Fon vurgunu... Kimler biliyordu, kimler çıktı?

Fon işi patlayalı günler oldu. Ortalık hâlâ toz duman. İşin buraya geleceği biliniyordu. Çok daha vahimi müdahale edilmedi. Neden? Çünkü bugün ortaya çıkan tablo bir gecede oluşmadı. Bazı küçük ve sığ şirketlerin hisseleri akıl almaz değerlemelere ulaştı. Fonlar bu hisseleri aldı; fiyat yükseldikçe fonların getirileri yükseldi, yüksek getiri yeni yatırımcı çekti, gelen yeni para fiyatları daha da yukarı taşıdı. Birbirini besleyen bir çark kuruldu.
Öyle şirketler ortaya çıktı ki piyasa değerleri Türkiye’nin büyük sanayi kuruluşlarını, bankalarını, yıllardır üretim yapan dev şirketlerini solladı. Peki kimse “Burada ne oluyor?” diye sormadı mı? Sordu tabii.
Dün Barış Terkoğlu somut bir örneği yazdı: Ramazan Başak, BDDK Bankalar Yeminli Murakıplığı ve MASAK Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulunmuş, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nda ve Başbakanlık Teftiş Kurulu’nda görevli olarak çalışmış. Başak’ın tam 14 ay önce 30 Temmuz 2025’te CİMER’e yaptığı başvuru var. Başak, bugün krizin merkezindeki şirketlerden Tera Yatırım hakkında çok ağır iddialarda bulunuyor; piyasa dolandırıcılığından şaibeli para trafiğine kadar bir dizi konuda kamu kurumlarını uyarıyor. CİMER’den aldığı yanıt ise özetle “Kurulumuz çalışmalarını sürdürüyor.” Başak bununla da kalmıyor. 5 Ocak 2026’da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuyor. Peki ne oldu?
Bugün yüz binlerce yatırımcıya “Tasfiye sürecini bekleyin” deniliyor. SPK’nin açıkladığı rakama göre tasfiye edilen 131 fonda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. Şimdi onlara fonların varlıkları satıldıkça paralarının ne kadarının geri döneceği söylenecek.
Ama başka bir soru yanıtsız kalıyor:
Onlar beklerken zamanında çıkanlar kimlerdi?
Bu soru önemli. TİP milletvekili Ahmet Şık’ın Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e verdiği soru önergesinde bazı kişilerin Pusula ve Tera Portföy’de milyon doları aşan işlemler yapıp yapmadıkları ve fonlar temerrüde düşmeden kısa süre önce yüksek meblağlarla çıkıp çıkmadıkları soruluyor.
Yanıtını bulmak hiç de zor değil. Çünkü kayıtlar devletin elinde. MKK’de, Takasbank’ta, SPK’de... Kim ne zaman girdi? Kim ne zaman çıktı? Çöküşten hemen önce olağandışı büyüklükte çıkış yapanlar oldu mu? Olduysa bu kişilerin fon yöneticileriyle, şirketlerle ya da kamu görevlileriyle ilişkileri var mıydı? Gerekirse MASAK kayıtları da önlerine konulur. Açıklansın.
Üstelik bütün faturayı “açgözlü” diye yaftalayarak yatırımcıya kesmek kolaycılık.
Türkiye’de yıllardır yüksek enflasyon insanların tasarruflarını kemiriyor. Maaşından, emekli aylığından, küçük işletmesinden artırdığı üç kuruşun değerini korumaya çalışan insanlara bir yandan “finansal okuryazarlık” öğütlendi, bir yandan yatırım fonları ve sermaye piyasaları teşvik edildi. TEFAS ile fon almak birkaç tuşa basacak kadar kolaylaştırıldı.
Sonra sistem patlayınca aynı insanlara “Yüksek getiri peşinde koşmasaydınız” mı denilecek?
Hayır.
Elbette sermaye piyasasında risk vardır. Elbette yatırımcı da ne aldığını bilmek zorundadır.
Ama yatırımcının görevi SPK’nin görevini yapmak değildir.
Bir şirketin gerçek değerinin onlarca, yüzlerce katına çıkarılmasına; aynı çevreler arasında işlemlerle fiyatların şişirilmesine; fonların birbirleriyle ve ilişkili taraflarla kurdukları işlemlere; teminat olarak kullanılan varlıkların gerçek değerine bakmak küçük yatırımcının değil, düzenleyici kurumların işidir.
SPK bunun için vardır.
Borsa İstanbul bunun için kurallara sahiptir.
Kamu otoritesi bunun için denetler.
Şimdi yalnız fon yöneticilerine bakmak yetmez.
Kim kazandı? Kim zamanında çıktı? Kim uyardı? Kim uyarıları gördü? Ve en önemlisi, kim müdahale etmedi?
Bu sorular yanıtlanmadan birkaç kişiyi gözaltına almak, bazı fonları tasfiye etmek ve kalan parayı yatırımcılara dağıtmak meseleyi çözmez. Çünkü asıl mesele kaybolan paradan da büyük: Güven.
Ve güveni yeniden kurmanın yolu yalnızca soruşturma açmak değil, bu sistemin bir daha aynı biçimde çalışmasını engellemektir.
Örneğin bankalarda fon satışında çıkar çatışmasının önüne geçilmeli. Müşteri temsilcisinin hangi fonu önerdiği, o fondan bankanın ya da dağıtım kanalının ne kadar gelir elde ettiğiyle belirlenmemeli. Yatırımcıya bu ekonomik ilişki açıkça gösterilmeli; tavsiyeler kişisel kanaate ya da satış hedefine değil, yetkili yatırım kuruluşlarının kayıtlı araştırma ve uygunluk süreçlerine dayanmalı.
Sosyal medyada hisse ve fon pazarlayıp yatırımcıları peşinden sürükleyerek kendi pozisyonundan kazanç sağlayanlara yönelik yaptırımlar da göstermelik olmamalı. Manipülasyonla elde edildiği yargı kararıyla belirlenen kazanç geri alınmalı; mağdurların zararlarının karşılanmasında kullanılacak mekanizmalar kurulmalı. Bu kişilere sermaye piyasalarından uzun süreli men dahil ağır yaptırımlar uygulanmalı.
Ama önce şu sorunun yanıtı verilmeli: Bütün bunlar biliniyorken neden zamanında müdahale edilmedi?
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.