Uzmanlardan iklim, deprem ve kıyı güvenliği uyarısı!

İzmir Kent Konseyi Çevre ve Ekoloji ile Eğitim Çalışma Gruplarının katkılarıyla düzenlenen “COP31’e Sesleniş: İzmir’den Dünya’ya Dirençli Kıyı Kentleri” söyleşisi, Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi Meclis Salonu'nda gerçekleştirildi.
İzmir Kent Konseyi, Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER), Dağlık Alanların Sürdürülebilirliği ve Yönetişimi Derneği ile Seferihisar Belediyesi işbirliğiyle düzenlenen buluşmada, iklim krizi ve afet risklerinin İzmir üzerindeki etkileri çok yönlü değerlendirildi.
Söyleşide, depreme dayanıklı yapıların tek başına güvenli bir kent oluşturmak için yeterli olmadığına dikkat çekildi. Kıyı yerleşimlerinin tsunami, sel ve fırtına gibi risklere karşı hazırlanması, tarım alanlarının ve doğal ekosistemlerin korunması, afet koşullarında temiz su ve güvenilir gıdaya erişimin güvence altına alınması gerektiği belirtildi.
Uzmanlar, afetlere dirençliliğin yalnızca mühendislik ve yapı güvenliği meselesi değil; çevre, gıda, sağlık, ekonomi ve kent yönetimini birlikte ilgilendiren toplumsal bir sorumluluk olduğunun altını çizdi.
İKLİM KRİZİYLE MÜCADELEDE ORTAK AKIL ÇAĞRISI
Söyleşinin moderatörlüğünü üstlenen İzmir Kent Konseyi Çevre ve Ekoloji Çalışma Grubu Kolaylaştırıcısı ve TÜKODER Temsilcisi Gülnihal Öztürk, teknolojik gelişmelerin ve yapay zekânın iklim krizine çözüm üretmek, afetlere dayanıklı altyapılar oluşturmak ve adil çevre hakkını güçlendirmek amacıyla değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Toplumsal dayanışmanın ve çözüm süreçlerine katılımın önemini vurguladı.
İzmir Kent Konseyi Eğitim Çalışma Grubu Kolaylaştırıcısı Kadir Karpuz ise fosil yakıt tüketiminin azaltılması, kıyı güvenliğinin sağlanması ve afetler gerçekleşmeden önce önlem alınması gerektiğine dikkat çekerek erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesinin önemini dile getirdi.
KIRIM: İZMİR'İN TARIM ALANLARI VE GIDA GÜVENLİĞİ KORUNMALI
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ö. Ulaş Kırım, iklim krizi ve afetlere hazırlık konusunu İzmir'in tarım alanları, doğal kaynakları ve gıda güvenliği açısından değerlendirdi.
Verimli tarım arazilerinin yapılaşma ve ulaşım yatırımları nedeniyle kaybedilmesinin uzun vadede ciddi sorunlar yaratabileceğine dikkat çeken Kırım, özellikle Kemalpaşa çevresindeki tarım alanları ile Mavişehir'deki doğal yaşam alanları üzerindeki yapılaşma baskısını gündeme getirdi.
İzmir Körfezi'ndeki kirliliğin, balık çeşitliliğinin ve deniz çayırlarının korunmasının da kentin ekolojik geleceği açısından önem taşıdığını belirten Kırım, yerel üretimin desteklenmesi ve üreticiyle tüketici arasındaki bağın güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Afetlere hazırlık planlarında gıda güvenliğinin yeterince önemsenmediğine dikkat çeken Kırım, 6 Şubat depremlerinden edinilen deneyimler ışığında, afet sonrasında temiz suya, güvenilir gıdaya ve hijyenik toplu beslenmeye erişimin önceden planlanması gerektiğini vurguladı.
Gıda israfının yalnızca ürün kaybı olmadığını, aynı zamanda suyun, enerjinin, toprağın ve insan emeğinin de boşa harcanması anlamına geldiğini belirten Kırım, sürdürülebilir üretim ve tüketim politikalarının afetlere dirençli kentlerin ayrılmaz bir parçası olduğunu dile getirdi.
