ESPNWorld Series champs, at last! Milwaukee Brewers barrel their way to the topESPN DeportesTítulo de Brewers reafirma igualdad competitiva en siglo XXI한겨레[속보] 특검, 윤석열 ‘내란 우두머리’ 항소심서 사형 구형InquirerMarcos inaugurates NLEX link cutting travel time to 5 minutesDaily MaverickBOOK EXCERPT: Sandstone Estates – where steam locomotives bring SA railway history to lifeUOLEmpresas que praticarem assédio eleitoral podem perder acesso a créditoGIGAZINE部屋は多少散らかっている方が家庭にとってよいという研究結果ZDF heuteAktuelle Pressemitteilungen des ZDFGlobal NewsOilers snap skid with 4-0 win over FlamesThe Sydney Morning HeraldThieves swipe $20,000 worth of beef from Melbourne steakhouseThe Hollywood ReporterSouth Carolina Police Close Hayden Panettiere Death InvestigationRai NewsSpagna, scontro tra treni: precipitano vagoni, almeno 68 morti. Tre italiane disperse
The Daily Newsstand · Free, Always
Thursday, October 29, 2026

Yaşasın 29 Ekim!

Translate

Türkiye Cumhuriyeti sokaklarda, meydanlarda, dağlarda, tepelerde, ovalarda, nehirlerde kuruldu. Direnerek kuruldu. Direnerek var oldu. Bu ülkede cumhuriyet asla sokakta bulunmadı, ama sokaklarda, meydanlarda kuruldu. Onu saraydakiler değil, sokaktakiler, meydanlardakiler kurdu!

Evet, bugün, on yıllardır karşıdevrimcilerin insafına bıraktığımız cumhuriyetten geriye çok az şey kaldı. Karşıdevrim hiç olmadığı kadar güçlendi, yıllar içinde yalnızca iktidarı değil, tüm cumhuriyet kurumlarını da ele geçirdi. Ama tek bir şeyi ele geçiremedi: cumhuriyetin kendisini!

Bugün, cumhuriyetimiz 103 yaşında ve tehlike altında. Ama hâlâ ayakta duruyor. Zar zor duruyor, tarihinde hiç olmadığı kadar zor bir halde duruyor ayakta –ama yine de ayakta ve duruyor. Her gün kendisine işkence edilmesine rağmen durmaya devam ediyor. Çünkü yıkamadılar onu!

CUMHURİYET NEDEN YIKILMADI?

Her birimiz biliriz; yasanın üstünde bir şey varsa cumhuriyet olmaz. Yozlaşmış bir rejimin en açık işaretidir bu; yasaların değil başka şeylerin egemen olması. Bu yüzden önce bunu yaptılar, yasaların içlerini boşaltıp anayasayı kullanılamaz hale getirdiler. Ama olmadı, cumhuriyet böyle yıkılmadı. Yıkılmadı, çünkü yasaların etik etkiler üretmesi için gereken zaman çoktan geçmişti; yurttaşlarını yasallık zemininde buluşturan cumhuriyet ile yurttaşları arasındaki bağ çoktan sağlamlaşmıştı.

Gördüler bunu, ama pes etmediler. Tehditlerle yol almaya kalktılar bunun üzerine. Tehdit ederek yıkmak istediler cumhuriyeti. Fakat bu da işe yaramadı. Cumhuriyet yine yıkılmadı! Neden? Çünkü, devrimle kurulmuş bir ülkenin tehditlerle hizaya çekilemeyeceğini anladılar.

Fakat yine pes etmediler. Yaptıkları tehditleri hayata geçirdiler bu sefer. Baskı kurdular, kurdukları baskıları artırdıkça artırdılar. Zulmettiler, yapabildikleri her kötülüğü yapmaya koyuldular. Ama cumhuriyet yine yıkılmadı, yine ayakta kaldı! Yıkılmadı, çünkü tehdit gerçekleşmemiş bir gelecek olarak kaldığı sürece korkutan bir silahtır, kullanıldığı an tüm korkutma etkisini yitirir –çünkü olan olmuştur artık, korkuyla yüzleşilmiş, tehdit sona ermiştir.

