Güler Aras: 'İş dünyasında dönüşüm zamanı'

Entegre Raporlama Derneği Türkiye Kurucu Başkanı Prof. Dr. Güler Aras ile Türkiye’de sürdürülebilirlik raporlamasının geldiği noktayı, şirketlerin iklim hedeflerini ve yönetim kurullarının sorumluluklarını konuştuk.
- Kurucusu olduğunuz Entegre Raporlama Derneği Türkiye (ERTA) önemli çalışmalar yürütüyor. Türkiye’de entegre raporlama ve sürdürülebilirlik anlayışı hangi noktada? Öncelikli ihtiyaçlar neler?
Türkiye’de düzenleyici çerçevenin gelişmesi, raporlama standartlarının uygulanması ve şirketlerde farkındalığın artması önemli ilerlemeler. Özellikle Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’nın (TSRS) zorunlu uygulanması yeni bir dönüm noktası oldu diyebiliriz.
Ancak asıl sorun, raporların arkasındaki düşünme ve yönetim biçiminin değişip değişmediği. Entegre raporlama, bilgileri tek bir dokümanda toplamak değil, kurumun nasıl değer yarattığını, risklerini, fırsatlarını ve kararlarının uzun vadeli etkilerini bütünsel değerlendirmektir. ERTA olarak kuruluşumuzdan bu yana entegre düşüncenin yaygınlaşmasını hedefliyoruz. Önceliğimiz, sürdürülebilirliği ilgili birimlerin ötesine taşıyarak yönetim kurullarından yatırım kararlarına kadar tüm kuruma yerleştirmek. Sürdürülebilirliği bir uyum maliyeti değil, rekabet gücü ve uzun vadeli değer yaratma unsuru olarak görmeliyiz. Artık raporlamadan ve uyumdan değer yaratmaya geçme zamanı.
- Sürdürülebilirlik raporlamasının yalnızca bir yükümlülük değil, gerçek bir dönüşüm aracı olması için ne değişmeli?
Raporlamayı yıl sonunda yayımlanan bir belge olarak değil, stratejik bir yönetim ve öğrenme aracı olarak görmeliyiz. Bunun için güvenilir veriler, ölçülebilir hedefler ve açık sorumluluklar gerekli. Entegre düşünmenin ayırt edici yönü, finansal ve finansal olmayan unsurların yanı sıra farklı sermaye öğeleri arasındaki bağlantıları, bağımlılıkları ve ödünleşimleri görebilmektir. Bugün bir alanda yaratılan değer, başka bir alanda gelecekte doğabilecek maliyetlerden bağımsız değildir.
Sürdürülebilirlik raporlamasının geleceğini daha fazla rapor üretmekte değil, daha iyi kararlar almakta görüyorum. Başarı, raporun uzunluğuyla değil, şirketin yatırımlarını ve değer yaratma biçimini ne ölçüde dönüştürdüğüyle ölçülmeli.
SÖZDEN EYLEME
- COP31’de kamu, özel sektör, yerel yönetimler ve sivil toplum sizce hangi alanlarda daha cesur, somut ve ölçülebilir adımlar atmalı?
Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31, yeni taahhütlerin ötesinde, mevcut sözleri uygulamaya dönüştürmek ve işbirliğine öncülük etmek için önemli bir fırsat.
Kamu, enerji, sanayi, ulaşım, tarım ve şehirleşme politikalarını bütünleştiren öngörülebilir bir dönüşüm çerçevesi oluşturmalı. Özel sektör iklim taahhütlerini yatırım planlarına, sermaye tahsisine ve tedarik zincirlerine yansıtmalı, emisyon azaltımı, enerji dönüşümü ve iklim risklerine dayanıklılık konusunda somut hedefler belirlemeli. Yerel yönetimler ulaşım, su, atık, binalar ve afetlere dayanıklılık gibi alanlarda iklim eylem planlarını somut yatırımlarla ilişkilendirmeli. Sivil toplum ise katılımı, hesap verebilirliği ve adil dönüşümü güçlendirmeli.
Özellikle gelişmekte olan ekonomiler açısından sorun yalnızca dönüşüm hedeflerini belirlemek değil, bu dönüşümü finanse edilebilir, erişilebilir ve adil hale getirmektir. İlerlemeyi yalnızca açıklanan hedeflerle değil, emisyonların ne kadar azaldığı, yatırımların nasıl dönüştüğü ve şehirlerin iklim risklerine karşı ne kadar dayanıklı hale geldiği üzerinden değerlendirmeliyiz. COP31’den beklentim, “Kim neyi taahhüt etti?” sorusundan “Kim, neyi, hangi tarihe kadar ve hangi kaynaklarla gerçekleştirecek?” sorusuna geçilmesi.
- Bir bitki olsaydınız, hangisi olurdunuz? Neden?
Yabani menekşe olmak isterdim. Kendini göstermek için büyük alanlara ihtiyaç duymaz; çoğu zaman kimsenin beklemediği bir yerde, kendi doğallığı içinde açar. Narin görünümünün ardındaki direnç ve yaşama tutunma gücü umut verir. En beklenmedik koşullarda bile filizlenmenin bir yolunu bulur. Özgünlüğü, dayanıklılığı ve bulunduğum yere değer katmayı önemsiyorum. Güçlü olmanın zarafetten, mücadeleci olmanın incelikten vazgeçmek anlamına gelmediğine inanıyorum. Gerçek güç, özünü koruyarak değişen koşullarda var olabilmek ve dokunduğun yerde bir şeylerin yeşermesine katkıda bulunmaktır.
YATIRIM KARARLARINDA İKLİM
Taahhütler artıyor, ancak bunların stratejiye ve yatırımlara yansımasında hâlâ ilerlemeye ihtiyacımız var. İklim riski yalnızca çevresel değil, enerji maliyetlerini, tedarik zincirlerini, finansmana erişimi ve rekabet gücünü etkileyen stratejik bir risk. İhtiyacımız, finansal ve sürdürülebilirlik performansını ayrı görmeyen entegre yönetişim.
Ölçülebilir ve zamanlı iklim hedefleri, sermaye tahsisi, risk yönetimi ve performans sistemleriyle ilişkilendirilmeli. Asıl gösterge, bu hedeflerin yatırım önceliklerini ve risk iştahını değiştirip değiştirmediğidir. Bana göre iyi yönetişim, geleceği bugünün kararlarına dahil edebilme kapasitesidir.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.