti. (…) Bundan dolayı Türkiye halkı, şahsi saltanata dayalı olan İstanbul’daki hükümeti 16 Mart 1920’den itibaren ve sonsuza kadar tarihe karışmış saymıştır.”

Saltanatın kaldırılmasından 16 gün sonra, 17 Kasım 1922’de Halife Vahdettin’in İngilizlere sığınıp kaçması üzerine TBMM, Abdülmecit Efendi’yi son halife olarak seçti. TBMM, 3 Mart 1924’te halifeliği de tamamen kaldırıp hanedan üyelerini sürgün edecekti.

Sonuç olarak Atatürk, Kurtuluş Savaşı yıllarından beri adım adım, sarayı (sultanı + halifeyi) siyasal denklemin dışına çıkardı. 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla millet egemenliğinin önündeki en büyük kayıt ve şart ortadan kaldırıldı, bu sayede 29 Ekim 1923’te cumhuriyet ilan edilebildi. 

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.