ESPN DeportesEN VIVO: interferencia de aficionado crea polémica, Volpe remolca una y acerca a YankeesESPNHow the Dream took a 2-0 lead over the LibertyLa NaciónLa agenda de la TV del jueves: el Masters 1000 de Shanghai y la acción del básquetbolThe Jerusalem PostProtesters overrun Israeli peace vigil marking October 7 attended by Mamdani한겨레사형 실패로 깨어난 미 여성 “분노와 혼란”…윤리·법적 논란 확산ZDF heuteAktuelle Pressemitteilungen des ZDFSouth China Morning PostWill Huanggang Port opening boost spending at Shenzhen’s border retail shops?SCMP ChinaThe ‘G2’ illusion? After Xi-Trump summit, China wants equality while the US seeks deals20 Minuten«Kostete 500 Euro»: GC-Coach machte Deutsches Supertalent grossDeadlineSkydance Film Bosses Dana Goldberg & Josh Greenstein & The Warner Bros To-Do List: Pics That Are Ready, In The Works Or On Fire경향신문법원 “JMS·정명석, 성폭력 피해자들에 손해배상 해야”···홍콩 국적 신도 등에 배상 판결E! OnlineBritney Spears Shares Pic With Sons Jayden & Sean Preston at Dollywood
The Daily Newsstand · Free, Always
Thursday, October 8, 2026

Türkiye, ABD ve ‘stratejik ortaklık’ - Doğu Silahçıoğlu

Translate

Türk-ABD ilişkilerinde politik altyapı oluşturmak ve kamuoyu desteği sağlamak amacıyla siyasi çevrelerce sıklıkla “stratejik ortak” tanımı kullanılmaktadır. Halbuki bu tanım yalnızca ulusal çıkarları örtüşen ülkeler arasında kullanılabilir. Bilgi noksanlığı ya da özel bir gayretle bağlamından koparılan bu tanımla; iki ülke arasında olmayan yanıltıcı bir ilişki resmi çizilmektedir.

TARİHSEL SÜREÇ 

Bir ülkenin bir diğer ülke ile “stratejik ortak” olabilmesi için; ulusal çıkarlarda bir beraberlik olması ya da en azından bu çıkarlarda belirgin aykırılıkların bulunmaması gerekir. Türk-ABD ilişkilerinde böyle bir yapı yoktur. ABD; “Milli Mücadele” ve “Kurtuluş Savaşı”ndan bu yana Türkiye’ye karşı olumsuz bir tavır içinde olmuştur. “İkinci Paylaşım Savaşı”(1939-1945) sonrasında oluşturduğu yeni dünya düzeninde Türkiye’ye karşı sergilediği yaklaşımda;

- Sömürü pazarı oluşumunu engelleyen Atatürk’ün “karma ekonomik model”i yerine; soygun düzenine altyapı sağlayan vahşi kapitalizmin ülkede egemen kılınması,

- Cumhuriyetin koruyucusu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sağ ideoloji ile etki altına alınarak ABD çıkarlarına uygun bir anlayışla şekillendirilmesi,

- Türk insanının zihninde “komünizm korkusu” yaratılarak ülkede sağ siyasal yapının yerleştirilmesi,

- Sol düşüncenin karşısına “din” çıkarılarak Türk-İslam sentezinin oluşturulması ve kökleştirilmesi,

- 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 gibi darbe ve muhtıralara destek vererek Türkiye’de sosyalist (toplumcu/kamucu) ideolojik zeminin çökertilmesi,

- Türkiye’nin Sovyetler Birliği’ni güneyden kuşatan “İslami yeşil kuşak” içine dahil edilmesi,

Ve nihayet “Büyük Ortadoğu Projesi”nde Türkiye’nin görevlendirilerek kullanılması, ön plana çıkmıştır.

GELİNEN NOKTA

ABD bugün; Kıbrıs davasında Türkiye’nin karşısındadır. Yunanistan’ın Ege’de ve Doğu Akdeniz’de uluslararası anlaşmalara aykırı girişimlerine destek olmaktadır. Türkiye’nin silahlanma taleplerini karşılıksız bırakmakta; bu konuda düşman ülkelere yaptığı uygulamaları gündemde tutmaktadır. Karadeniz’de “Montrö Sözleşmesi”ni etkisiz kılmak için her fırsatta hamle yapmaktadır. Bölücü/ayrılıkçı harekete destek vererek Ortadoğu’da “Kürdistan”ın kurulmasına önayak olmaktadır.