PROF. DR. KARAMAN: KIYILARIN GELECEĞİ KATILIMCI YÖNETİMLE GÜVENCE ALTINA ALINABİLİR
Dağlık Alanların Sürdürülebilirliği ve Yönetişimi Derneği Başkanı Prof. Dr. Zerrin Toprak Karaman, İzmir'in kıyı alanlarının iklim değişikliği, afet riskleri ve yapılaşma baskısı karşısında bütüncül bir yönetim anlayışıyla ele alınması gerektiğini vurguladı.
Türkiye'nin coğrafi özelliklerinden kaynaklanan sel, su baskını, fırtına ve deprem risklerine dikkat çeken Karaman, iklim değişikliğinin gelecekte göç hareketlerini de etkileyebileceğini belirtti.
İzmir'in tarihsel tsunami deneyimlerini hatırlatan Karaman, afet risklerinin yalnızca teknik önlemlerle değil, toplumun farklı kesimlerinin katılımıyla geliştirilecek politikalarla azaltılabileceğine işaret etti.
Sunumunda, 2004 yılında hazırlanan “İzmir YG21 Modelinde Bütünleşik Kıyı Yönetimi” çalışmasına da değinen Karaman, İzmir'de geçmiş yıllarda oluşturulan katılımcı yönetim mekanizmalarını örnek gösterdi.
Kıyı yönetiminde kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları arasında güçlü iletişim ve iş birliği kurulması gerektiğini belirten Karaman, afet sonrasında ortaya çıkan zararları gidermeye odaklanan anlayış yerine riskleri önceden belirleyen, önleyici ve katılımcı bir yönetim modelinin benimsenmesinin önemini vurguladı.
SEFERİHİSAR'DA TSUNAMİYE KARŞI UNESCO DESTEKLİ HAZIRLIK
Seferihisar Belediyesi Afet İşleri Müdürü Hakan Alten, ilçede tsunami riskine karşı yürütülen farkındalık ve afet hazırlık çalışmalarını katılımcılarla paylaştı.
UNESCO Hükümetlerarası Oşinografi Komisyonu (IOC-UNESCO) tarafından yürütülen CoastWAVE 2.0 Projesi hakkında bilgi veren Alten, projenin UNESCO'nun “Tsunamiye Hazır” (Tsunami Ready) programı doğrultusunda kıyı yerleşimlerinin tsunami riskine karşı hazırlıklı hâle getirilmesini amaçladığını belirtti.
Bu kapsamda tsunami tehlike bölgelerinin ve risk altındaki nüfusun belirlenmesi, tahliye haritalarının hazırlanması, erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi ve toplumun bilinçlendirilmesinin önemine dikkat çeken Alten, tahliye güzergâhları ile toplanma alanlarının oluşturulması, bilgilendirme levhalarının yerleştirilmesi ve düzenli tatbikatlarla yerel afet müdahale kapasitesinin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Seferihisar'daki afet farkındalığı çalışmalarına da değinen Alten, 2025 yılında ilçenin 22 mahallesinde 26 afet eğitimi gerçekleştirildiğini aktardı.
İZMİR'DEN COP31'E MESAJ: DOĞAYI KORUMADAN DİRENÇLİ KENT KURULAMAZ
Söyleşide yapılan değerlendirmeler, İzmir'in iklim krizine ve afetlere karşı geleceğinin birbirinden bağımsız politikalarla güvence altına alınamayacağını ortaya koydu.
Deprem ve tsunami risklerine karşı erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi, kıyı ekosistemlerinin korunması, verimli tarım alanlarının yapılaşma baskısından uzak tutulması, güvenilir gıda ve temiz suya erişimin sağlanması ile yerel yönetimlerde katılımcı karar mekanizmalarının güçlendirilmesi, dirençli bir İzmir için öne çıkan temel gereklilikler arasında sıralandı.
COP31 gündeminin uluslararası toplantılarla sınırlı kalmaması, alınacak kararların yerel ölçekte uygulanabilir ve sonuçları izlenebilir politikalara dönüşmesi gerektiği vurgulandı.
İzmir'den verilen ortak mesaj ise iklim krizine karşı güvenli bir geleceğin, doğayı koruyan, insanı merkeze alan, bilimsel planlamayı esas alan ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren kent politikalarıyla mümkün olduğu yönündeydi.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.