İBB davasında yer alan firma mahkeme salonunun betonunu döktü!

İkinci celse başladı. Önce tutuklu sanıklar, ardından tutuksuz sanıklar savunmalarını yapıyor. Ben de elimden geldiğince duruşmaları takip etmek için Silivri’ye gidiyor, salonda gördüklerimi ve dinlediklerimi yazıyorum.
Dün savunma sırası itirafçı iş insanı Serbülent Danış’taydı.
Danış, İBB’den alacaklarını tahsil edemediğini, bu nedenle CHP PM üyesi tutuklu Baki Aydöner ve kardeşi Bulut Aydöner ile görüştüğünü anlattı. Alacağını alabilmek için rüşvet verdiğini, hatta bir arsa devrettiğini iddia etti.
Baki ve Bulut Aydöner ise bu suçlamaları reddediyor.
Danış’ın savunması bittikten sonra tutuklu sanık Baki Aydöner kendisine sorular yöneltmeye çalıştı.
“Çalıştı” diyorum çünkü hem Danış’ın avukatı hem de mahkeme başkanı sık sık araya girdi. Mahkeme başkanı, Aydöner’i birkaç kez uyardı.
Baki Aydöner, Danış’a özetle şunu sordu:
“Şirketimin batma noktasına geldiğini söylüyorsunuz. Ancak aynı dönemde sermaye artırımına gitmişsiniz. Bu nasıl oluyor?”
Bu diyaloğu dinlerken yine aynı soru aklıma geldi: İtirafçı olan iş insanlarının ticari hayatlarında neler yaşanıyor?
Serbülent Danış, 2020 yılında gerçekleştirilen ve ihale kayıt numarası 2020/218883 olan yol bakım ve onarım ihalesi nedeniyle “ihaleye fesat karıştırma” suçlamasıyla başlatılan soruşturmada şüpheli konumundaydı.
İBB dosyasında ise itirafçı oldu.
Bu süreçte firmasının adı değişti. Şirket, faaliyetlerini Yeditepe Taahhüt adıyla sürdürmeye başladı.
AKIL ALIR GİBİ DEĞİL!
Sonrasında ne oldu?
Belediye başkanı tutuklanan ve yönetimi el değiştiren Gaziosmanpaşa Belediyesi, 2026/367344 kayıt numaralı yol bakım ve onarım ihalesini gerçekleştirdi.
İhalenin bedeli 139 milyon 977 bin TL’ydi.
İhaleyi alan şirket, Serbülent Danış’ın şirketiydi.
Sadece bu kadar da değil.
İBB ve diğer büyük davalar için Silivri’de inşa edilen yeni duruşma salonunun betonunun da Danış’ın şirketler grubunda yer alan bir firma tarafından verildiği belirtiliyor.
İnşaat devam ederken çekilen fotoğraflara ulaştım. Bunun üzerine firmanın internet sitesini inceledim. Beton tedarikini yapan şirketin gerçekten aynı grup bünyesinde olduğu görülüyor.
Akıl alır gibi değil; İBB davası itirafçısına, İBB sanıklarını yargıladıkları mahkemenin betonunu döktürmüşler.
Üstelik dahası var.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Boğaziçi Yönetim AŞ’ye yönelik operasyon düzenlendi ve 57 kişi gözaltına alındı.
Soruşturma dosyasında adı geçen şirketlerden biri de listede 51’inci sırada bulunan Baya isimli firma. Şirketin yetkilisi Muammer Yamak.
Bunlar kamuya açık kaynaklarda da var.
Aynı şirket, Sağlık Bakanlığı Şanlıurfa Şehir Hastanesi Projesi kapsamında gerçekleştirilen cerrahi alet alımı ihalesini de kazandı.
İhale kayıt numarası 2026/612729.
İhalenin yaklaşık maliyeti 1 milyar 344 milyon TL. İhale bedeli ise yaklaşık 922 milyon TL. Baya isimli firma 588 milyon TL olan kısmı kazandı.
Fakat teklifler arasındaki fark dikkat çekici. Edindiğim bilgilere göre aynı iş için neredeyse yarı fiyat teklifler verilmiş. İhale sonucuna karşı Kamu İhale Kurumu’na itirazda bulunulduğu belirtiliyor.
İhale iptal edilir mi, edilmez mi?
Bunu bilmiyorum.
Elbette sadece fiyat farkı, tek başına usulsüzlüğün kanıtı değildir. Teknik yeterlilik, ürünlerin niteliği ve tekliflerin geçerlilik şartları ayrıca incelenmelidir.
Ancak ortada kamu adına sorulması gereken ciddi sorular yok mu?
ORTADA GARİPLİK VAR
İddianamede “örgüt lideri” olarak suçlanan, rüşvet verdiğini ve ihalelere fesat karıştırdığını anlatan Aziz İhsan Aktaş, itirafçı olduktan sonra tutuksuz yargılandı. Dava devam ederken televizyon kanallarını dolaştı. Rüşvet verdiğini söylediği bazı eylemler bakımından etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak ceza almadı.
Rüşvet aldığı iddia edilen kişiler ise cezaevinden duruşmaya getirildi. Şimdi benzer bir tabloyu başka isimlerde de görüyoruz.
İhaleye fesat karıştırmak ve rüşvet vermekle suçlanan ya da bu yönde beyanda bulunan kişiler kamu ihalelerine girmeye ve ihale almaya devam ediyor.
Rüşvet aldığı iddia edilen kişiler ise tutuklu olarak savunma yapıyor.
Burada kimseye peşinen suçlu ya da suçsuz demiyorum.
Ama ortada bir gariplik var.
Adalet yalnızca mahkeme salonunda verilen karardan ibaret değildir. Uygulamanın eşit görünmesi, aynı durumdaki kişilere aynı ölçünün uygulanması gerekir.
O halde soralım:
Bir kamu ihalesinde rüşvet verdiğini söyleyen kişi, başka kamu ihalelerini nasıl almaya devam ediyor?
Hakkında “ihaleye fesat karıştırma” suçlaması bulunan bir şirketin kamu kurumlarıyla ticari ilişkisi neden hiçbir şey olmamış gibi sürüyor?
İtirafçıların şirketleriyle ilgili herhangi bir inceleme yapılıyor mu?
Bu şirketlerin aldığı yeni ihalelerde geçmiş soruşturma dosyaları dikkate alınıyor mu?
Rüşvet verdiğini söyleyen dışarıda ve ihale almaya devam ederken rüşvet aldığı iddia edilen neden tutuklu yargılanıyor?
İtirafçılık, suçun aydınlatılmasını sağlayan hukuki bir kurum mudur, yoksa bazı kişiler açısından ticari ve adli dokunulmazlığa dönüşen bir mekanizma mıdır?
Ben karar vermiyorum.
Belgeleri, ihale kayıtlarını ve duruşma salonunda söylenenleri yan yana koyuyorum.
Ortaya çıkan tablo bu.
Sonuç olarak itirafçı olanların yalnızca özgürlükleri mi korunuyor, sırf itirafçı oldukları için şirketlerinin önü mü açılıyor, işte bütün mesele burada düğümleniyor.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.