ESPN DeportesPachuca muestra su pegada y golea al AtlanteESPNTwins' Buxton to have hip surgery, done for seasonוואלהסעודיה: הופעלה התרעה מוקדמת בשארוורהSouth China Morning PostChina targets ‘toxic’ traffic as viral sensations upend daily life and public services경향신문[끊는 사람들④] 중독된 딸에 중독된 엄마Wirtualna Polska"Upokarzające". Były dowódca US Army w Europie o polityce TrumpaBusiness AMBusiness AM Sudoku’s 12-09-2026Screen RantDC Explains Rules For Brand New Kryptonite Introduced To Superman LoreHong Kong Free PressMacau to hold closed-door trial in first national security case against democratالشرقA Bit of Light.. دراما إيرانية تنافس على الأسد الذهبي بمهرجان فينيسيا中国新闻网“东北超”半决赛(首回合):沈阳队胜长春队Daily MailLady Gaga, 40, secretly welcomes first child with fiancé Michael Polansky... after months-long disappearance
The Daily Newsstand · Free, Always
Saturday, September 12, 2026

Gazze’de katledilen, işyerlerinde ezilen insanlar

Translate

Image

'NAZA'

Mostra'nın sonuna geldik. Hem yorgunuz, hem de çok heyecanlı; hem öfkeli, hem de umutluyuz...

Katıksız insan sevgisiyle, tepkisel ya da soğukkanlı nefretin yan yana olması; devlet politikası düzeyinde planlanan soykırımın ya da iş dünyasında hüküm süren psikolojik baskıların benzer soğuk mantığı... Hepsi, içerdikleri sert şiddet eşliğinde, perdelere peş peşe yansıdı.  

Venedik Festivali, yine sinema sanatının ötelerinde, temel sorgulamara giden yolları açıyordu. Sinema sanatı angaje sinemayla yine kol kolaydı. Birliktelikleri, bu kez sanki daha fazla sarmaş dolaştı. 

İşte, son günlerde izlenen, adlarını bu gece ödül listesinde bulabileceğimiz, birbirinden çok farklı iki önemli politik sinema örneği:

Yuval Abraham ve Rachel Szor'un, üç yıl süren yoğun bir çalışma sonunda kotardıkları ciddi ve son derece önemli belgesel bomba sayılabilecek nitelikteki  "NAZA" ile, Fransız yönetmen Stéphane Brizé'nin, iş dünyasında yaşanan baskı ve psikolojik şiddete yeni bir bakış daha getiren "İyi Bir Küçük Asker" (Un bon petit soldat) adlı filmi.

SİVİLLERİ ÖLDÜRMEYİ KABUL EDEN SAVAŞ MANTIĞI...

"NAZA", yalnızca politik cesaretiyle değil, sinema ile araştırmacı gazeteciliği buluşturma biçimiyle de dikkat çeken, ciddi, önemli bir çalışma. 

"No Other Land” (2024) belgeseli ile Oscar kazanan İsrailli yönetmenler Abraham ve Szor'un bu son çalışması, 2023-2025 yılları arasında medya kuruluşları "+972 Magazine", "Local Call" ve "The Guardian" tarafından yürütülen araştırmaların üzerine kurulmuş. The Guardian, aynı zamanda filmin yapımcıları arasında yer alıyor.

Yönetmenler, kimlikleri gizlenen 24 İsrailli asker ve istihbarat görevlisinin tanıklıklarını, üç yıl boyunca yaptıkları gizli çekimlerde kayda aldıkları görüntülerle harmanlayarak filme aktarmışlar.

"NAZA"nın asıl çarpıcılığı, Gazze'deki yıkımı ve soykırımı anlatırken, savaşın nasıl planlandığını, hedeflerin nasıl belirlendiğini, yapay zekâ ve gözetim sistemlerinin nasıl kullanıldığını apaçık anlatan, mesafeli bir dille yapmasında.

Duygu sömürüsüne yer yok, gerek de yok burada. Adeta klinik bir çalışma söz konusu. Tüm bu dehşetin, devlet terörünün arkasındaki askeri ve bürokratik mekanizma, sistemin içinde doğrudan görev almış olanların sözleriyle belirginleşiyor... Üstelik, duygusal manipülasyona başvurmadan, soğuk ve neredeyse akademik bir titizlikle yapıyor bunu.

Bu noktada, gazetecilik ile belgesel sinema arasındaki sınırlardan da söz etmemiz gerekiyor. Çünkü, filmde anlatılanların büyük bölümü, daha önce yayımlanan araştırma yazılarının da konusu olmuştu. Ancak, tanıklık edenleri, yani bu katliamları gerçekleştiren insanları, sesleri değiştirilmiş yüzleri gizlenmiş de olsa, bedensel varlıklarını görerek dinlemek, izleyici üzerinde çok daha sert bir etki yaratıyor. "NAZA", sadece "Ne oldu" sorusunu değil, "Bu nasıl mümkün oldu" sorusunu da beraberinde getiren çarpıcı bir film ve "Altın Aslan" ödülü için en güçlü adaylardan biri olarak görülmesi, bu nedenle hiç de şaşırtıcı değil.