Özetle, ABD, başta ulus devlet yapısı olmak üzere; temeli Lozan Antlaşması ile atılan Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm değer ve kazanımlarına karşı çıkmaktadır. Bütün bunlara karşın ABD’nin hâlâ “stratejik ortak” olarak tanımlanması ve bu konuda bir “toplumsal algı” oluşturulması büyük bir yanlıştır. Hedefi Ortadoğu’da “ulusal egemenlik” yerine “kişisel egemenlik” yönetiminde “ırk ve din” temeline dayanan yeni rejimler oluşturmak olan ABD’nin Türkiye ile “stratejik ortak” olması ya da iki ülke arasında politik/askeri ilişkilerin bu terimle adlandırılması bir çelişkidir.

Kuşku yok ki ittifak içindeki devletlerin birbirleriyle örtüşen çıkarları kadar örtüşmeyen çıkarları da olabilir. Ama her ittifak “stratejik ortaklık” olarak adlandırılamaz. Türkiye’nin ulusal birlik ve bütünlüğünü hedef alan ve bunu ısrarla sürdüren ABD’nin stratejik ortağı ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki temsilcisi “İsrail”dir.

GÖRÜNEN RESİM 

Siyasal iktidarın ABD ile sürdürdüğü politik/askeri ilişkiler bugün tümüyle kurumsallıktan kişiselliğe indirgenmiştir. “Stratejik ortak” betimlemesi, bu ilişkilerin sürdürülmesinde manivela olarak kullanılmaktadır. ABD; Türk siyasal yöneticilerinin davranış eğilimlerini dikkate alarak iç politikada onlara alan açma karşılığında Türkiye’nin ulusal hak ve çıkarlarına aykırı isteklerde bulunabilmektedir. “Stratejik ortaklık” iki ülkenin “güvenlik” ve “gönenç” kapsamda örtüşen hedeflere ulaşmak için birbirlerine sağladıkları askeri, politik, ekonomik ve diğer tür desteğin adıdır. Resme bu açıdan bakıldığında Türkiye ile ABD’nin ulusal çıkarlarında birlik ve beraberliği gösteren bir öğe yoktur.

ABD’nin amacının; Türkiye’nin ulus bütünlüğünü parçalamak, ülke birliğini yok etmek olduğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle; ulusal çıkarlarımıza aykırı ABD isteklerine karşı çıkılmalıdır. Türkiye bunu geçmişte, çok daha zor dönemlerde bile yapmıştır. Kıbrıs’ta 1963 ve 1974’de askeri müdahale gündeme geldiğinde Türkiye Cumhuriyeti; ABD tehditlerine boyun eğmemiştir. İlkinde Başbakan İnönü, ABD’ye “Yeni bir dünya kurulur Türkiye de o dünyada yerini bulur” diyebilmiş; ikincisinde Başbakan Ecevit, Kıbrıs Barış Harekâtı’na karşı çıkan ve Türkiye’ye silah ambargosu uygulayan ABD’nin Türkiye’deki askeri üslerini kapatmıştır. ABD’nin 21 üssüne Türk bayrağı çekilmiş; bu üslerde görev yapan beş bin dolayındaki asker ülkelerine geri gönderilmiştir. Üsler tümüyle Türk Silahlı Kuvvetleri emrine girmiş; yalnızca İncirlik tesislerinin NATO amaçlı kullanımına izin verilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu kararlı tutumu karşısında ABD ambargoyu kaldırmak zorunda kalmıştır.

PARLAMENTER SİSTEME DÖNÜLMELİDİR

Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politika esasları; 100 yıl önce Atatürk tarafından oluşturulmuş ve bugün gelenekselleşmiştir. Bunlar, “tam bağımsızlık”, “emperyalizm karşıtlığı”, “Yurtta barış dünyada barış”tır. Bu ilkelerin hiçbiri, güvenlik ve gönence katkı sunma amaçlı bir ittifaka karşı değildir. Ne var ki her durum ve koşulda ulusal hak ve çıkarlar korunabilmelidir. Uluslararası politik gelişmelerde tepkisiz, edilgen ve hareketsiz kalmak yerine, Atatürk’ün işaret ettiği gibi, “vatan savunması ve ulusun yaşamı söz konusu olduğunda” savaş göze alınabilmelidir.

Son 25 yılda Türkiye’nin ABD karşısında, ülkenin hak ve çıkarlarını gözeten bir politika izlemediği ortadadır. Bu dönemde dış politikada edilgen bir tavır sergileyen Türkiye artık, kurumsallığı dışlayan kişiselliği önceleyen “denetimsiz başkanlık sistemi”ni terk ederek bir an önce ulus egemenliğine dayalı “parlamenter sistem”e geri dönmeli; ülkenin hak ve çıkarlarına sahip çıkmaya yönelmelidir.

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.