ESPNWorld Series champs, at last! Milwaukee Brewers barrel their way to the topESPN DeportesTítulo de Brewers reafirma igualdad competitiva en siglo XXI한겨레[속보] 특검, 윤석열 ‘내란 우두머리’ 항소심서 사형 구형InquirerMarcos inaugurates NLEX link cutting travel time to 5 minutesDaily MaverickBOOK EXCERPT: Sandstone Estates – where steam locomotives bring SA railway history to lifeUOLEmpresas que praticarem assédio eleitoral podem perder acesso a créditoGIGAZINE部屋は多少散らかっている方が家庭にとってよいという研究結果ZDF heuteAktuelle Pressemitteilungen des ZDFGlobal NewsOilers snap skid with 4-0 win over FlamesThe Sydney Morning HeraldThieves swipe $20,000 worth of beef from Melbourne steakhouseThe Hollywood ReporterSouth Carolina Police Close Hayden Panettiere Death InvestigationRai NewsSpagna, scontro tra treni: precipitano vagoni, almeno 68 morti. Tre italiane disperse
The Daily Newsstand · Free, Always
Thursday, October 29, 2026

Çocukların gözüyle Cumhuriyet

Translate

29 Ekim 1923 akşamı Meclis’te hareketli bir ana tanıklık edilir. Anayasanın ilk maddesi olan “Türkiye Devleti’nin yönetim şekli cumhuriyettir” ifadesi 20.30’da kabul edilirken milletvekilleri de hep bir ağızdan “Yaşasın Cumhuriyet” diye haykırır. Aynı anlarda Ankara Kalesi’nde 101 pare top atışı ile Cumhuriyetin ilanı duyurulur. O günün tanığı tarihçi Enver Behnan Şapolyo da Ankaralı esnafın dükkânlarına bayraklar astığını, Ankaralıların bayraklarla Meclis’e yürüdüğünü, çocuklara da bayramlıklarının giydirilip ellerine Türk bayraklarının verildiğini anlatır. O gün Ankaralılar Meclis’in önünde Cumhuriyeti kutlar.

‘CEYHUN’UN GÖZÜYLE CUMHURİYET’ 

O günün tanığı Ceyhun (Atuf Kansu) adındaki bir çocuktur. Cumhuriyetin ilanına tanıklık ederken o güne ilişkin “Olağanüstü şeyler oluyordu” cümlesini kurar ve Ankara Kalesi’ndeki top seslerine kulak kabartır. “Ne oluyor ne bitiyor demeye kalmadan Ankara Kalesi’nin oralardan bir gümbürtü geldi. (...) O gece bir şenlik, bir bayram gecesiydi” diye anlatır. Ayrıca yaşadıkları Ankara evinin avlusunda Mazhar Müfit Bey’in eşi İclal Hanım ile aile dostlarının havaya ateş ederek Cumhuriyeti kutladığını aktarır.

‘ORHAN’IN GÖZÜYLE 1933 KUTLAMALARI’ 

Cumhuriyetin “Onuncu Yılı” ise daha özel bir kutlanır. Bunun için de bir bütçe ayrılır, haftalar öncesinde çalışmalar başlatılır. Ziraat Bankası’ndan İş Bankası’na Meclis binasından Ankara Garı’na kadar Ankara’daki yapılar süslenir. Yurtdışından konuklar davet edilirken Sovyet General Voroşilov için Ankara Garı’nda Rusça “Hoş geldiniz” yazılır.

Etkinliklerin kalbi de Hipodrom olur. Devlet erkânının hazır bulunduğu tribünlerde yabancı temsilciler de yer alır. Sovyet rejisör Sergey Yutkeviç bu anları filme alarak “Türkiye’nin Kalbi Ankara” adıyla bir belgesel olarak yayınlar. O günün tanığı dört yaşındaki Orhan (Karaveli) da kutlamaları kaleme alan belki de tek çocuktur. Yıllar sonra o anları şöyle anlatır:

“Ana caddelere tak-ı zaferler kuruluyor, her taraf bayraklarla süsleniyordu. Evlerin de ışıklarla donatılması beklendiğinden hemen herkes seve seve işe koyulmuştu haftalar öncesinden. Babam da bir elektrikçi getirerek evimizin istasyona bakan önyüzüne sıra sıra renkli ampuller dizdirmişti. Bayrama günler kala biz büyük bir keyifle bunları yakan düğmeyi çevirince komşularımız hayran olmuş ve ertesi gün aynı elektrikçiyi çağırtarak onlar da evlerini donatmışlardı. (...) Ayrıca 10. yıl kutlamalarını halk seyretmekle kalmayacaktı Atatürk’ün önünden geçerek onu sevgiyle, minnettarlıkla selamlayacaktı.

(...) Sabah erkenden, babamın önceden peylediği bir taksiye binip, devlet ricali ile Ankara’daki yabancı elçilik mensuplarına ayrılıp çiçek ve bayraklarla süslenmiş şeref tribününün yanındaki davetliler bölümünde yerimizi aldık. Az sonra yanı başımızda bir dalgalanma oldu. Herkes ayağa kalktı ve Atatürk olanca şıklığı, zarafeti ve tevazusuyla çevresindekileri selamlayarak en öndeki yerini aldı. (...)