İşte şimdilerde ısrarla bunu yapmaya devam ediyorlar. Baskıları artırdıkça artırıp bulabildikleri her araçla cumhuriyete zarar vermeye çalışıyorlar. Zarar veriyorlar ama cumhuriyeti yıkamıyorlar. Ve bu noktadan sonra artık asla yıkamazlar!

Yıkamazlar, çünkü baskılar belirli bir noktaya kadar korku üretir; ancak o nokta aşıldığında korku öfkeye, öfke de devrimci bir enerjiye dönüşür. İşte ülkece tam da bu noktanın aşıldığı anlardayız bugün.

Evet, hainler ve ihanet edenler çıkıyor bir bir. Ancak ihanet yolu, yalnızca korkunun giderilmesi değil çıkarın korunmasını da talep eder. Çıkarın korunması için kaynak gerekir, ancak karşıdevrimcilerin kullanabilecekleri kaynakları da kalmadı artık, sıfırı tükettiler!

Peki, bunca zamandır niye yıkmak istediler cumhuriyeti? Neden cumhuriyetle olmak yerine cumhuriyetin karşısında durdular hep?  

KİM BU CUMHURİYET KARŞITLARI?

Kuşkusuz belli başlı dört kesim var: dinciler, liberaller, etnikçiler ve emperyalistler. Aslında sonuncusu ilk üçünü belirleyen tek başat aktör. Diğerleri ya cahil birer eşlikçi ya da çıkarcı birer işbirlikçiden başka bir şey değil. Yıllarca bunun aksini iddia ettiler, bunun üzerine politika yaptılar ama işte bugün çıplak gözlerimizle görüyoruz, her birinin nasıl yan yana hizalanıp nasıl el sıkıştıklarını. Tüm maskeleri indi.

Peki ne diyordu bu zihinler cumhuriyeti yıkmak için? Sadece şunu dediler hep: Cumhuriyetten önce muhafazakâr, dindar ve ahlaklı bir toplum yapımız vardı. Cumhuriyet bu yapıyı yıktı, halifeliği kaldırdı, hukuk ve sosyal yaşamı laikleştirerek dini özel alana hapsetti. Devletin dini kaldırıldı, dinsel ve geleneksel tüm kurumlar yerle bir edildi. Tüm bunlardan dolayı geçmişle olan bağımız koparıldı toplumsal yapımız bozuldu ve tümüyle olmadığımız bir şeye ahlaksız bir şeye dönüşmeye başladık. Cumhuriyet ahlakımızı bozdu.

Ne kadar basit bir özet değil mi? Ama bir özet değil bu; yüzyıldır tekrarlanan, irili ufaklı her toplantılarında dile getirdikleri, dahası üzerine kitaplar, doktora tezleri yazarak hacim kazandırmaya çalıştıkları kocaman bir safsata! İşte bütün mesele bu. Ve 103 yıldır bu safsatayla uğraşan bir cumhuriyetiz biz.

Gerçekler hep şunu söylüyor oysa: Hayır, cumhuriyetten önce muhafazakâr ve dindar bir toplum yapımız değil, din istismarına dayanan hesap vermeyen bir yönetim yapımız vardı. Cumhuriyet tam da bu yapıyı yıktı. Din istismarı üzerine kurulu, yozlaştıkça yozlaşan yönetim kurumlarını ya yasallık zeminine çekti ya da tümüyle ortadan kaldırdı. Kamu görevlilerini hesap verebilir kıldı. Sosyal yaşamı laikleştirerek yurttaşları itaat etmeye değil, sorumluluk almaya davet etti. Geçmişle bağımızı koparmadı. Geçmişi hükümdarların hayat öykülerinden çıkarıp tüm yurttaşların kültürü olarak kucakladı! Böylece bu ülkeyi, tam da olduğu şeye, bu topraklarda yaşayan insanların öyküsüne, öykülerine dönüştürdü. Yurttaşları ahlak bekçiliği olarak kullanıp bir kenara atan yöneticilerden kurtarıp onlara yönetime bizzat katılan, sorumluluk alan erdemli yaşamlar sürme olanakları sundu.

