‘Oğlum Mernuş...’ - Süleyman Girgin


Bedri Rahmi’nin “Oğlum Mernuş, sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun” demesinin üzerinden yarım asrı aşkın bir süre geçmesine karşın hâlâ otobüsü yakalayabilmiş değiliz. Daha da tersine, her geçen gün bir öncekini aratır nitelikte.
Avrupa’da yaşayan birine, gençlik yıllarına tekrar dönmek isteyip istemediği sorulsa çoğunluğu “evet” der ama bizde maalesef, bu dönem çile doldurma dönemi olarak görüldüğünden, bir çoğumuz; “Aman ,Allah korusun” diye yanıt verir.
Son zamanlarda X, Y, Z kuşağı olarak kodlanıyor nesiller. Biz Türkiye koşullarına göre, emekliler, çalışanlar ve çocukları olarak kodlarsak daha doğru olur gibi görünüyor aslında.
Emeklilerin hal-i pür melali ortada. Bugün AKP iktidarının belki de en çok örselediği kesim emekliler. En düşük emekli maaşı 23 bin 500 TL. Kirada oturan bir emekli için bu maaş geçinilmesi imkânsız bir miktar.
Memurla işçi emeklisi için durum bir nebze daha iyi olsa da tüm emeklilerimizin geleceği, fitili ateşlenmiş bir bomba gibi.
TÜİK’in açıkladığı enflasyon ile aylığına zam alan, ancak gerçek enflasyon ile harcama yapmak zorunda bırakılan milyonlarca emeklinin ikbali ya da geçim ömrü -ya da bu fitilin bombaya ulaşma ömrü- bu iki makas aralığına sıkışmış durumda.
İMTİYAZ SAHİPLERİ VE YURTTAŞLAR
Z kuşağı, diye adlandırdığımız gençlerin durumu, emeklilerimizden aşağı kalır değil. Çünkü asıl gelecekleri çalınan onlar. Şu an bununla tam olarak yüzleşmek zorunda kalmasalar dahi, ileride illa ki yüzleşecekler.
Her ile bir üniversite, her ilçeye bir fakülte plansızlığı ile oluşturulan milyonlarca üniversite mezunu gencimiz, ne yazık ki ya zincir marketlerin kasiyeri olarak ya da bir restoranda garson olarak buldukları işe razı olacak durumdalar.
“Ev genci” diye bir tabir türedi AKP döneminde. Okulundan mezun olmuş ama atanamamış, iş bulamamış, evde anasının, babasının eline bakan, yuva kurma olanağı ya da hayali olamayan bir kesim yaratıldı.
Tabii ki AKP’li imtiyaz sahiplerini bundan azade tutmak gerekli.
Ve “Y” kuşağı… Bu kadar olumsuz ekonomik koşul altında, hem anne babasına hem de çocuklarının durumuna hayıflanmak zorunda kalan ve çift taraflı pres altına giren kesim, bugün yükü en çok omzunda hissederek ezilen kesim.
Sonuç olarak; “AKP iktidarı nasıl oluyor da hâlâ yüzde 30’luk oy oranına ulaşıyor” sorusunun yanıtı bir saadet piramidinde saklı.
Bu piramitte en üstteki ihale alıyor. Piramidin orta kesimi çoluğunu çocuğunu bir şekilde devlet kadrolarında işe sokuyor. En alt kesim ise sosyal yardımlar ile gemisini yüzdürüyor. Hatta, bu kesime hiç çekinmeden, diğer insanların gözlerininin içine baka baka “Siz AKP’liyseniz imtiyazlısınız” mesajı veriliyor.
Pandemi döneminde 65 yaş üstü eve kapatılırken yapılan, 81 ilden hınca hınç toplanan kongrenin vermeye çalıştığı subliminal mesaj bugün belediyelere veriliyor; “AKP’liyseniz kural ve kanunlardan muafsınız ama muhalif iseniz canınızı yakarız”
24 YILIN KARNESİ
Birçoğumuz devletin varlığını, trafik cezası yerken, vergi öderken ya da bize parmak sallanıp haddimizi bilmemiz gerektiği söylenirken hissediyoruz ama birileri devletin varlığını ayrıcalıklı olarak her zaman arkasında hissediyor.
Devletin varlığını arkasında hisseden kesimin konforu bir yanda, devleti cezalandırıcı bir mekanizma olarak yaşayan kesimin varlığı diğer yanda.
Sonuç olarak; ülke halkı olarak mutsuzuz, umutsuzuz, karamsarız, kaygılıyız ve geleceğimizden endişeliyiz.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.