Bridget Jones’un evinde eski usul meyhane

Londra’daki bazı mekânlara yalnızca yemek yemeye değil; sevdiğiniz bir filmi yaşamaya, eski bir şarkının peşine düşmeye, çoktan unuttuğunuzu sandığınız bir duyguyu hatırlamaya gidiyorsunuz. Borough Market’taki Kısmet tam da böyle bir yer.


Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Haberin Devamı
Dört arkadaş akşam yemeği için buluştuk. Yer, Londra’nın lezzet üssü sayılabilecek Borough Market’ın tam göbeği. Kalabalığın içinden sıyrılıp Bedale Street’e vardığınızda karşınıza her şeyiyle tipik bir İngiliz pub’ı olan The Globe Tavern çıkıyor. Bu binayı daha önce görmüş olma ihtimaliniz yüksek. Burası ‘Bridget Jones’un Günlüğü’ filmlerinde Bridget’ın yaşadığı evin dış cephesi olarak kullanılan adres. Renée Zellweger’ın pijamalarıyla şarap içip hayatını sorguladığı o bina yani. Şimdiyse Bridget’ın evinin olduğu katta rakı içiliyor, kuzu şiş yeniyor, Zeki Müren çalıyor. Ve 8 yıldır burada yaşadığım halde bir kez daha anlıyorum ki Londra’nın sürprizleri bitmiyor.
Merdivenlerden yukarı çıkarken eski bir televizyon karşılıyor bizi. Ekranda bazen Zeki Müren, bazen Sadri Alışık’lı siyah-beyaz bir film dönüyor. Ağır perdeyi aralayıp içeri girince aşağıdaki pub’ın uğultusu da geride kalıyor. Beyaz masa örtüleri, dantel perdeler, duvarlarda eski gazete kupürleri... Mekân daha yeni olmasına rağmen yeni görünmek için uğraşmıyor. Tam tersine, yıllardır aynı köşede duran, müdavimlerinin hangi masaya oturduğu belli eski meyhane havasını ustalıkla yaratıyor. Malum, İstanbul’da yeni nesil meyhanemiz çok ama o sıcacık eski meyhane hissini tam anlamıyla yakalamak giderek zorlaştı. Belki de bu yüzden Asmalımescit’te, Kadıköy’de, Beşiktaş’ta bir zamanlar hiç düşünmeden oturduğumuz o pırıl pırıl masaları bugün biraz daha özlüyoruz. Kısmet, Londra’nın merkezinde tam da o hafızanın peşine düşmüş; üstelik bunu ‘Bakın, ne kadar Türküz’ diye bağırmadan yapıyor.
Haberin Devamı
Logodaki 1964’ün hikâyesi
Masadaki metal peçeteliğin üzerinde 1964 yazıyor. Bu, şef Keiran Mustafa’nın ailesinin Kıbrıs’tan İngiltere’ye gittiği yıl. Kısmet’in arkasında Londra’da Crispin, Bistro Freddie ve Canal gibi mekânları kuran restoratör Dom Hamdy ile Kıbrıs Türkü bir ailede büyüyen Keiran Mustafa var. Mustafa’nın yolu BiBi’den Chez Bruce’a, The Harwood
Arms’a uzanmış; yıllardır da ‘Kıbrıs’ adıyla meyhane fikri etrafında pop-up’lar yapıyormuş. Yani burası bir sabah Borough Market’a bakıp ‘Türk restoranı açalım’ diye çıkmış bir fikir değil, yıllardır taşınan bir düşüncenin sonunda kendine ev bulmuş hali. Şimdilik bu ev bir yıllığına misafir ağırlıyor. Ama katın geçmişine bakarsanız bunun da uzayıp gitme ihtimali hiç az değil. Daha önce burada pop-up yapan Chishuru sonrasında kalıcı restoranına geçti ve Michelin yıldızı aldı. Khao Bird de Soho’da kendi yerine kavuştu. Adı üstünde ‘kısmet’. Londralı eleştirmenler de ömrünün daha uzun olacağını tahmin ediyor.

Soğuk mezeler 6-9 sterlin, yaklaşık 400-600 lira. Benim için bir adım öne çıkansa 28 sterlinlik (yaklaşık1.850 lira) kuzu şiş.
Haberin Devamı
Eski İstanbul’a selam
Rakı, barın başrollerinden. Kadehle de şişeyle de söyleyebiliyorsunuz; düzenli gidenler bitiremedikleri şişelerini rafta bırakabiliyor, bir sonraki gidişlerinde kaldıkları yerden devam ediyorlar. Şarap listesi de büyük ölçüde Türkiye’ye bakıyor; Sevilen’den Kuzubağ’a, Diren’den Urla’ya uzanıyor. Kadehte şarapların fiyatı 8 sterlinden başlıyor. Bir de burası için yapılan, menüde Basket Case adıyla geçen lager var. Adıyla bir zamanlar İstanbul’da meyhane çıkışlarında sarhoşları eve taşıdığı anlatılan küfecilere selam yolluyor. ‘Küfelik olmak’ tabirini Londra’da bir bira şişesinin üzerine koymak buranın ruhuna çok yakışmış.
Menüyü görünce meyhaneye gitmeyi çok seven bir Türk olarak bende tehlikeli bir özgüven oluşmadı desem yalan olur. İsimlerin hemen hepsi tanıdık. Pazı kavurma geliyor ve şaşırtılmak isteyen özgüvenimi alıp yerine çok sevdiğim lezzetlerin sıcaklığını koyuyor. Yoğurt ve acı tereyağıyla sıcak servis edilen mezede, pazının hafif topraksı tadı, yoğurdun serinliği ve tereyağının acısı birbirine öyle güzel bağlanıyor ki tabak birkaç dakika içinde temizleniyor. Anlıyorum ki buranın en başarılı tarafı, Türk mutfağını Londralılara uzun açıklamalarla öğretmeye çalışmaması. Ne tabaklarda gereksiz numaralar var, ne her lokmanın arkasında bir manifesto. Bildiğimiz yemekleri iyi malzemeyle, iyi teknikle ve o meyhane masasının paylaşma duygusunu koruyarak yapıyorlar.
Haberin Devamı
Soğuk mezeler 6-9 sterlin arasında (yaklaşık 400-600 lira). Ara sıcaklarda 10 sterlinlik (yaklaşık 655 lira) pazı kavurmanın yanı sıra 14 sterlinlik (yaklaşık 920 lira) bulgur köftesi, hellim ve yaprak ciğer var. Mangal tarafındaysa dana ve kuzu etinin birlikte kullanıldığı 20 sterlinlik köfte (yaklaşık 1.300 lira). Benim için bir adım öne çıkan 28 sterlinlik kuzu şiş (yaklaşık 1.850 lira).
Gecenin sonunda masada silip süpürülmüş birkaç meze tabağı ve kadehler var. Selda Bağcan bitiyor, Ajda Pekkan başlıyor. Aşağıda İngiliz pub’ı, biraz ötede Bridget Jones’un evinin fotoğrafını çeken turistler... Biz yukarıda ince belli bardakta çay içip baklava yiyoruz. Öyle ya, insan dünyanın ucunda da olsa, bazen evine hiç beklemediği bir yerde rastlıyor.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.