Atatürk ne kadar şık, etkileyici ve güzeldi. Etrafına ışıklar saçan bir güneş gibiydi! Yerimde duramıyor, koşup yanına gitmek istiyordum. Babam, bunu anlamış olmalı ki oturduğumuz yerde elimi sıkı sıkı tutuyordu. Sonra, ağır ağır yerinden kalktığını gördük. Tribünleri dolduranlar, karşısındaki askerler, izciler, halk herkes dikkat kesildi. Çıt çıkmıyordu. Delen bakışlarla bir iki dakika kadar etrafı süzdü ve elindeki küçük kâğıtlara ara sıra bir göz atarak ünlü 10. Yıl Nutku’nu kanlarımızı donduran bir sesle okumaya başladı: “Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir”...

‘NEZİHE’NİN GÖZÜYLE CUMHURİYET BAYRAMLARI’ 

Nezihe (Araz) de bayramdan önce günler öncesinde hazırlıkların yapıldığını söyler. Kadınların ve elçilerin kıyafetleriyle göz kamaştırdığının altını çizerek “Bayram günü, önce Mustafa Kemal Meclis’te tebrikleri kabul ederdi. Sonra, Ulus’ta kurulu tribünler önünde muhteşem bir resmi geçit başlardı. Bu resmi geçidin en ilgi çekici yanı benim için, sefirlerin kıyafetleriydi. O alışık olmadığımız giyim, o renk renk süslü şapkalar, beyaz eldivenler, o çılgın renk cümbüşü” diyerek anlatır. Sonra da ilginç bir ayrıntıyı sunar bizlere: “Sabah çok erken, kahvaltı masasında iki konuğumuz var. Bu iki konuktan biri işçi temsilcisi olarak Meclis’e giren Muslahittin (*Abdullah Müslihattin Tunca) Bey, öbürü ilk köylü kadın milletvekili Satı Kadın. İkisi de Ankara milletvekili. Mustafa Kemal, Ankara milletvekili olduğu için onları babama emanet etmiş. Resmi elbiselerini giydirsin, kuşatsın, öyle getirsin törene diye. Annem Satı Kadın’a, lacivert bir tayyör diktirmiş, babam Muslahittin Bey’e o kuyruklu ceketle, silindir şapkayı ve rugan pabuçları almış. Kahvaltıdan sonra giyindiler” ve törene gittiler diye uzun uzun anlatır. Akşam da Cumhuriyet balosunun Ankara Palas’ta verildiğini belirtir.

‘CÜNEYT’İN ANILARINDA BAYRAM’ 

Cüneyt (Arcayürek) de 1930’lardaki bayramlara tanık olan çocuklardandır. Bayramların bir hafta boyunca şenlik havasında geçtiğini, lise binalarının boşaltıldığını, şehir dışından gelen izci çocukların sınıflarda yatırıldığını, okul bahçelerinde dev kazanlarla yemekler yapıldığını söyler. Gözlemlerini şöyle anlatır:

“Hipodroma her gün giden izci topluluklarının başkent sokaklarında borazanlarıyla, trampetleriyle yaptıkları gösteri geçişlerini halk büyük bir ilgiyle izlerdi. Her gün yürüyüş provaları yapılırdı. Çünkü her il Atatürk’ün önünden geçerken düzenli yürüyüşleriyle dikkat çekmeliydi. Trampet ve borazan sesleri küçük memur kentini bir hafta boyunca canlı, hareketli bir dünyaya çekip götürürdü. Ankara’ya herhangi bir ilden izci olarak gelmek onur kazandırırdı. 29 Ekim günü Ankara Hipodromunda veya töre alanında Yüce Şef’in huzurundan geçerken yüzünü silik görüntüler içinde de olsa görebilmenin, ona yakın olmanın kıvancını taşımaktı amaçları. Ertesi gün de tren saatlerine göre yine trampetlerini, yine borazanlarını çalarak ayrılırlardı.”

‘ALTAN’IN GÖZÜYLE BAYRAMLAR’ 

1930’larda kutlamaları takip eden Altan (Öymen) da babaannesinin elinden tutarak gider törenlere. Fakat 1938 senesindeki Ankara’daki törenlerde Atatürk’ü göremez ve bunun burukluğunu hisseder:

“Cumhuriyetin 15. yıldönümünü okula başladığımın ikinci ayında yaşadık. Okulda da her yer süslendi. Caddelerde meydanlarda da 29 Ekim’de veya bir iki gün önce törenler yapıldı. Şiirler okundu. Öğretmenler padişahlar zamanıyla Atatürk zamanını karşılaştırdılar. (...) Ancak Cumhuriyetin o yıldönümünü kutlama havası biraz buruktu. Her 29 Ekim’de Ankara’da bulunan Atatürk bu defa İstanbul’daydı. Hastaydı ve gelemiyordu. Hipodromdaki tören yine coşkulu oldu ama onsuz yapıldı.”

Bugün de elbette onu kaybetmenin burukluğu içindeyiz ancak bize emanet ettiği o Cumhuriyetin varlığı ile gururluyuz. Yıllar geçiyor ama o sevgi asla bitmiyor. Dünün çocukları nasıl ki Atatürk’ü görmek ve bayramlara gitmek istemişse bugünün çocukları da kutlamaların yapıldığı yerlere ve Anıtkabir’e koşuyor. Aynı sevgi, aynı coşku ve aynı heyecan ile... Ceyhun’lar, Orhan’lar, Nezihe’ler, Cüneyt’ler, Altan’lar... Hepsi tek yürek Atatürk’e koşuyor. Nice güzel bayramlara... 

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.