Demokrasiyi yozlaştırarak Cumhuriyetin altını oymak!

1) Özgür, adil, şeffaf, muhalefet ile iktidar partilerinin eşit koşullarda yarıştığı, gerçek seçeneklerin bulunduğu, bağımsız yargı denetimindeki, periyodik seçimler.
2) Temel Hak ve Özgürlükler ve bunları koruyan, kuvvetler ayrımına dayalı Anayasa.
Bu meşruiyet kaynaklarının iki güvencesi zorunludur:
1) Anayasa uygulamalarını izleyen, onu iktidarlara karşı koruyan Anayasa Mahkemesi.
2) Siyasal iktidardan bağımsız yargı.
Ne yazık ki Emperyalizmin de baskısı ve içerideki işbirlikçileriyle, vahşi kapitalizm, bu gereklilikleri yok sayıp Demokratik rejimi yozlaştırarak Cumhuriyetin de altını oymuştur!
Meşruiyetin temeli olan Temel Hak ve Özgürlükler ihlal edilirse, iktidar, Emperyalizmin de desteğiyle, anayasayı ve insan haklarını yok eder:
Yargı bağımsızlığı “halk iradesine karşı engel” diye zayıflatılır...
Medya “iktidarı yansıtan” seslere indirgenir, eleştiri “ihanet” olur...
Liyakat, parti bağlılığının gerisinde kalır.
Bu süreç, açık darbe biçiminde değil, kademeli ve yavaş bir yozlaştırma ile ilerler:
Önce “geçici” istisnalar çıkarılır: olağanüstü yetkiler, referandumla anayasa değişiklikleri, kritik kurumların yeniden yapılandırılmaları gerçekleştirilir.
Emek ve doğa sömürüsü, gelir ve servetin oligarşiye aktarılması yavaş yavaş zirveye ulaşır...
Sömürüye karşı olan muhalefet bir tehdit olarak etiketlenir ve iktidara sadık bir muhalefet yaratılır...
İktidarın dili, toplumu kutuplaştırır; kutuplaşma, toplumun Demokrasiyi ve Cumhuriyeti koruma refleksini zayıflatır...
Tarih yeniden yazılır ve eğitim buna göre düzenlenir...
Cumhuriyetin laiklik, hukukun üstünlüğü, bağımsız yargı, kurumsal özerklikler gibi kurucu ilkeleri “eski rejim kalıntısı” diye küçümsenir ve yok edilir...
Yeni kuşaklara, mevcut liderin varlığı ve iradesi, meşruiyet kaynağı olarak öğretilir...
Devletin varlığı ve devamı (bekası) emek ve ahlak sömürüsünü savunan, emperyalizmin de desteklediği, dincilik, etnikçilik, kapitalizm gibi ideolojilerin ve liderin sürekliliğiyle özdeşleştirilir; o süreklilik bozulduğunda devletin de sarsılacağı aşılanır.
İş dünyası, sivil toplum ve üniversiteler, ya bu sürece uyum sağlar ya da yönetimlerine el konur...
Böylece iktidarın sınırsız güce ulaşması ve muhalefetin sistem dışı bırakılmasıyla, “Temel Hak ve Özgürlüklerden” kaynaklanan “Meşruiyet” yok edilir, Emperyalizm, vahşi sömürü ve baskı egemen olur; Demokratik rejim yozlaştırılır ve “Demokrasi (!)” adına Cumhuriyet, kişisel yönetime dönüştürülerek katledilir!
Asıl tehlike, bu dönüşümün toplum tarafından fark edilmemesi ve bu sürecin, “Demokrasi”, “Gelişme”, “Barış”, “Uzlaşma” diye savunulmasıdır.
Her adım meşru gibi görünürse, hapishanelerin masum gazeteciler ve muhaliflerle doldurulması bile normal karşılanırsa, hem Demokrasi hem Cumhuriyet, özetle “Demokratik Cumhuriyet” yok olur!
Oysa Demokratik rejimi ve Cumhuriyeti savunmak, sadece sandıkla olmaz...
Temel Hak ve Özgürlükleri korumakla, sömürüyü önlemekle ve iktidarın da sınırlarını çizen Anayasa’yı ve Anayasa Mahkemesi gibi bağımsız yargı kurumlarını ayakta tutmakla gerçekleşir.
Yoksa Emperyalizmin desteğiyle, kapitalist ideolojileri savunan, dinci, etnikçi, kimlikli faşizan iktidarların “Demokrasinin zaferi” diye ilan ettikleri şey, Demokrasi’nin de gerçek Demokrasiyi hedefleyen Cumhuriyetin de yenilgileri olur.
CUMHURİYETİMİZİN 103. YILINI, ONU ANCAK EMPERYALİZME VE SÖMÜRÜYE KARŞI KORUMAKLA KUTLAYABİLİRİZ!
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.