SUS, BAŞINI EĞ VE YÜRÜ!...

Fransız sinemasının, toplumsal ve politik kaygıları olan yönetmenlerinin başında gelen Stéphane Brizé'nin (1966) filmi "Un bon petit soldat", başka bir cephedeki şiddete, iş dünyasında verimlilik adına yaşanan baskılara ve psikolojik şiddete eğiliyor. 

İnsanın ve insani değerlerin nasıl ezildiğini anlatıyor. "La Loi du marché", "En guerre" ve "Un autre monde" gibi önceki filmleriyle çalışma hayatında gözlemlenen iktidar ilişkilerine el atan yönetmen, bu kez büyük bir sigorta şirketinin içine taşıdığı kamerasıyla, çağdaş kapitalizmin işleyiş biçimini gözler önüne seriyor.

Alba Rohrwacher'ın canlandırdığı Carla karakteri, son derece başarılı, hırslı ve çalışkan bir insan kaynakları yöneticisidir. Görevi, kâğıt üzerinde, çalışanların "mutluluğu" ile şirketin performans hedeflerini bağdaştırmak olarak tanımlanmıştır. Ancak, Carla'nın önüne gelen belgelenmiş bir mobbing vakası, bu iki kavramın aslında ne kadar birbirine zıt olduğunu ortaya çıkarıverecektir. Carla, sorunu çok iyi görmekte; ahlaki ve hukuksal bir meseleye dönüştürmeden, olabildiğince adil davranarak çözmeye bile çalışmaktadır. Ancak, kendisi de hiyerarşik düzenin bir parçasıdır. Üstlerine itaat etmekle, vicdanı arasında sıkışıp kalır...

Brizé'nin en büyük başarısı, Carla'yı sisteme karşı kahraman bir muhalif olarak gösterme tuzağına düşmemiş olmasında. Temelde, Carla da o sistemin bir parçasıdır; belki karşı koymak ister ama, karşı koyacak gücü yoktur; kendisi de sistemin esiridir...

Şirketin kullandığı dil -performans, verimlilik, uyum, mutluluk, insan kaynakları- giderek insanı kendisinden soyutlayan bir dile dönüşür. İnsanlar orada, gözlerimizin önündedirler ama, insanın kendisi yoktur; o denli şeffaflaşmıştır...

Üstelik, Stéphane Brizé bu ağır eleştiriyi kuru bir ideolojik bildirgeye de dönüştürmemiş. Tam tersine, içerdiği kara mizah, grotesk durumlar ve neredeyse absürdleşen şirket ritüelleri, getirdiği eleştirinin etki gücünü daha da artırıyor. Rohrwacher'ın kırılgan ve karmaşık Carla karakterini çok iyi canlandıran incelikli performansı da, filmin bu gece ödül  sahnesinde yer alabileceğine işaret etmekte

PEKİ ALTIN ASLAN KİME VERİLECEK?

Festival boyunca bizim için öne çıkan filmler arasında, Martin McDonagh'ın "Wild Horse Nine"ı, Shinya Tsukamoto'nun "Mr. Nelson, Did You Kill People?"ı, Cédric Kahn'ın "15/18"i, Nanni Moretti'nin "Succederà questa notte"si ve Lee Chang-dong'un "Possible Love"ı da vardı. Bunlara şimdi "NAZA" ile "Un bon petit soldat"yı da eklemek gerekiyor. Her biri başka bir sinema anlayışını temsil eden filmler: siyasal taşlama, tarihsel hesaplaşma, psikolojik dram, aşkın ütopyası, sınıf ve iktidar ilişkileri, kurumsal kapitalizmin eleştirisi ve nihayet savaşın içinden gelen kahredici tanıklıklar...

Eğer jüri, sinemanın yalnızca biçimsel yeniliğini değil, bugün dünyaya söyleyebileceği, hatta söylemesi gerekli sözleri de ödüllendirmek isterse, Altın Aslan'ın "NAZA"ya gitmesi hiç şaşırtıcı olmaz.

Bu durumda, Stéphane Brizé, Alba Rohrwacher'ın oyunculuk ödülüyle yetinmek zorunda da kalabilir. Çünkü, Carla önemli bir simge karakter aslında; sadece büyük bir şirketin çalışanı değil; itaat, hırs, korku ve vicdan arasında gidip gelmekten bunalan çağdaş insan tiplemesinin, çok katmanlı bir portresi...

Sonuçta, 83. Mostra’nın en anlamlı taraflarından biri de belki burada yatıyor: Bir tarafta Gazze'de insan hayatını sayılara indirgeyen savaş makinesi gerisindeki insanlık suçları, öte tarafta da, şirket içinde insanı "kaynak"a dönüştüren kapitalist düzen. "NAZA" ile "Un bon petit soldat", birbirinden çok uzak görünen iki dünyada aynı soruyu soruyor aslında: İnsan, bir sistemin işleyişi uğruna nasıl feda edilir? Ne zaman insan olmaktan çıkıp, sistemin tıkır tıkır işleyen çarklarından birine dönüşüveriyor?

O devasa dişlilerin ezip öğütemediği Charlie Chaplin ustaya, Venedik'ten selam olsun!

View the original on Cumhuriyet

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.