İşte, şimdi bu gerçekleri her zamankinden daha çok işitiyor, daha çok anlıyoruz. Cumhuriyet olmazsa ne olacağını görüyoruz! 

CUMHURİYETİ KİMLER KURTARACAK?

Son yıllarda bazı insanlar sık sık karşıdevrimin cumhuriyet rejimini yıktığını ancak yerine bir şey koyamadığını söylüyor. Yanlış bir söylem bu; yıkmak için yapılan çok şey oldu evet, ama yıkılan bir cumhuriyet olmadı hiç!

Fakat cumhuriyet bir tehlike altında. Tehlike altında olan bir şeyin kurtarılması gerekir. Peki, cumhuriyeti kim kurtaracak, kimler kurtaracak? Muhalefet partileri mi, muhalif politikacılar mı, sosyalistler mi, komünistler mi, yazarlar mı, aydınlar mı, gazeteciler, öğretmenler, doktorlar, işçiler, köylüler mi? Yoksa bunların her biri ya da hiçbiri mi?

Toplumsal ilerlemeyi sağlayan itici güç, siyasi partilerin tercihleri değil, o ilerleme uğruna verilen mücadelelerdir. Yakın zamanda bir tanışımla parkta karşılaştık. Ayaküstü bana yazılarımı eksiksizce takip ettiğinden söz etti ve söylenerek sordu: “Cumhuriyeti yıktılar. Ne olacak bizim halimiz?” Umutsuz olmamasını söyledim, yüz yıl önce çok daha zor koşulların altında devrim yapan bir ülkenin bugünlerden de çıkabileceğinden bahsettim. Katılmadı bana, “Yüzyıl önceki insanların kaybedecek bir şeyleri kalmamıştı, bizlerin ise kaybedecek çok şeyi var artık” dedi. Sorumluluk üstlenmek yerine neden teslim olduğunu ya da olacağını ifade eden bu zihniyet yüzünden bugünlere geldiğimizi söyledim ve her birimizin sorumluluk alması gerektiğini belirttim. “Alıyoruz,” dedi, ama almıyordu!

Yıllar içinde Anadolu Devrimini yaşamak ve yaşatmak yerine onu kültürel hafızaya terk ettik. Kültürel hafızaya terk edilerek bir devrim korunamaz! Çünkü kültürel hafıza müzeleştirir ve müzeler geçmişi korur, bugünü değil!

Yaşamlarımızda zaman, her birimizin kaynağıdır. Anadolu Devrimini yapanların böyle bir kaynağı neredeyse hiç yoktu, hiç zamanları olmamıştı. Ama onlar ne zamana uymayı ne de zamanı kullanmayı seçti. Bunun yerine zamanı katlayıp büktüler. Çünkü biliyorlardı ki, devrim ve karşıdevrim mücadelesinde zamana uyan ya da zamanı daha iyi kullanan taraf değil, zamanı katlayabilen taraf kazanır. Onlar da zamanı katladılar ve başardılar.

İşte bugün biz de bunu yapacağız yine: zamanımız yok demek yerine zamanı katlayacak ve cumhuriyeti kurtaracağız. Ve gelecek kuşaklar bizlere, “Onlarda eksik olan akıl değil cesaretti” diyemeyecek. Çünkü aklımız da var, cesaretimiz de! Cumhuriyeti kurtarmak için gereken sapasağlam karakterlerimiz de!

Cumhuriyeti, sorumluluk alanlar kurtaracak!

Cumhuriyetimizin 103. yaşı kutlu olsun! Yaşasın Cumhuriyet! Yaşasın 29 Ekim!

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.